Reklamı Kapat

Neden üçüncü bir yol olmasın?

Sudan’da son bir aydır cereyan eden olaylar, son olarak askerlerin darbesi ile neticelendi. Süreci, aslında uzun zamandan beri devam eden sorunların yol açtığı bir birikimin açığa çıkması olarak ifade edebiliriz. Elbette ki Sudan’da cereyan eden hadiseleri, sadece kötü yönetim neticesinde ülkenin ekonomik ve siyasi açıdan daralması ile izah etmek tek başına yeterli bir izah olmayacaktır. Sudan’ın bulunduğu jeopolitik konumun ekonomik ve siyasal birçok denklemin ortasında yer almasına neden oluyor. Yaşanan olaylar ise yıllardan beri devam eden süreçlerin bir şekilde son halkası gibi. Hegemonik sınırların içerisinde ambargolarla tecrit edilmiş bir ülkenin sosyal ve siyasal açıdan yıpranması ve bunun yanında yıllarca süren iç savaş ve iç çekişmelerin ağır faturalarının bir yansımasıdır. Nitekim bölgeye dair hegemonik hesapların adım adım uygulanması da bugünkü sonuca direkt katkı sağlamıştır.

Ülkenin petrol bölgesinde Hıristiyan azınlığın yürüttüğü iç savaş, hem komşu ülkelerin desteği hem de Amerika, İsrail ve Çin gibi ülkelerin de dâhili ile ülkeyi ikiye bölmüştür. Bu bölünme, Hartum yönetiminin kafasını rahatlatmadığı gibi, halkın talep ve beklentilerini de tam manası ile karşılamamıştır. Elbette bu kadar baskı içerisinde sağlıklı bir süreç yürütmenin zorluğunu ifade etmek gerekir. Bununla birlikte böylesi bir sürecin gelişinde, Hasan Turabi gibi Sudan için önemli bir kişiliğin bu dünyadan göç etmiş olması ve yöneticileri ikaz edecek bir dost muhalifin olmayışının payı yadsınamaz. Çünkü Turabi, Devlet Başkanı Beşir’in gazabına uğrasa da varlığı ile ülkesinin sıhhatli yol alması için ikazları, yol göstermesi neticesinde bir nevi dümenin hep doğru yerde kalmasına katkıda bulunuyordu. Ancak Turabigibi büyük şahsiyetlerin yokluğu bu tarz süreçlerin hızlanmasına, kontrol altına alınamamasına sebep oluyor. Çünkü bu nevi şahsiyetler çimento işlevi görürler.

Elbette ülkesi için hep bir üçüncü yolun imkânını arayan, düşünen, üreten hem teorik hem de pratik olarak uygulamaları ile katkı bulunmuş bir şahsiyetin eksikliği açıkça hissediliyor. Ülkesinin birçok darboğazdan geçmesinde ister aktif siyasetin içerisinde olduğu zamanlarda isterse yasaklandığı zamanlarda hep bir çözüm yolu bulup onu işaret etmiş ülkenin geçmişinde derin bir iz bırakmıştır. Bununla beraber yapısal gelişimin bu tarz sıkıntıların azalmasında önemli bir faktör olduğunu göstermiştir. Ne yazık ki, devlet aygıtını kontrol eden akıl, halkının hep iki yol arasında bir sıkışmasına sebep olmuştur. Toplumsal refahın, adaletin, güven ve huzurun muhafaza edilmediği yerde insanların sürekli cefayı göğüslemekle baş başa bırakılması aidiyet duygusunu yıpratmaktadır. Ayrıca bu durum devlet aygıtını kontrol edenler için yalnızlaştırılma ve toplumsal desteği kaybetmeye neden olmuştur. Tabi haliyle bu kayıp halkı yönetimden uzaklaştırıp, üstüne bir de karşıtlığı daha da güçlendirmektedir.

