Reklamı Kapat

Kötülük ve Karşılıksızlık

Bazıları, insanın özünde iyi bir varlık olduğuna inanır. Bunlar genel olarak iyi insanlardır. Varlığı iyilik temelinde anlamlandırırlar. Tanrı’ya, insana, eşyaya bakışları iyilik doğrultusunda şekillenmiştir.   Bazıları, insanın özünde kötü bir varlık olduğuna inanır. Bunlar da insandır. Varlığı kötülük temelinde anlamlandırırlar veya anlamsızlaştırırlar. Tanrı’ya, insana, eşyaya temkinle bakarlar.

Bazıları, insanın özünde iyi bir varlık olduğuna inananların, insanın özünde kötü bir varlık olduğuna inananlara da iyi gözle baktığını bilirler. Neticede insan olmaklığın iyilik ve kötülüğü içkin olduğuna inanırlar.  Bazıları, yapılan her kötülüğün yanlarına kâr kalacağına inanır. Bu inanışlarında kendilerince haklıdırlar. Çoğu kötülük, içinde hapsolunan yaşam adına işleyenin yanına kâr kalır. Kabil Habil’i öldürür; bir kargadan öğrendiğini uygulayıp onu gömer, işlediği kötülüğün böylece örtüldüğünü zanneder. Sonra onun için yaşam devam eder, Habil’in nasıl devam ettiğine dair bir malumata lüzum hissetmez. Geri kalan hayatın kendisi için iyi olacağına inanır. Yağmur yine yağar, güneş yine doğar, mevsimler tayin edilen ölçülere göre dönmeye, dünya devinimine devam eder.  Bazıları kötülüğün dünyada da bir karşılığı olabileceğine inanır. Bu inanç çoğu zaman havada kalır. Nemrut’un sivrisinekle başı belaya girer. Sivrisinek Nemrut’un başını ağrıtır. Sivrisinek Nemrut’un başına bela olur. Ölümü de o sivrisineğin elinden olur. Ancak hiçbir şey Nemrut’un hayatı boyunca işlediği kötülüğe karşılık gelmez. İşlediği onlarca, yüzlerce, binlerce kötülük, tanrılık iddiasındaki Nemrut’un yanına kâr kalır. Bu eylem ve karşılığını görme durumu dünyada böyle cereyan eder.

Bazıları kötülüğün son anda da olsa cezasız kalmayacağına inanır. Firavun ve avenesi, Musa ve ona tabi olanların peşine düşer. Firavun halihazırda güçlüdür ve firavunluğunun bir gereği olarak kendisini yalanlayan Musa’yı haklamak derdindedir. Musa ve halkına yol olan Kızıldeniz’e tereddütsüz dalar. Doğal olarak boğulur. Bu dünyada işlediği zulümler dolayısıyla bir ceza görmez. Kızıldeniz’de boğulmuş olmak onun için bir ceza, yapıp ettiklerine bir karşılık zannediliyorsa doğrusu bu çok ucuz, çok hafif bir cezadır.

Bazıları kötülük hususunda HannahArendt’in Kötülüğün Sıradanlığı argümanına sığınır. Kurbanların ve mağdurların tüm güçleriyle sisteme direnmekte ısrar etmemelerinden, rıza göstermelerinden yola çıkarak eski bir SS subayı olan ve Kudüs’te yargılanan Adolf Eichmann’ın aslında ne kadar sıradan olduğuna, kendisini savunmak için resmi bir dil kullanmasına yahut her kötülük işleyenin temel savunmalarından birini oluşturan emir almış olmak ve amirlerin emirlerini yerine getirmiş olmak gibi gerekçelere tav olur. Aslen bir Yahudi olan ve The New Yorker için davayı takip edip 1962’de beş adet makaleyle fikirlerini ortaya koyan Arendt’in, aynı yıllarda Kudüs civarına yerleştirilen Yahudileri görmemesi kimsenin dikkatini çekmez. Nazilerin işlediği zulmün ceremesini topraklarından sürülen, canlarına kıyılan, evlerine ve mülklerine el koyulan Filistinlilerin çekmesine tüm dünya rıza gösterir. İkinci Dünya Savaşı’nda Yahudilerin yaşadığı soykırımdır, imhadır, kötülüktür; sonrasında Filistin halkının maruz kaldığı kimin umurundadır?!.

Bazıları kötülüğün semtlerine hiç uğramadığını zanneder. Kitleleri etkileyen bir kötülük örneği olarak 6-7 Eylül olayları yahut Madımak, muhtemelen namazında niyazında, Ramazan’da orucunda, bilmem hangi hocaefendinin dini mevizelerini dinleyip cezbeye gelen son derece normal Müslümanların; bir düşkünü gördüğünde ona yardım elini uzatan, olmadı elini uzatamamanın sızısını hisseden, çoluk çocuğu için en ideal istikbali tasarlayan insanların işi olmasa gerektir! Böyle bir eylemi gerçekleştiren hiç kimse psikopat, ruh hastası, yahut başlı başına kötü olarak nitelendirilmemiştir. Bu tür manipülasyonların gerçekleşebilmesini sisteme bağlayamamak kötülüğün ana nedeniyken, bir karşılığının düşünülebilmesi düpedüz insanı, iyi ve kötü tarafıyla insanı ele verir.

Bazıları hiç kötülük işlemediğini zanneder. Dolayısıyla bu dünyada bir karşılık görmeyeceklerini umarlar. Öldürdükleri, ölümüne sebep oldukları, işinden aşından ettikleri, mal varlığına / hürriyetine / haklarına el koydukları, ülkeden çıkardıkları, yaftaladıkları, karaladıkları, hain / terörist / düşman ilan ettikleri hep kâr zümresindendir. Meşruiyetini zulümden alanlar, bu ülkede / dünyada / zamanda kendi elleriyle öldürmeyecek kadar hafif / süründürecek kadar ağır incinmelere maruz kalanların daha fazla hasar görmesini elbette kârdan sayacaklardır.

Ahirete inanmak kaçınılmazdır.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?