Reklamı Kapat

Ölümcül iktidarlar

Doğal hali içinde insan anlaşılmak istendiğinde, en başat niteliğinin bencillik olduğu konusunda genel bir uzlaşmanın bulunduğu, çeşitli bilimlerin verileri de dikkate alınarak, söylenebilir. Bir bakıma psikoloji birey ölçeğinde bu yönde tespitler yapma imkânına sahip gözükürken, sosyoloji bunu topluluk veya toplum düzeyinde irdelemeye çalışır. İktisat ya da ekonomi bilimi, insanın bu doğal niteliğini göz önünde tutarak, üretim ve tüketim kavram ve faaliyetlerini temellendirmeye yönelir. Tarih bilimiyse, bireyselden toplumsala geniş ölçekte, olumlu veya olumsuz değerlendirmesini yapmadan önce, insanın bencilliğini somut örnekleriyle gözler önüne serer. Ama aynı zamanda, adeta diğer insanlara, siz siz olun böyle davranmayın demek ister.

Din, ahlak ve hukuk gibi kural içeren ve aynı zamanda kendilerine özgü olguları inceleme alanı olarak kavrayan, dolayısıyla bilim ölçülerini de gözeten alanlar, insanın doğasından kaynaklanan bencilliğini, kendi amaçları yönünde değiştirip dönüştürmeyi hedeflerler. Doğal hali içinde yıkıcı olan bencilliği kurucu, yapıcı, onarıcı bir yeteneğe ve güce dönüştürürler. Bir başka ifadeyle, insanın bencilliğini bir olgu olarak kabul etmekle birlikte, bunu önerdikleri amaçlar doğrultusunda denetlenebilir ve yönlendirilebilir bir güç şeklinde biçimlendirirler. Din ve ahlak, öncelikli olarak bunu insanın kendi içinde gerçekleştirmenin yolunu ve imkânını sağlar. Sanat etkinliğini, kendine özgülüğünü koruyarak, bu çerçevede düşünmeyi burada zikretmek yerinde olur.

Kuşkusuz, insanın bencilliği, insanın var oluş sorunuyla ilişkili olduğu kadar, var oluşunun tezahürüyle ilgili alanlarda da, insanın önüne gerçek ve olası sayısız sorunları koyar. Daha doğrusu, sorun kaynağı olma imkân ve ihtimalini kendi içinde barındırır. Bu, sadece bireysel düzeyde değil, toplumsal, giderek tüm insanlık düzeyinde ortaya çıkar. Özellikle, insanın bencilliğinin doğrudan ve somut göstergeler ile tezahür ettiği siyaset alanında bunun çarpıcı belirtilerini ve sonuçlarını gözlemlemek mümkündür. Tarih, bu konuda binbir çeşit örnekleri göz önüne sermektedir. Ne var ki, insan, bencilliğinin bir tutsağı olarak, geçmişte olduğu gibi hâlihazırda içinde yaşadığı veya tanıklık ettiği olgulardan, olaylardan, durumlardan ders çıkartmakta yetersiz kalmakta, bencilliğin bir başka biçimi olan aymazlığa, gaflete düşmekten kurtulamamaktadır.

Akıl almaz, aynı zamanda şaşılacak olan, İslam gibi evrensel ve insanın bencilliğini, doğasını iptal etmeden eğitme, ehlileştirme ve olgunlaştırma ölçülerini bütün sadeliği ve uygulanabilirliğiyle ortaya koymuş bir dinin mensuplarının yaşadığı topraklarda, bencilliğin olanca kabalığının binbir çeşit örneklerinin sergilenmekte oluşudur.

Afganistan’dan Yemen’e, Sudan’dan Cezayir’e, Suriye’ye ve daha başka bölgelere bakıldığında yaşanılan yıkımlar, katliamlar, sürgünler ve göçler, biraz olsun ders çıkartılamadığının somut, yürek burkucu görüntüleri değil mi? Bütün bunların temelinde bencilliğin kaba halde iktidara dönüştüğünü, dolayısıyla insanın ve insanlığın iyiliği, refahı, huzuru ve mutluluğu için var olan siyasetin kirletilmesi ve yozlaştırılması yatmıyor mu?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?