Fransa’ya Karşı Savaşta Cezayir Âlimler Birliği’nin Rolü Ve Abbas Medeni

On altıncı yüzyılın başlarında Osmanlı idaresi altına giren Cezayir, 1830 yılında başlayan Fransız işgaline kadar bu hâl üzere kalmıştır. İşgalden hemen sonra Fransız işgaline karşı ilk başkaldırı kendisini Cezayir Emiri ilan ederek 1830 yılında cihat bayrağını açan Emir Abdulkadir’dir. Emir Abdulkadir’le başlayan Cezayir bağımsızlık mücadelesi Cezayir bağımsız olana kadar sürmüştür.

Bağımsızlığa giden yolda en büyük hamleyi ise 1931 yılında Şeyh Abdulkadir b. Badis tarafından kurulan “CEZAYİR ÜLEMA BİRLİĞİ” yapmıştır. Âlimlerin kurduğu bu birlik üç temel prensibi şöylece açıklamıştır:

1- Müslümanlık dinimiz,

2- Arapça lisanımız,

3- Cezayir vatanımız.

Bu ulema birliğinin çalışmaları çok kısa zamanda Cezayir’in her tarafına yayılmış ve hummalı bir eğitim seferberliği başlatmıştır. Abdulkadir b. Badis eğitim çalışmalarına öncelikle çocuklardan ve gençlerden başlamış ve çok sayıda mescit ve okul açtırmıştır.

Ulema Birliği bir taraftan eğitim seferberliğiyle davet ve cihada önderlik edecek yeni bir nesil inşa etmeye çalışken diğer taraftan da menfaatçi ve zayıf karakterli insanların Fransız işgal yönetimiyle işbirliğini önlemek için: “Fransızlarla işbirliği yapanların küfrüne, öldüğünde cenaze namazının kılınmayacağına ve Müslüman mezarlığına defnedilmeyeceğine” dair fetva yayınladılar. Âlimlerin yayınladığı bu karar iki yıl gibi çok kısa bir sürede halk üzerinde büyük etki yapmış, Fransız işgaline karşı yeniden bir direniş ruhu aşılamıştır. Bunun üzerine işgal yönetimi Cezayir Âlimler Birliği’ni kapatmış ve genel başkanını tutuklatmıştır. Ama sömürgecilerin bu tasarrufları başlayan süreci durduramamış ve yetişen bu yeni nesil 1954 yılında Fransızlara karşı yeni ve şiddetli bir silahlı mücadeleyi başlatmıştır.

Ama ne var ki bağımsızlık mücadelesinin temelini oluşturan bu İslami ruh mücadelenin son safhalarında -tıpkı tüm diğer İslam ülkelerinde olduğu gibi- bir şekilde inisiyatifi ele geçiren laik kafalı insanlar tarafından hiçe sayılmış ve halkının inanç değerlerine değil Batılı sömürgecilerin yandaşlığına dayanan bir idare bağımsızlık sonrası Cezayir’e de hâkim olmuştur. Böylece savaşı cephede kaybeden Fransa, siyasi entrikalarla Cezayir’e geri dönmüş ve bu gün halen daha burada burnunu her işe sokmaktadır. Cezayir bağımsızlığını kazanmıştı ama yeni yöneticiler Fransızları aratmıyordu. Yeni yöneticiler de Cezayir Âlimler Birliği mensubu âlimleri tutukladılar. Bazılarını sürgüne gönderdiler, bazılarının ise hapishanelerden ancak cesetleri çıktı. Fakat bütün baskılara rağmen Cezayir Âlimler Birliği’nin toplum içerisinde davet ve tebliğ çalışmaları kesintisiz olarak devam etti. Bunun neticesi olarak 1988 yılında halk isyanı patlak verdi. Rejim önce sert tedbirler aldı, halka karşı silah kullandı ama ayaklanmaların önünü alamadı. Bunun üzerine dönemin Cezayir Devlet Başkanı Şadli Bin Cedid siyasi reform ve bağımsız seçim sözü vererek halkı yatıştırdı.

 Nihayet 1990 yılında ilk kez Cezayir halkı çok partili sistemle mahalli seçimlere gitti. Bu seçimlerin açık galibi Cezayir Âlimler Birliği eski mensuplarınca kurulan İslami Selamet Cephesi idi. İslami Selamet Cephesi’nin liderliğini Abbas Medeni ve yardımcılığını da Ali Belhac üstlenmişti. İslami Selamet Cephesi seçimlerde İslam’la çelişen hiçbir yasayı kabul etmediklerini, onları reddettiklerini ve Cezayir’in anayasası Kur’an olan bir devlet haline getireceklerini vaat ettiler. Yapılan seçimler neticesinde 47 vilayetin 32’sini İslami Selamet Cephesi kazandı. Yani yerel yönetimler artık işbirlikçilerin elinden kurtarılmıştı. Aynı tarihlerde Türkiye’de de yerel yönetimlerde Milli Görüş lideri Erbakan’ın önderliğinde Refah Partisi iktidara gelmeye başlamıştı.

