Reklamı Kapat

Rahatsız olmayanlara karşı tezler

-I- Katipler artık gömleksiz kola ne işe yarar

Geçen haftaki bir yazımda “cık cık cevabını beklemeyenler, cikcik dememeliydiler,” tespit cümlesiyle özetlediğim sayın Erdoğan’ın “Türkiye ittifakı” söylemi üzerine muhaliflerden kim, ne yazmış okumalarımda rastladığım bir AKP’li yazar paragrafından yola çıkacağız, siyasi analizlerde doğru yerlere konulmasını istediğimiz tezlerimize.

Muhalif bir sitenin (Odatv.com) bize de muhalif örtülü yazarı Ayşe Baykal’ın 21.04.2019 tarihli ve “Tayyip bey hakikaten herkesle kucaklaşmak istiyorsa, önce...” başlıklı yazısında rastladım, AKP’li yazar Sibel Eraslan’ın, “Hatır, gönül, saygı” kelimelerinin yanına yaklaştıramadığım o paragrafına.

Aralarındaki “Abla-kardeş” ilişkisi, paslaşmalarına sebep olarak mı, sonuç olarak mı daha etkin olmuştur gibi sualleri lüzumlu bulmadığımızı belirterek, bahis mevzuu edeceğimiz o paragrafı aynen alalım, Ayşe Baykal’ın yazısından.

“Saadet inatçılık etti, gitti CHP ile ortaklık etti. Ama AK Parti de hatalıydı, Saadet’i yeterince ciddiye almadı, hatta zaman zaman kırıcı dışlayıcı oldu. Saçma sapan bir inat uğruna İstanbul ve Ankara’da bu depremi yaşadık.”

AKP’li bayan yazar Sibel Eraslan’ın “Saadet” dediği, Saadet Partisi’dir. Kapatılan son partilerinin adı da “Fazilet Partisi” idi.

“Batı”cı olmak etiketleri tek sığınakları olan ve bugün yerlerinde yeller esen kartellerde o günlerde yazanlar, Türkçe kamus’lardaki manalarına akıl yetiremediklerinden bayan ismi olmasına takılıp kalırlardı. Bu ülkede adı “Adalet” olan bir parti gelip geçmemiş gibi...

Tıpkı bugün AKP’li Sibel Eraslan’ın takılıp kaldığı gibi.

“Saadet inatçılık etti,”

Kapıcılarının adı Saadet olan kızlarının, yarısı yenmiş ham karpuzu almaması anlatılmıyor burada.

Saadet Patisi’nin tavrını, siyasi duruşunu kapasitesince nasıl anladığını vurguluyor. Lisanımızdaki “İnat etme” deyimine avami bir sululuk katarak hem de...

“...gitti CHP ile ortaklık etti.” Bir ortaklık söz konusu olsaydı, AKP’li yazar Sibel Eraslan “...(ona) gelen CHP ile ortaklık etti” şeklinde yazar mı idi? Hayır!

CHP, nazarlarında gidilen partidir. Gerçi bu kompleksleri hoş görülebilinir, lakin CHP’nin bir Milli Görüş partisi olan MSP’nin yanına gelip 20. yüzyılın son çeyreğinde kurulan hükümetlerin en şanslısı ve şereflisi o koalisyon’la, Kıbrıs zaferini ve dahi Haşhaş ekimini bu millete hediye ettiğini bilmemelerini yahut hafifsemelerini hiç affedemeyiz.

AKP’nin seçim propagandasında ünlediği bir iftira, Saadet Partisi’nce her fırsatta yalanlanmasına rağmen, seçimlerden 14 gün sonra dahi bir AKP’li yazar tarafından hâlâ kullanılıyorsa, mazisiyle ilişkileri sorunlu sayılmalıdır en azından.

Partisine, itina ile AK Parti diyerek yazısına devam eden yazar Sibel Eraslan, ikinci kez partisiz “Saadet” kelimesini kullanmasıyla ciddiye almadığını ilan ederken, partisinin ciddiye almamak hatasını da bir hak gibi görüyor; kırıcı ve dışlayıcı oldu, mecburi tespitine rağmen...

“Saçma sapan bir inat uğruna İstanbul ve Ankara’da bu depremi yaşadık.”

Saadet Partisi’ne yamamaya çalıştıkları “inatçılık” çamuru, saçma sapan sıfatlı bir inat olarak kayda alınırken yazar Sibel Eraslan’ca, netice de bir tabi afete benzetiliyor.

İnandıkları ve savundukları demokraside kazananın rakiplerinden biri de olabileceği ihtimaline isyan var burada.

