Siyaset Ehl-i Dalaletin işi mi?

Geçtiğimiz hafta İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz’ın, tarikatların siyasetten ve ticaretten uzak durmaları gerektiğini, siyasetle meşgul olduklarında siyasetin pençesine düştüklerini, ticaretle meşgul olduklarında ise amaçlarını sapıttıklarını ifade eden beyanına rastladım. İl müftümüz bu ifadeleri ile hepimizi derinden yaralayan bir soruna parmak bastı. Zira ticarete ya da siyasete yönelen tarikat ve cemaatler ne yazık ki dünyevileşme noktasında başı çeker hale geldiler. Müftü Bey yaşanmış tecrübelere bakarak, kötülükten uzak kalamıyorsunuz bari kendinizi geri çekin mealinde bir açıklama yaptı. Fakat bu noktada zihnimi meşgul eden bazı sorular var: Sözde kendilerini maneviyat önderi olarak gören kişiler nasıl oluyor da ellerine imkânlar geçince ihaleler peşinde koşmaya başlıyor? Nasıl oluyor da bu kişiler siyasette ve ticarette fitne, fesat ve yolsuzluğa yönelebiliyorlar? Ya da Müslümanlar siyaset yapmalı mı yoksa dünyadan ellerini eteklerini çekip inzivaya mı çekilmeliler?
Birey ve toplumların uyum ve sükûnetini merkeze alan siyaset, imanlı, şuurlu, bilgi ve bilinç noktasında donanımlı ve cihat ruhu taşıyan kişilerin iradeleri ile gerçekleşmeli. Siyaset cahil ve gafillerin işi olmamalıdır. Aksine bu işi takva sahibi kişiler yapmalı ve adaletin bekası bu kişiler vasıtasıyla sağlanmalıdır.

Resulullahın Arap yarımadasında kurduğu devlet, siyasi, toplumsal ve ekonomik anlamda bir ülkenin nasıl ve hangi ilkeler ekseninde devam edebileceğini göstermiştir. Resulullah toplumun ülke kaynaklarından faydalanabilmeleri için ticaret, ulaşım, zanaatkârlık, tarım ve hayvancılığın gelişmesine önem vermiş ve fertleri bu anlamda rahatlatmıştır. Üretimden elde edilen gelirlerin adaletli şekilde paylaşımı için ilkeler koymuş, hile ve yolsuzluğun önünü kapamak için önlemler almıştır. Resulullah fertleri üretime teşvik etmiş ve bu noktada desteklemiştir. Hz. Peygamber kişiler arası ilişkilerde hakkaniyet ölçülerine önem vermiş, devlet idaresinde ise liyakati dikkate almıştır.
Resulullah devlet idaresinde adil, kuşatıcı ve şefkat eksenli bir yaklaşım göstermiştir. Medine Sözleşmesi ile farklı inançlara sahip fertlere aynı çatı altında kendi değerlerini yaşama fırsatı sunmuştur. İslam devletinde Müslümanlar kardeşlik bağlarını güçlendirmiş ve birbirlerine kenetlenmişlerdir.
Peki, siyaset ve ticaret Resulullahın hizmet alanı iken bizler neden dindarların siyaset yapmalarından kaçınıyoruz? Aksine siyaseti ve ticareti imanlı, erdemli ve takva sahibi kişiler yapmalı ve adalet bu kişilerin çabaları ile ayakta kalmalıdır. Âlim kisvesine bürünmüş ehl-i gafiller ise siyasetten uzak durmalıdırlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

03

mizan - Ticaret ve diyaneti birlikte ve güzelce senelerdir yapan bir güzel tarikat var ülkemizde. Şahsen ben onları takdire şayan bulduğum için, kendimin bir vakitler içinde olduğum cemaatin ileri gelenlerini de öyle olmak gerektiğini, bizim de yavaş yavaş öyle başlayıp büyümemiz gerektiğini söyledim. Fakat nafile, fikrimiz kabul görmedi.

Türkiye`deki cemaat grupların çoğusu, ticarete girmeden parazit gibi hazırdan almayı, halktan istemeyi kendisine şiar etmiş maalesef!

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 04 Mayıs 09:16
02

Fahri - Dini Allah ile kul arasına sıkıştırmaya çalışanlara okunacak güzel bir yazı. Kaleminize sağlık.

Ayrıca, Diyanet maalesef siyasetin etkisi altında kalarak kendine yön veriyor. Oysa ki bu yazıdan da çıkarabileceğimiz gibi, siyaset diyanete dayalı yapılmalıydı.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 04 Mayıs 05:20
01

Abduirrahman Serdar - Allah, " ..... cahillerden yüz çevir " buyuruyor. Cumhuriyet Osmanlı dilinden, harf

ve kelimelerinden halkı mahrum ve ÜZAK tutunca (İsmet Paşa, "eskiyi tanımasınlar istedik", diyor), KOCA bir Millet, Evren'in tabiri ile "CAHİL" bırakıldı. Sığ aydınlar tekliyor.

Böyle olunca da ehl-i CEHALET müslüman Halk, kendinin sandığı partilerde bile

ehl-i dalalet (menfaat ve hıyanet) 'in eline düştü. Çünkü onlar şeytan'ın askerleri olduğu için her halükarda, saf, bilgi ve feraseti kıt halkı kolaylıkla uyutup yönlendirdiler, alt ettiler. Halk

kısmen partisini seçebilse de M. VEKİLİNİ SEÇEMEDİ. Merhum N.Erbakan Hoca bile bu gidişi engelliyemedi. tayyip Erdoğan da aynı akıntının ve sıkıntırnın kurbanı. ilim derken, ufkunu, hayat tarzını yönlendiren İLMİ kastediyoruz. Öbürleri ilim bile sayılmaz. Bir tekniktir.

Müslümanlar uzun yıllar silahlı mücadele veren, sonunda, ilim olmadan silahlı

mücadelenin işe yaramadığını gören MORO Müslümanlarının lideri İbrahimii, hedefe varmak için çok sayıda Ulema yetiştirdiklerini beyan ediyor ; yarı bağımsızlığa kavuşana kadar.

Rusların en gelişmiş askeri teçhizatla beslediği Arap müslümanların 1967 Golan Harbinde, ilme ve Ulema yokluğuna yenildiklerini dünya-alem gördü.

Osmanlı AYDINI kalmadı, Cumhuriyet tökezleyip duruyor, artık. Fikahet ve feraset sahibi arif ULEMA ve UMERA yetiştirmenin ELZEMİYETİ kendini iyice belli etmiye başladı,

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 03 Mayıs 15:53

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?