Postmodern Zamanlarda Kenti/Şehri Düşünmek

Bugün dünyaya baktığımızda Zizek’in de dediği gibi, “Ya insan etkisinin ulaşmadığı bir yer kalmadıysa? Korunacak bir şey kalmadıysa?” o zaman neyi koruyacağız? Bu sorularla beraber insanın yeryüzündeki konaklama hikâyesi de ayrı bir menzile doğru seyrediyor. İnsanın bu dünyayı geçici bir mekân olarak algılamaktan vazgeçip, onu sahiplenerek ona tahakküm etmesi gerektiğini düşünmeye başladığından beri çok sert dönüşümler meydana geldi. Bu yaklaşım neticesinde mekânlar sadece barınmanın ve sosyal hayatın idamesinin önüne geçen bir tüketim döngüsünün de bütün dünyaya hâkim olunmasının önünü açmıştır.  Bu zihni ve fiziki hâkimiyet ile birlikte yerleşim yerleri de hızlı bir dönüşüme uğramıştır. Şehirler, kentlere dönüşürken üretim ve tüketim döngüsü de bu dönüşümlerde belirleyici bir rol üstlenmiştir. Ondan dolayı dünyayı güzelleştirmek bilinci giderek şehrin ve özellikle kentin gündeminden çıkmış yerini maksimum faydaya terk etmiştir.

Elbette bugün modernistler ile postmodernistlerin arasındaki görüş ayrılığı mekânın algılayıştaki farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Modernistlertoplumsalcı bir bakış açısı ile toplumsal fayda merkezli bir biçimlendirmeyi bir görev olarak görürken, postmodernistler ise zorunlu hiçbir bağı olmayan, bağımsız, özerk yerler olarak görüyorlar. Elbette bu tarif ile birlikte “yeni bir yaşam için, yeni bir kent yaratmak” düşüncesi ile hareket etmek dönemi sona ererken, yerine daha karamsar daha tekil bir süreç doğmuştur. Bütüncül bakmak, planlamak yerine daha tekil bir anlayış gelmiştir. Postmodernistler, daha tekil ve üst üste gelecek bir mantığı devreye soktuklarından bütüncül bir bakışa gerek olmadığını düşünürler. Dolayısıyla bugünün en önemli problemlerinin başında toplumsal, ekonomik ve siyasal konular gelmektedir.

Haliyle bugünkü kentler ve şehirler insanı yormaktadır. Olumsuzlukların pekiştirilerek bütünsellikten uzaklaşıldığı, bir şehir/ kent anlayışı her yere yerleşmektedir. Bugünkü kolaj yapma mantığı sürekli bir yamalı bohça havası vermektedir. Bir taraftan modernistlerin açtığı tek tipleşme (TOKİ), devlet eliyle Anadolu’nun en ücra köşesine kadar taşınırken diğer taraftan buna karşı yola çıkan postmodernistler daha da işi ileri götürerek her sosyal sınıf için konut üretmektedirler. Bunu yaparken de gezi yerlerinden, tabi mekânlara varana kadar her yer bir şekilde tüketimin birer parçası haline getirilmiştir. Mağaza zincirleri, AVM’ler ve birçok yağmalama yapılarak oluşturulan yeni rant alanlarına yerleştirilerek, dönüştürülmüştür. Kentsel dönüşümler de bu bağlamda bir dönüşümün, gelişimin veya yeni bir açılımın ürünü olarak değil yağmalamanın başka bir biçimi olarak karşımıza çıkar.

Özellikle gelişen teknoloji ile birlikte ve kitle iletişim araçları münasebetiyle her geçen gün yeni bir hayal ve bu hayalin gerçekleştirileceği mekânların pazarlanması yapılır. Rüya gibi yeni bir yaşam vaadi aslında kentlerin keşmekeş halini gözler önüne serer. Bununla birlikte metropollerde bu bir huzur arayışı olarak ortaya çıkarken, küçük ölçeklerde sınıfsal farklılığın belirginleştirilmesine yol açmaktadır. Bu da tabi ki bireysel zevklerin esas alındığı yeni bir biçimi üretmektedir.  Elbette bu üretimin içerisinde kendinden çeşitlenme, farklılaşmaya izin verilmemektedir. Kimi zaman eski üsluplar taklit edilerek kimi zaman ise başka bir kültürün parçası transfer edilerek her şeyi bir arada sunabilme beceresi gösterilmek istenmektedir.

Bu göstergenin en önemli işaretini ekonomik sistemin kökenlerinde bulabiliriz. Kapitalizmin eklektik özelliği ile bir çeşit kendi bünyesi içerisine alıp onu orada eritebilme kabiliyetinde yatıyor. İster tarihi kadim şehirlerin dönüşümleri, isterse kentlerin metropolle dönüşmesi ya da metropol olma arzusu hep bu ekonomi-politiğin bir sürecidir. Özellikle yeni açılan yerleşim yerlerinde, kentsel dönüşüme giren yeni kent alanlarında yükselen yaşam tarzı (gökdelenler, plazalar vb.) kenti bir anda sert ve huzursuz, tekinsiz bir yere dönüştürmektedir. Ritmi; borsanın, petrol fiyatlarının, banka kredilerinin ve dolayısı ile ekonomik sistemin sağlıklı işleyişi ile doğru orantılıdır. Alışveriş merkezleri, yaşam merkezleri, sağlık ve spor merkezleri, bienaller, fuarlar, hep bu düşünceye hizmet eder.

Onun için bugün kent üzerine konuşurken veya şehir üzerine düşünürken, üzerinde durulması gereken en önemli noktalardan birini halkın ihtiyaç, istek ve beklentilerinin aksine daha çok sermayenin ilgi ve ihtiyaçlarının, önceliklerinin karşılanması yönünde hareket edilir. Bu yüzden ne yönetim anlayışı ne de toplumsal beklentiler sürece pozitif olarak etki etmez ve ne yazık ki çok fazla yönetimler halka yakın olamazlar. Olma istekleri de bir nümayiş,  bir göstergeden başka bir şey değildir. Zihniyet olarak tekil yaşamı destekleyen bu yaşam biçimi tüketim çarkına kuvvetli bir destektir.

Şehri/kenti düşünmek, yaşam üzerine kafa yormaktır. Bugün dünya tek tip bir yermiş gibi yapılan her iş, insanları bu tek tipliğe doğru son surat giderken belki bir çözüm ortaya koyamamış, bu çözüm için yeterince güçsüz olsan da en azından problem çıkartarak bir varlık belirtisi gösterilebilir. Bugün bir şehri aramak veya bir kente dokunabilmek, yavaş bir zamana geçebilmek, biricik olan maddi ve manevi kültürü yaşatmak ve güzeli aşikâr etmek önemli bir adım sayılabilir. Şunun bir şekilde farkında olabilmek büyük bir iştir. Ancak insanın kaybettiği şeyi arayabilmesi kendisine, doğaya karşı önemli bir iştir. Elbette bugün büyük ölçekli müdahaleler toplumun gücünün oldukça üstündedir. Ancak insanın kendini var eden bütün değerlerine doğru yürüyüşü, arayışı önemlidir. Dilinden, sanatına, edebiyatına, müziğinden temel değerlere varana kadar her şey bu kimliğin açığa çıkması için oldukça mühimdir. Şehrin-kentin üzerine düşünmek bir yerde öze dönüş için gerekli ipuçlarını aramaktır. Arayanlar ise bulanlardır. Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?