Kaybettiklerinde, mes’ullerin ve suçlanacakların mutlaka hariçlerinde aranması gerektiğine sonsuz inançları da göz ardı edilmemeli. Bir önceki seçimde başkan seçtirdiklerine ne olduğunu ise, veba benzeri bir “salgın”ın telefatı gibi gördüklerinden yazamazlar...

Bahis mevzuu ettiğimiz AKP’li yazar Sibel Eraslan’ın, alıntı yapılan paragrafının gazetesindeki (Star - 14.04.2019 - Saadet Partisi’nden Bazı Taşınmalar) yazısına geçmeden, Oda tv yazarı Ayşe Baykal’ın tereddütünden kaynaklı bir sorusu olduğunu da bilmemizde fayda var.

“Ak parti, İstanbul ve Ankara’yı kaybetmemiş olsaydı Sibel hanım; Ak Parti Saadet Partilileri dışladı, kırıcı oldu eleştirilerini yapar mıydı, bilmiyorum.”

Neden doğuyor bu şüphe Ayşe Baykal’ın içine? Neden yapmazdı diyemiyor? İzahını da vermiş hemen. Yazar Sibel Eraslan, benim yazımı alıntılıyorlar, benden bahsediyorlar sevincine madalya yapsın müstehziliği ile..

“Öğrendiğim ve bildiğim tek şey, kaybedilen dostlukların bir oy kadar değeri olmadığıdır.”

Oda tv yazarı Ayşe Baykal burada, bir hayat özetliyor ama..

Bilinmeyen o eleştirilere gelince.. Nasıl yazılacağını da biz açıklayıverelim.

“Saadet’i dışlamaları, kırıcı olmaları bakın ne güzel oldu. Ne demiş atalarımız? Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, Tekdir ile uslanmayanın… Saadetlilerin anladığı bu. Boşuna dememiş AKP sözcüleri onunla, bununla, şununla ittifak yaptılar diye... Demek ki doğru yapmışlar: Yoksa biz nasıl kazanacaktık İstanbul’u, Ankara’yı..”

 

-II- Gönül düşmesi değil rant bölüşmesi

AKP’liliklerinin yeterli saygıyı oluşturmayacağını bilenlerin kullandıkları metotla girmiş gazetesindeki “Saadet Partisi ve Saadet Partisi’nden bazı taşınmalar” başlıklı yazısına yazar Sibel Eraslan.. Ben bir Refah Partili iken diye başlanıp, 94 ruhunun aşkıyla yaşanmış allı-pullu hatıraların güzellemesini yapmaktır o metodun tanımı ve peşin saygı istemeye dayanır temeli. Hele bir de Erbakan iltifatı sıkıştırılırsa araya, maksat hasıl olur.

1969 yılında, Torosların en tepe köylerinden dahi birer, ikişer oy alarak Meclis’e girerken, “Erbakan artık Türkiye’dir” dedirten bir siyasetçinin tırnaklarıyla kazandığı %22 oyla birinci yaptığı Refah Partisi’nde hasbelkader bulunmuş insanlarla bir tartışma peşinde değiliz. Lakin AKP’de albay olmuş, general olmuşların da Refah Partisi’ndeki erlik günlerini gündem yapmasından, son rütbelerinden er oldukları kadar tatmin olmadıklarını anlamak hakkımızı da işte böyle kayıtlara aldırırız.

Güzellemenin ardından gelen bölümü ise bir ululamadır Sibel Eraslan yazısının. PartidaşıN.Kurtulmuş’un Saadet Partisi’ni alıp götürmek istemesine katılıyor olmalı ki, parti teşkilatlarından tek bir kalem bile götürmeden ayrıldıkları iddiasından sonra, “Parti, her türlü yenilikten rahatsızlık duyan duayenlere kalmıştı” diyor yorumunda.

İçinde bulunduğu Fazilet Partisi’ni kapattıran AKP’ye parti taşımak sevdasını bir parti kurarak ve onu transfer malzemesi yaparak tatmin etmiş bir politika heveslisinin ağzından bir rivayet uydurması da Sibel Eraslan’ın, Türkiye’nin götürülmek istenmesine karşı tezler yazdıracaktır. Ki biz bugün sadece birinin girizgahını yapacağız.

“Şimdi biz gidiyoruz ama bizi göndermek için her türlü zulmü reva görenler, bizden sonra sizin evlatlarınızı da bu partiye kolay kolay sokmayacaklar.”

Bu sözleri partidaşı taşıyıcı politikacı, “Milli Görüşün partisi Saadet Pratisi’dir” iddiasını her fırsatta yineleyen rahmetli Erbakan’a söylemişmiş..