Böylesi bir iç ortam, emel sahibi dış güçleri daha da iştahlandırırken, onların da krize mütevazı(!) katkılar sunmalarına neden olmaktadır. Özellikle Afrika açılımları ile dikkat çeken İsrail’in, su politikasını dikkatle incelemekte fayda var. Bunu gerçekleştirmek için Sudan’da sürekli bir kuşatma ve karışıklıkları destekleme, hattı zatında bütün bu süreci hazırlama noktasında hiç geri durmamıştır. Özellikle son dönemlerde Mısır ve Suudi Arabistan ile yakınlaşıp onları Sudan’dan uzaklaştırması da bunun bir adımıdır. Diğer taraftan Etiyopya’nın da buna dâhili ile bu strateji oldukça mesafe kat etmiş görünüyor. Netice itibari su politikası Güney Sudan’ın katkısı ile de tamamlanacak gibi. Ki bugün hem Mısır’ın hem de Suudi Arabistan’ın pozisyon alımlarını doğru okuduğumuzda bunun çok da zor olmadığını söyleyebiliriz. Diğer taraftan Çin’in Güney Sudan ile imzaladığı petrol üretim anlaşmasının olduğu gün Devlet Başkanı El-Beşir’in bir darbe ile indirilmesi bir hayli düşündürücüdür. Afrika’yı cetvel ile pay eden Fransa ve İngiltere’nin oluşturduğu harita, yeni bir Afrika haritası doğuruyor.

Elbette gelinen noktaya bakıldığında, insan, yaşanan süreçten dolayı derin bir üzüntü duyuyor. Yaşanan gelişmelerin belki görünen yüzü ekmek ve petrol fiyatlarının anormal artışı olabilir. Ancak halkın yaşam koşullarını geliştirme, sosyal ve ekonomik olarak tatmin sağlama ve de hepsinden önemlisi sosyal adaletin tesisi bir ülkenin yekpare durabilmesinin temel şartı olarak karşımıza çıkıyor. Yoksa sürekli Batı’nın ve emperyal güçlerin planlarından bahsetmek üzerimizdeki mesuliyetten sıyrılmak için bir yol gibi görünebilir. Ancak bu hakların ötelenmesi Batı’nın-emperyal güçlerin planlarını daha kolay uygulamasının önünü açıyor. Rahmetli Hasam Turabi bu manzarayı gördüğü için hem kendi ülkesini hem de diğer ülkeleri uyarmaktan hiç geri durmamıştır. Müslüman ülkelerin dağınıklıklarından, iletişim kuramamalarından ve bir de her geçen zaman daha çok parçalandıklarından sıklıkla bahsetmiştir. Bütün Müslümanların iletişim halinde olmalarını zorunluluk olarak görmektedir. Ancak bunu sağlayacak olan devlet yöneticilerinin hepsinin bir kuşatma içerisinde olduklarını da ifade ederdi.

Bugün yaşanan bütün olaylara baktığımızda karşımıza çıkan bütün hadiselerin cereyan ediş şekli itibari ile biz bu filmi daha önce görmüştük hissine sevk ediyor. İster İslami hareketler bağlamında ister ise Müslümanlar bağlamında temel olarak bir takım çıkarımların daha doğru bir şekilde yapılmasının gerekliliği sert bir şekilde önümüze geliyor. Batı’nın sürekli iki şık arasında bir yere sıkıştırdığı Müslüman coğrafyası ve bu coğrafyanın paydaşları, yönetenler ve yönetilenlerin açık bir bilince ve mesuliyetlerin paylaşılmasına ihtiyaçları var. İster Sudan örneği olsun ister diğer Müslüman ülkeler olsun hepsinde aynı sorun cereyan etmekte ekonomik, sosyal bunalımlar giderek artmakta. İki şıkkın arasında giderek tekelleşen bir yönetim anlayışı ile Batı’nın müdahalesine açık hale gelinmektedir. Onun için çözüm, halk desteği alınarak ve bunu yaparken de iki şıkkın içerisine sıkıştırmadan üçüncü bir yolun varlığını göstermek gerekiyor. Bunu sağlayacak yegâne unsur ise özeleştiri ve yenilenme sorumluluğu ile hareket edebilme kabiliyetidir. Şayet bu başarılabilirse yeni bir dünyanın imkânı üzerine çalışılabilir. Üçüncü bir yol neden olmasın? Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?