Reklamı Kapat

Çatlak sesler

Arabeskçi-türkücü karışımı ve hayli medyatik bir vatandaş, geçenlerde “her devrimin kendi çocuklarını yediğinden” dem vurarak kendisinin de AKP tarafından yendiğini söylemiş. AKP kanadında çıkmaya başlayan çatlak seslerin ve homurdanmaların belki de en çarpıcı örneği olarak düşünülebilir. Güç, iktidar, imkan varken ve bunlardan istifade edebiliyorken yaşananları “devrim” sananların, gerçekle yüzleşince devrim sandıkları şeyin zamanı gelince kendilerini de yiyen bir şey olduğunun idrakine basit bir örnektir bu.

Fazilet Partisi içinde “yenilikçiler” olarak başlayıp medya pompalaması ve “birtakım süper güçlerin” de referansıyla bir anda “ılımlı muhafazakarların” iktidar ve nimetleriyle kucaklaşmasına neden olan bu oluşum, ilk başta 4 sacayağı üzerinde olarak gösteriliyordu. Erdoğan’ın yanı sıra Abdullah Gül, Abdüllatif Şener ve Bülent Arınç gibi isimlerin sacayağı olarak anıldığı bu oluşum, zamanla sacayaklarının birer birer eksildiği ve “her şeyin tek bir şeye” indirgendiği bir durum ortaya çıktı. Bugünkü hali, liderin partinin fersah fersah önüne geçtiği ve hatta partiyi giderek eritmesidir.

Bu 17 yıllık tek başına iktidar dönemi boyunca, eldeki tüm imkanlara ve halkın verdiği şansa rağmen beklentileri karşılayamadıkları, fırsatı değerlendiremedikleri ve en önemlisi de güçle, iktidarla, parayla olan imtihanı veremedikleri açıkça görülüyor. Kendi içlerinden yükselen eleştiri, sitem veya şikayetlerin dozajının giderek artmaya başlaması ve yapılan eleştirilere adamakıllı bir yanıt verilememesi de bunu gösteriyor.

Devlet imkanlarının belli bir kesime aktarılması, bu kesimlerin bir anda “sebepsiz yere zenginleşmeleri”, lükse, şatafata, gösterişe ve büyüklenmeye alışmaları, dindarlığın giderek seküler bir gösterişçiliğe evrilmesi, dini cemaatlerin ve grupların iktidarla olan ilişkilerinde hakkaniyet yerine menfaati ön planda tutması gibi sonuçlar, güç ve parayla olan imtihanın başarısızlıkla sonuçlandığına kanıt olarak ortada duruyor.

Herkesin bildiği ama kimselerin yüksek sesle söyleyemediği realiteler artık birileri tarafından söyleniyor. Kamu kurumlarında ehliyet ve liyakat yerine “partili olma”nın veya “partili referansların” önemsendiğini, hakkaniyet yerine yandaş ve partili olmanın göz önünde bulundurulduğunu bilmeyen yok artık.

Toplumsal adalet duygusunun zedelenmesi ve bunun da siyasi iktidarın yargıyı siyasallaştırması nedeniyle olduğunu, önceden AKP’ye yakın olmuş isimler bile dillendiriyor. Bu başlı başına rahatsızlık duyulması gereken bir durum zaten. Adaletin kişiden kişiye değişmesi, aslında kimsenin adalete güvenemez olması sonucunu doğuruyor. Adaletin olmadığı yerde tüm her şey de eksik kalıyor.

AKP’nin hiç beklemediği şekilde kucağında bulduğu tek başına iktidar, zaman ilerledikçe mutlak iktidara dönüştü ve onun verdiği bir şımarıklık da hakikatin görülmesini engeller hale geldi. Kurulma yöntemine atıfla “havuz medyası” olarak da ifade edilen iktidar medyası eliyle halkı yanlış yönlendirmek ve manipüle etmek, halkın algılarıyla oynamak da büyük bir politika aracına dönüştü. Ki, doğru olmayan, yani yalan olan bir bilgiyi yaymanın vebali bile ayrı bir sıkıntıyken, bu ahlaksız medya eliyle iktidarın devamı sağlanmaya çalışıldı. Belki de en fazla rahatsızlık vermesi gereken mesele budur. İktidarın, güç ve iktidarla imtihanının belki de en zayıf halkalarından birisi bile olabilir bu.

Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın “Ahlak ve maneviyat diye iktidara gelen bu arkadaşlarımız, ne pozitif hukuk kuralları bıraktılar ne de ahlak bıraktılar” tespitinin ise başı yanlış, sonu doğrudur. Çünkü AKP, “önce ahlak ve maneviyat” değil “önce iktidar” mottosunu benimsemiş, pragmatik bir partidir. Tek derdi iktidar olan bir partinin, “seçim kazanmak” dışında bir derdi olmayınca, bu hayal kırıklığının neden olduğu çatlak sesler de giderek artacaktır haliyle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Recai Özpınar - Sayın Burak bey

Yazınızı bir solukta okudum. Yıllarca en sondan bir önceki seçime kadar AKP oy veren birisi olarak, yazdıklarınız söylemek istediğimiz ama bir türlü söyleyemediğimiz düşüncelerimizi dile getirmişsiniz. Güç delisi olan bu iktidar , eminimki tüyü bitmemiş yetinin hakkını ve hukukunu korumaktan aciz hale gelmiştir.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 01 Mayıs 16:12

İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?