Reklamı Kapat

Midelerin Ramazan’ı

Ramazan’a günler kala yapılacak birtakım hazırlıklar vardır. İlk yapılması gereken hazırlık şüphesiz ki hayat koşturmalarımızın arasında kaybettiğimiz, dünyalık telaşlarla unuttuğumuz, O›na giden yolları başka başka meşgalelerle tıkadığımız Rabbimizi bulmak, O›na olan kulluğumuzu yeniden hatırlamak, şah damarımızdaki varlığını hissetmek olmalıdır. Rabbimizi yanı başımızda hissetmeden ve gönlümüzü her an O›nun huzurundaymış gibi aşkla doldurmadan geçireceğimiz bir Ramazan, Allah muhafaza belki de boşa gitmiş, mağfirete eremeden öylesine geçirilmiş olarak ömür defterlerimizde yerini alacaktır.

Rabbimizi bulduktan sonra yapmamız gereken bir başka önemli şey ise nicedir küskün olduğumuz Kur›an’ımızla barışmak olmalıdır. Farz olan namazlarımızı dahi nice işler arasına sıkıştırılmış bir şekilde kıldığımız dünyamızda maalesef ki Kur›an belli bir yaşın üzerindeki insanların elinde ara ara görünmekten öteye geçemeyen bir mahzunluğu yaşamaktadır. Özellikle genç nesil olarak Kur›an’larımız, belki de aylarca dokunamadığımız ilahî bir kaynak olarak kitaplıklarımızda tozlanmaktadır. Bu günler ise Ramazan’ın baş tacı olan Kur›an’ımızı bizim de başlarımıza taç etmemiz için çok güzel fırsatlardır. «Ben zihnimle, kalbimle ve bedenimle, Ramazan’ı daha güzel, daha feyizli geçirmek üzere hazırlık yapıyorum» niyetini alır ve bu niyetimize Kur›an’ımızı da şahit tutarsak kendimizi Ramazan iklimine hazırlayabiliriz.

Elbette kalp ve zihin kadar elzem olan bir başka hazırlık da beden hazırlığıdır. Ramazan’ın açlık ve susuzlukla nefisleri terbiye ve mideleri temizleme ayı olduğu düşünülürse, midelerimizi hazırlamanın yapılması gereken en önemli hazırlıklardan birisi olduğu anlaşılacaktır. Hazırlıksız bir bedenle ve tıka basa dolu midelerle girdiğimiz Ramazan ise en fazla zorluğu, açlık ve susuzluğa olan tahammülsüzlüğü ile kendini hissettirecektir.

Evet, biz açlıktan çok korkan, tok olmayı hiçbir şeye değişmeyen ve tokluğu da tıka basa yemek zanneden bir millet olarak tüm yıl boyunca gece gündüz demeden yiyip içtik. Ana öğünlerimiz, ara öğünlerimiz, atıştırmalıklarımız, çikolata ve tatlı krizlerimiz, vazgeçilmez fastfoodlarımız, adım başı dikili pastanelerimiz, açık büfe kahvaltılarımız, yemek organizasyonlarımız, çay yanı kurabiyelerimiz, çeşit çeşit keklerimiz, yöresel mutfaklarımız veya daha ilerisini düşünecek olursak paket paket kendimizi zehirlediğimiz sigaralar ile ağzımızın boş durduğu, midelerimizin rahat olduğu pek bir anımız olmadı. Ne atarsan kabul eden canavar bir çukur gibi olan ağızlarımızdan zararlı veya haddinden fazla yendiği için zararlı hale gelen yararlı yiyeceklerle midelerimiz gece bile rahat edemeden çalıştı.

Çünkü canı ne isterse, ne zaman isterse, ne kadar isterse yiyen, mütemadiyen tüketen insanlara dönüştük. Yedikçe daha fazlasını istedik, istedikçe de yedik. Gece yarılarında üşenmedik, mutfağa gittik, yedik. Sabah uyanır uyanmaz uyku mahmurluğu demedik, yedik. Acıkmadığımız halde konan her sofrada yedik. Doyduğumuz halde iki insanlık daha yedik. Çok yedik, karışık yedik, zararlı yedik. Eski zamanlarda sobaların fırınında yapılan bir kek bile çok çok lüks gelirken büyüklerimize, biz kekleri şerbetlerle ıslatıp üzerine binbir çeşit krema sürüp çikolatalarla taçlandırdık. Ağırlığına ağırlık kattığımız, kat üstüne kat attığımız yiyeceklerle biz de ağırlaştık. Hem beden olarak hem de manevi olarak ağırlaşıp olduğumuz yere yığılacağımız nice nice sofralara oturup kalktık.

Hâl böyle olunca Ramazan bize zor geldi. «Hoş geldin» demek isterken hâl diliyle, «Neden geldin» dediğimiz nice günlerimiz oldu. En fazla düşündüğümüz daha az acıkmak olduğu için sahurlarımızı «doyurucu» olduğunu düşündüğümüz yiyeceklerle doldurduk. Bir gün boyunca alacağımız gıdaları yarım saatin içinde midelerimize koyduk. Yeter ki acıkmayalım! Yeter ki hemen iftarı edelim!

Fakat bu Ramazan daha öncekilerden farklı olabilir hepimiz için. Ramazan’da kulağımızın sadece midelerimizin sesinde olmaması için şimdiden onu terbiye etmeye başlayabilir ve ağızlarımıza kilit vurabiliriz. Zaten Efendimiz aleyhisselatüvesselamın sünnetinde de olan iki öğün yemek ile sayısı belli olmayan öğünlerimizi azaltabilir ve karıştırmadan, abartmadan, yeteri kadar yiyerek midelerimizi rahatlatabiliriz. Yedikçe yeme hissi uyandıran şekeri ve unu, ne denli zararı olduğu tahmin edilemeyen paketli ve katkı maddeli gıdaları azaltarak veya mümkünse hepten keserek bedenimizi olması gereken ayarlarına getirebiliriz.

Atıştırmalıkları uzaklaştırarak her şeyden gereğince ve yeterince yiyerek daha da sağlıklı yaşayabilir ve hafif hissedebiliriz. Zaten az kalan bu süre içinde ara ara oruç tutarak kendimizi deneyebilir ve Ramazan için staj yapabiliriz. O zaman görürüz ki çok yemek aslında tok olmaya sebep değildir. Gerekli şeyleri gerekli miktarda yemek insanın tok hissetmesi için yeterlidir.

O halde Ramazan’ı kucaklamaya hazırlanan Müslümanlar olarak yapacağımız hazırlıkların içine muhakkak midelerimizi de almalıyız. Rahatlamış bir mide ve hafif bir bedenle yaşadığımız bir Ramazan’da, açlık ve susuzluğumuzdan lezzet almamamız, bedenimizin zikrî ritimlerini duymamamız içten değildir.

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?