Reklamı Kapat

Sen insansın

Birgül ile bir yardım kurumunda tanıştım. Yirmi iki yaşında genç bir bayandı. Fiziki anlamda insanlara bir nefes kadar yakın olsa da, duygusal alamda yalnız ve kopuktu. O yüzden insanların varlığını, hakkında ne hissedip, ne düşündüklerini hiç önemsemiyor, kaale almıyordu. Her şeyi boş vermiş gibiydi, hayat gemisi kendisini nereye sürüklerse o yöne doğru gidiyordu.

Bir erzak paketi alabilmek için yarım saati aşkındır bekliyordu Birgül. Konuşulanlara hiç kulak vermiyor, kendisine yönelen aşağılayıcı bakışlara aldırmıyor, hiçbir şeyi umursamıyordu. Sanki koca dünya boşaltılmıştı da o tek başına kalmıştı. Yaşadığı güçlükler ona çok şey öğretmiş gibiydi.

Birgül on beşinde babasının isteği ile evlendirilmiş ve iki çocuk sahibi olmuştu. Kendisinden iki yaş büyük olan eşi ile birlikte ebeveyninden öğrendiği atık toplayıcılığına başlamıştı ve hâlâ da bu işe devam etmekteydi. Günün belli vakitlerinde evinden çıkıyor ve çöpleri ayıklayarak buradan rızık elde etmeye çalışıyordu. Hafta sonları ise geçen araçlara uzanıyor ve elindeki çiçekleri satmaya çalışıyordu. Sohbet arasında çiçeklerle ilgili epey bilgi aktarımı yaptı ve çiçeklere olan sevgisinden bahsetti. Çiçekler nasıl saklanır, daha uzun vadede nasıl dayanır bir uzman duyarlılığı ile anlattı.

Birgül çileli yolculuğunu anlatırken atık toplayıcılığın risklerinden bahsetti, iki kere elini keskin bir aletin kestiğini ve mikrop kapıp tedavi olduğunu söyledi. Sohbet ederken sık sık telaffuz ettiği iki şey vardı: Çöpe çıkmak, çiçek satmak! Başka seçenekleriniz de olabilir neden kendinizi bu iki işle sınırlandırıyorsunuz dedim. Başını eğdi bir süre düşündü. Sonra kısık bir ses tonuyla şunları söyledi: “Abla biz atalarımızdan böyle gördük. Neden okumuyorsunuz diyeceksin, insanlar bizi dışlıyor, annem en azından liseyi bitir demişti. Ama ben ilkokulda Roman olduğum için arkadaşlarım arasında hep küçümsendim, o yüzden okulu bıraktım ve çöpe çıkmaya başladım. Biz neden insanlardan uzak yaşıyoruz hiç düşündünüz mü? Çünkü bizi insandan saymıyorlar, bizi küçümsüyorlar iş vermiyorlar, sizin yaptığınız şeyleri yapmak istesek bizi kim kabul eder!? Sonra da çıkıp bu Romanlar neden kötü diyorlar…”

Şimdi size soruyorum Birgül haklı mı haksız mı? Romanlar izole bir hayatı tercih ediyor olabilirler ama resmi ve sivil kurumlar, eğitim camiası ve duyarlılık taşıyan fertler onları halkla kaynaştırarak sosyalize etmekle sorumlu değiller mi?

Birgül haklıydı… Zira insanlarımız Roman vatandaşlarımızı kıyıya serpilmiş atıl bir eşya gibi görüyor ve küçümsüyorlar. Birgül’e döndüm, “İnsanlar ne düşünürse düşünsünler sen insansın, Allah sana insan olarak özel bir değer biçti. Bu değeri kaybetmemek için devasa bir servete, makam ve mevkie ihtiyacın yok, bunun için hayata Allah’ın bak dediği pencereden bakabilmen yeterli” dedim. Yüzüme imalı bir şekilde baktı ve “keşke herkes böyle düşünse abla” dedi. Birgül acaba bu ifadelerime neden itimat etmemişti. Gerçekten hepimiz böyle düşünmek zorunda değil miydik?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?