Reklamı Kapat

Orucun şavkı

Ömrümüzün nisan durağında çeşmeler ne kadar açılacak.

Dar el, var el denklemi çözülüp, hayır hasenat ne kadar yapılacak.

Ya da sadece sofraların telaşından öteye geçilemeyecek bir oruç mevsiminde, kâr zarar hanesi, nasıl denkleşecek.

Tıpkı Mevlâna’nın Mesnevi’sinde anlattığı gibi;

“Sebâlıların, şehirlerinin güzelliği ve onların buna şükretmemeleri. Allah, onlara bunca bağ bunca bostan vermiş; onlara bunca nimetler ihsan etmişti. Ağaçlardan dökülen meyvelerin bolluğundan yol daralır, geçenler geçemez olurlardı. Külhan hizmetinde çalışan bir adam bile o kadar zengindi ki altın kemer kuşanırdı. Köpek, ekmekleri ayağıyla çiğner, ezerdi.

Peygamberler, bunlara: “Doğru olun, doğruluk yapın” demişti. “Nimetleriniz çoğalmakta fakat şükür nerede?” “Nimet verene şükretmek aklen de lazım… Şükretmeyen, kendisine ebedî hışım kapısını açar. Bir şükre bedel bu kadar nimeti kim verir?

Sebâlılar dediler ki: “Bizim şükretme kabiliyetimizi şeytan alıp götürdü! Şükürden de usandık, nimetten de. Bu nimetlerden öyle usanç geldi ki, ne ibadet hoşumuza gidiyor, ne kabahat! Nimetleri de istemiyoruz, bahçeleri de.

Peygamberler dediler ki, nimetler illet olur. Bu güzelliklerin düşmanı sensin, neye elini vurdunsa kötü oldu. Şeker zehir kesildi. O huy, dert kimyasıdır. Biz söz doktorlarıyız. Fazla sözü sat da, can, mevki ve para pul bağışlamayı satın al. Allah seni övsün, rütbene gök bile haset etsin”.

Yeni bir başlangıç Ramazan.

Yenilenme, bilenme, incelme, arınma, sabretme, sevgide zirveleşme, Yaratan aşkında yücelme. Şükretme. Yaradılanı hor görmeme, elinden tutma, yardım etme.

Bir şehir gezimizde çok yorulmuştuk. Herkesin yemeklerini övdüğü restoranın kapısında kalakaldık, “Kusura bakmayın bir başka kalabalık grup geldi, her şeyi bitirdi, size yemek yapacak malzememiz kalmadı, keşke haber verseydiniz.” Grupta şeker hastaları, yaşlılar, ayakta duramayacak kadar yorgun bitkin insanlar vardı, açlıktan bitap düşmüşlerdi. Kızgınlardı, yemek, tura dâhildi; aldatılmışlardı. Yanımızdaki tur yöneticisi, pişkin; “Orası kolay, size hemen malzeme bulup göndeririz”. Bize dönüp, “Bir iki sanat eseri daha gezin yemekler hazır”. Mecalsiz ayaklarımızla birkaç çeşme, türbe, konak daha görmeye gittik, yemek hazır olmuştur, diye tekrar geldik.

Restoranın girişinde sandıklardaki sebzelerin renklerine dalıp gittik, kıpkırmızı domatesler, yemyeşil biberler, mosmor patlıcanlar, etler, taptaze maydanozlar, rokalar dizilmişti. Fakat restoranın müdürü, ellerini yana açıp, “Üzgünüm ama aşçımız aniden hastalandı, hastaneye zor yetiştirdik başka bir lokantadan aşçı bekliyoruz”.

Gece yarısı kalakaldık, tur yöneticisi de kayıplara karışmış grup ortada kalmıştı, açık bir fırın zor bulduk, insanlar hayatlarının en güzel yemeğini yediklerini söylediler, tazesi satılmış bayat ekmekleri yerken.

Ramazan sofralarımız o restoranın sebze kasaları gibi rengârenk olsa, hatta yemeği yesek de kazancımız ne olacak.

Asıl kazanç, nimetleri bize bağışlayana olan şükrü, teşekkürü hiç unutmamak. O nimetlerin uzak düştüğü yoksulları hatırdan çıkarmamak. Nimetleri onlarla paylaşabilmek, yemeğin lezzetindeki asıl büyük sır, işte sadece budur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?