Bu gerçek olmayan rivayet, rahmetli Erbakan Hoca’mıza yaptıkları yahut akıllarından geçirdikleri saygısızlıklarının tescil edilmesidir. Ben, senden fazla biliyorum, geleceği senden fazla tahmin ediyorum, kibirinin düştüğü çukur ancak böyle anlatılırdı.

“Saadet’in oyları Ak Parti’de olsaydı, bu son krizleri yaşamayabilirdik” diyen yazar Sibel Eraslan’a, Saadet Pratisi’nin bir milli görüş partisi olduğunu, isteyene istediğini vermeyeceğini, parsel parsel şehirlerini satmayacağını, kandırmayacağını, kandırılamayacağını, oy kaydırma ittifaklarında bulunmadığını, bulunmayacağını, umarız bir gün Ankara yollarına, azıkları çantalarında düştüğü arkadaşlarından biri anlatıverir.

“Son krizler” dediklerini ise, her seçim bir yenilenmedir, bir taze başlangıçtır, güzelliklere açılan bir kapıdır inancıyla atlatmaları tavsiyesi de bizden olsun.

 

-III- Yanlışın paraleli de yanlıştır

“Ruhsuz cerrahiliğin, cüppeden nemalanan İsmailağacıların, yurtlarındaki çocuk facialarıyla ünlenen Süleymancıların, Nursuz Nurculuğun, Aydınlıktan uzak Işıkçılığın ve daha nice sapkın dinsel oluşumun...”

Milli Görüş partilerinin koalisyon ortağı olduğu hiçbir hükümet gününde yazılamayan, yazılması hayallere bile getirilemeyen bu hakaretname AKP’nin iktidar zamanında, MHP ile ittifak sürdürdüğü ayların 23 Nisan gününde, bir internet sitesinde yayımlandı. (Odatv.com.tr – Nazif Ay – Pierre Loti’de doğan cemaat – Işıkçıların arkasında hangi komutanlar vardı.)

Bir başka cümle de şöyle, alıntı yapmak zorunda kaldığımız hakaretnamede: “Tarikat ve cemaat isimli kanalizasyonlar aracılığıyla manevi mikroplar...”

Ne kırk yıl önceki duhuliyesini “Işıkçılar’la parasal manada ilişkilerim günden güne gelişiyordu, zira paraya ihtiyacım vardı” diyerek anlatan terbiye eksikliğinden muzdarip yazarla,

Ne de, seçim öncelerinde bir araya gelerek AKP’yi destekliyoruz deklarasyonları yayımlayan ve zaruretten alıntı yaptığımız Odatv.com hakaretnamesinde adları geçen cemaat ve tarikatlarla bu yazımızda bir hesaplaşmaya girmeyeceğiz.

Sadece şu tespiti ve sonra bir tespite daha hakkımızın olduğunu diyeceğiz. İlk tespitimiz, I. bölümde genişçe bahsettiğimiz yazar Sibel Eraslan ve benzeri AKP yazarlarının, hafifseme vurgularıyla “Saadet, Saadet” şeklinde yazıp durmalarına ve yöneticilerini de “Yenilikten rahatsızlık duyanlar” iftirasıyla tanıtma çabalarına iktidarca aferin çekilmesi ve bir karşılık ödenmesi, elin oğluna hakaretname yazma cesareti ve imkanı verir, şeklindedir.

“Yenilikten rahatsızlık duyanlar”ın, yeni teknolojileri takip ederek, Türkiye’yi yeni yeni fabrikalarla –AKP’nin sata sata bitiremediği– donatanlar olduğunu inkar etmenin paraleli, cemaat ve tarikatlara hakaretnameler düzdürür, örnekte olduğu gibi...

Sonra bir tespit daha dediğimize gelince...

Odatv.com’dan alıntıladığımız yazının şu paragrafı da, rahmetli üstad Necip Fazıl’ın maneviyatından ve üstümüzdeki emeğinden utansak da, okunsun istiyoruz. Zira söyleyeceklerimizi henüz söylemedik.

“Işıkçılar, Necip Fazıl’ı öne çıkarıyorlardı ama onu lüks ve züppe yaşantısından ötürü pek fazla sevmiyorlardı. Işıkçılar arasında anlatılan bir olay vardı; bir gün AbdülhakimArvasi’ye Necip Fazıl’ın serkeşliğinden şikayet etmişler. Şeyh de onlara, Biz ilim gemisiyiz, Necip de o geminin helasıdır demiş. Bu söz Necip Fazıl’a iletildiğinde, o da ellerini açıp, Şükürler olsun, demek ki beni tuvalet olarak bile olsa ilim gemisine almış, diye karşılık vermiş.”

