Reklamı Kapat

Ölümcül iktidarlar-ıı

İnsanın doğasında var olan bencilliğin terbiye edilmemesi, insanın bizzat en büyük karşı karşıya kaldığı tehlikesidir. Bu tehlikenin tuzağına düşen insan, her ne kadar bir takım yararlar elde ettiği zehabına kapılsa da, son çözümlemede, bizzat kendi varlığı da o tuzağın içinde bulunduğu için, aslında kendi kendini yok etmek üzere kemirmeye başlar.

Söz konusu bencillik, bireysel bir takım meziyetlere dayanır olabileceği gibi, bir ailenin, bir kabilenin veya bir topluluğun, her ne suretle olursa olsun toplumda edindiği bazı ayrıcalıkların sağladığı statülerden de kaynaklanabilir. Bu durum, bireysel bencillikten, toplumsal olan bakımından, bir ölçüde farklı olduğu algısını doğurabilir ilk bakışta. Ancak, bencilliğin beslendiği temel, birçok bireysel bencilliği içerdiği için daha karmaşık ve daha tehlikeli tuzakların iç içe geçmesine imkân verdiğinden, daha büyük bir soruna dönüşebilir. Dolayısıyla, toplumun bütünlüğünü tehdit etme etki, imkân ve güç itibariyle daha fazla karmaşık bir niteliğe bürünür. Toplumsal bütünlüğü tehdit eder konum ve düzeyde ortaya çıkan böyle bir yapının ortadan kaldırılması, kaçınılmaz olarak köklü bir hareketin yapılmasını zorunlu hale getirir. Bu zorunluluk ya mevzi ayaklanmalar ya toplumdaki belirli grup veya kümelerin, meslek birimlerinin önderliğinde darbeler veya ihtilaller ya da devrimler şeklinde ortaya çıkabilirler.

Örnek değişkenler olarak Güney Amerika, Afrika, Yakın ve Uzakdoğu ülkeleri yanında İslam ülkeleri ve Sovyetler sisteminin çökmesiyle bağımsız kalan Orta Asya ülkeleri üzerinde irdelemelerde bulunulabilir.

Söz konusu ülkelerde, siyasal iktidarların kurulmaları ve yerleştirilmeleri, son çözümlemede, bireysel benliklerin iktidar biçimine dönüştürülmeleri olarak gerçekleşmiş görünmektedirler. Bu toplumlar, benliklerden kaynaklanan iktidarların binbir çeşidini görüp yaşamış olmalarına rağmen, toplumsal hafızalar anlamına gelen kurumlar oluşturamadıkları için, toplumsal örgütlenmelerini tam olarak gerçekleştirememektedirler. Dolayısıyla, benlik temelinde ortaya çıkan iktidarlar, aslında toplumsal örgütlenmenin bir yönünü temsil eden siyaset olgusunun da tam anlamında gerçekleşme imkân ve şartlarını, devamlı budayarak yok edici bir işlev üstlenmektedirler. Özellikle, İslam ve Türk toplumlarında, siyaset olgusunun bir kurum olarak toplumdan yalıtılmış halde ortaya çıkması, bu toplumların tarih ve kültürlerinin dayandığı ilkelerinin yadsınması sonucunu doğurmaktadır. Bu yüzden, aslında devlet şeklinde tanımlanan şeyin bile bir kurum niteliği oldukça tartışmalıdır. Oysa üç bin yıl önce Aristoteles bile, toplumun siyasi örgütlenmesinin, diğer örgütlenme biçimlerinden farklı nitelik taşıdığını, taşıması gerektiğini işaret etmek üzere, bu örgütlenmenin “devlet” olarak adlandırılmasının uygu olacağını belirtmişti. Dönemi itibariyle, Yunan kültüründe “devlet”in varlığı yerine toplumun örgütlenmesi kavrayışı söz konusuydu. Onun için, “politea”, yani toplum, doğadaki düzeni örnek alarak örgütlendiğinde “polis” olarak ortaya çıkabiliyordu.

Tekrar etmeye gerek yok, bilinen tarihiyle birlikte, Türk toplumlarında, toplumun özgü örgütlenmesi “orda” olarak adlandırılmış, galat-ı meşhur anlamda “askeriye” şeklinde ifade edilmiştir. Bunun çok anlamlı olduğu söylenmemelidir. Zaman içinde “ordu” şekline girmiş olan kelime, salt askeri alanı ifade eder bir kullanım kazanmış olsa da, başlangıcı itibariyle toplumun çok yönlü örgütlenmesi şeklinde anlaşılmalıdır. Toplumsal hayatın gerçekleşme şart ve mekânı değişkenliğe bağlı kavrandığı için konar-göçer, yaylak-kışlak şeklinde tezahürü, ikincil bir niteliktir.

Özetle, İslam ve Türk toplumlarında, iktidarın bencilliğe dayalı bir tarzda kavranılışı, İslam’ın bildirdiği ilkeler temelinde, siyasetin ilkel bir kavrayış düzeyini aşamadığını, aşmak istemediğini göstermektedir sonuçta. Ümeyye, yani Emeviler’den itibaren, bireysel ya da ailevi veya kabilevi iktidarlar, Müslüman toplumların tuzağı olarak başlamış ve sürmektedir. Peygamberin tebliğ ettiği din ile Ümeyye oğullarının uygulamayla yerleştirdikleri dini, ilkeler ölçeğinde irdelemek, nice bir zamandır sorun olarak ortada durmaktadır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?