Yerel yönetimlerde bu başarının ardından İslami Selamet Cephesi parlamento seçimlerinin de yapılması için zorladı ve nihayet 26 Aralık 1991 yılında iki turlu düzenlenen parlamento seçimlerinin ilk turu yapıldı. Bu turda İslami Selamet Cephesi %80’in üzerinde oy aldı. İkinci turu ise 16 Ocak 1992’de yapılacaktı. Ama seçimlere beş gün kala askeri darbe oldu. Seçimler iptal edildi. İslami Selamet Cephesi yöneticileri tutuklandı. Abbas Medeni ve Ali Belhac uzun yıllar zindan hayatı yaşadılar ama baş eğmediler. Cezayir bundan sonra uzun zaman terör girdabından kurtulamadı. Aynı senaryo 1997 yılında Türkiye’de Milli Görüş ve onun lideri Erbakan’a karşı 2013 yılında da Mısır’da İhvan-ı Müslim’in ve seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye karşı, Filistin’de HAMAS’a karşı yapıldı. Bu üç liderden en erken Rabbine kavuşan ülkemizde yeşeren cihat ve şehadet bilincinin hocası Erbakan Hocamız oldu. Birkaç gün önce de Abbas Medeni’yi ebediyete uğurladık. Rabbim her iki cihat önderine de gani gani rahmet eylesin. Muhammed Mursi de Mısır’a Firavun’dan miras zindanlarda şehadeti beklemektedir. Emperyalist kâfirlerin İslam dünyasında işbirlikçi olmayan hiçbir yönetime tahammül göstermediği ortada. Ama ilahi cezanın da inmesi için bir sebep lazım. Bundan yaklaşık 5-6 sene önce bir Cezayir ziyaretim olmuştu. Sokakta gençlerle konuşurken gençlerin Fransa’ya kaşı tavrını ölçmek için bazı sorular sordum. Tabiri caizse yaralarını deştim. Onlardan aldığım cevap benim çok hoşuma gitti ve beni ümitlendirdi. Gençler aynen şöyle demişti. “Artık işgal sırası bizde. İnşallah biz Fransa’yı işgal edeceğiz.”

Neden olmasın? 2.381.741 kilometrekare toprağı, %99,8’i Müslüman olan genç nüfusu, yeraltı ve yerüstü kaynakları çok ve petrol zengini büyük bir ülke. Cezayir bağımsızlığını kazandığı 1962 yılanda 12 milyon nüfusa sahipti. Şimdi 42 milyon. 1962 yılında 48 milyon olan Fransa ise bu gün sadece 65 milyon. Ayrıca bu 65 milyonun yüzde kaçının Fransız olduğu da çok su götürür bir meseledir. Kısacası bu gün şartlar bizim için çok ağır olduğu kadar gelecek için de o kadar da ümit verici.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Abdurrahman Serdar -

Çok güzel, ibretlik ve idraklik bir yazı.

Yalnız anlıyamadım. Yazı " Minyeli abdullah " gibi, Türkiye'de yapılanları CEZAYİR'de olmuş mu gösteriyor yoksa. Zira, FRANSA ve müttefikleri OSMANLI'yı parçalamarına rağmen,

İstiklal Harbi sonrası yeni bir Türk İSLAM Devleti'nin kuruluşuna şahit olmuşlar ve HİN oğlu HİN'lik ederek, yeni Devleti nasıl olur da kendi emellerimiz istikametinde kurdururuz diye, OYÜN içinde OYUN düzenlemişler.

İkinci Cihan Harbinden sonra HİTLER zulmünden kaçarak Türkiyeye sığınan ve

Üniversitelerimizde ders veren Yahudi Prof. F. NEÜMARK bakınız bu hususta ne diyor, nasıl tesbit yapıyor : " Yeni kurulan T.Cumhuriyeti ASLA bir Türk ve İslam Devleti olmadı, evet, olmadı. Çünkü, yeni Devleti ve Resmi İDEOLOJİYİ TESİS EDENLER hep gizli (kripto) YAHUDİLER ve gizli ERMENİLERDİ ". Bu hedefle, yeni Devleti FRANSIZLAR ve ortakları

bu istikamette yönlendirdiler ve anlaşmaya bu amaca uygun hükümler koydurdular. Bu

suretle, alimler ve şehid mebuslarla kurulan Türkiye İSLAM Cumhuriyetinin DİNİNİ YOK ettiler.

Sildirdiler. 14 yıl sonra da "laik" kelimesini eklettiler.

Halkın geçmişine YABANCI kalmasını teminen de ALFABESİNİ (dilini) değiştirdiler.

Her kasabasında bir MEDRESE tesis eden OSMANLI'ya da kendi dölleri eliyle iftira ettirerek,

OSMANLI'nın Halkı CAHİL bıraktığı YALANINI tüm kitablara yazdırdı ve okuttular.

Türkiye'de, Cezayir'de, Mısır'da oynanan bu gerçek ve OYUNU pekçok şehidin kanı PAHASINA, geç de olsa öğrenen MORO Müslümanları, EMPERYALİSTLERE karşı, sadece, silahlı Mücadele'nin yetmiyeceğini anlıyarak, bunun yanında Müçtehid seviyede ULEMA yetiştirmenin ELZEMİYETİNİ anlıyarak, alimleri ile SİYASİ mücadeleyi de nihayet KAZANDI

ve örnek oldular. Anlıyan idrak sahibleri beri gelsin.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 29 Nisan 15:41

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?