AKP iktidarının adına ödüller koyduğu ve fakat kim olduğunu anlatmadığı üstad Necip Fazıl’ı, elin oğlu böyle tanıtmaya çabalıyor.

Cesaret demeyiz ama bu yüzsüzlüğü nerden geliyor? Diye soracak olursak, cevabı yine yazar Sibel Eraslan’ın yazısından naklettiğimiz alıntılardadır.

Partidaşı N. Kurtulmuş’a söylettiği bir rivayeti vardı hani. “Şimdi biz gidiyoruz ama...” diye başlatılmış o uydurmanın paraleli de, içinde zoraki Necip Fazıl geçirilen bu rivayettir.

Sen, rızkından endişe duyarcasına öyle yazarsan, hakkı, adaleti gözetmeden yazarsan, hoşafının yağı kesilmiş her elin oğluna da böyle yazma müsaadesi mi desek, hoşgörüsü mü desek, ya da adı ne olursa olsun, vermiş olursun.

Halbuki yetkisizsiniz; partiniz iktidarda olsa da... Diyerek bitiriyoruz, bu haftaki analizimizi.

“AKP’li değil” boynumda yafta

Bir şehit cenazesinde, Ana Muhalefet Partisi başkanı Kılıçdaroğlu’na, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “demiri soğutalım” mesajının hemen ertesinde saldırılması, çok politikacının eteğindeki taşlarını döktürüverdi.

“Şehit cenazelerine CHP’lileri almayın!”

İçişleri Bakanı tarafından valilere gönderilen bu emir cümlesi, insanın beynini kusturmaya ayarlı sanki.

Bu cümlenin insan aklına düşürdüğü soru çok. Şehit cenazesi bir CHP’linin çocuğu olamaz mı?

İhtimal dahilinde değildir gibi kanaatin yansıması ise o emir, sözün sonuna gelinmiş demektir.

İnsanların hangi partili oldukları cenaze törenlerimizde dahi bir önem kazanıyorsa, bir sonraki aşama 50’li yıllarda yaşanan cepheden cepheye geçişlerin ilanı mı olacaktır.

“Bana sorsalar gitmemelerini söylerdim” de demiş sayın İçişleri Bakanı.

Bu ülkenin gidilecek ve gidilmeyecek yerlerini bilen ve sorulan olmanın ötesinde tedbirler aldırmak görevlerini bihakkın yaparken sayın İçişleri Bakanı, ittifakcıları partinin yalçın bir yetkilisi şunu demiş;

“Cenazelerde tepkiler son olmaycaktır!”

Şehit cenazeleri hep gelecek, hergün gelecek demek değilse bu siyasi istem, acaba nedir?

AKP iktidarının ittifakçısı MHP’nin genel başkanı Bahçeli’nin ağzından sosyal medyaya düşen şu cümleyi de dahil etmeliyiz bu fıkramıza.

“Yaşlı adama yumruk attıracak kadar ne yaptın Kılıçdaroğlu?”

Yetkililere şikayete gidenlerin çok duyduklarına benzer cümleyi, son seçimde, masraf yapmadan AKP’nin belediyelerini alan MHP’nin liderinden duymak, ittifakçısına desteğe ancak bu kadar güç yetirdiğini anlatır.

Yumruk attıracak tepkiyi bilen, ne yapıldığını da bilmez mi ?

Aritmetik öğreniyoruz

Kılıçdaroğlu’na saldırı olayından sonra yazılan yorumların birinde, bu ülkede ne zaman bir tecavüz yahut yeltenmesi olduysa alt alta yazılmış ve suçlu ortaklaştırılmış: Onlar!

Tam bir sap, saman karışımı.

6-7 Eylül olaylarından, 1 Mayıs 77’ye; ANAP kongresindeki Özal’a kurşundan, Madımak yangınına kadar tarihin arşivinde ne varsa sıralanmış.

Hatta Budapeşte kumarhanesinden kırık burunla dönen Mesut Yılmaz’a o yumruğu vuranla eşitlemişler, Kılıçdaroğlu olayını.

Halbuki Mesut Yılmaz’da bir çarpma, Kılıçdaroğlu’da bir çıkarma işlemi yapılmışken..

İnönü, Ecevit gündemlerini ayakta tutmaya ayarlı suikast yapılacaktı haberlerini hatırlamalarını ve inandırıcılıklarını kuvvetlendirmeye çalışmalarını bir yerde anlamak kolay.

Fakat o ünlü ANAP kongresindeki kurşunun, ANAP’ın dağılmasını önlemeye matuf olduğu kabul edilmesi gereken tek gerçek iken, Kılıçdaroğlu olayına paralel kılmak da çok yanlış.

Birinde toplama, birinde bölme işlemi vardır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?