Reklamı Kapat

Geç de olsa…

“Allah insanı iddiasından vururmuş”u bizzat yaşadı ve yaşıyor muhafazakarlar. Bir zamanlar neyi kınadılarsa, neye karşı çıktılarsa, neyi ayıpladılarsa; fırsatını bulunca, gücü ve iktidarı ele geçirince ve onun yozlaştırıcı büyüsüne kapılınca aynısını yapar oldular. “Durun yanlış yoldasınız” diyenleri de incitme, aşağılama ve düşmanlaştırma pahasına hem de…

İktidarın yozlaştırıcı etkisi, eldeki güç ne kadar mutlaklaşırsa o kadar da hızlı bir yapıbozumu beraberinde getirdi. Sözümona “tek adama hayır” türküleri eşliğinde çıktıkları yolda, her adımda biraz daha eksildiler. Birlikte yola çıkılanlar, yolun bir yerinde bir vesile ile “devre dışı” bırakıldı. Farklı en ufak ses, en basit bir düşünce bile beraber yürümemeyle neticelendi. “Her şey tek bir şeye indirgendi” ve aslına bakılırsa, yolun başında sözümona karşı çıktıkları “tek adam” realitesini kendi elleriyle inşa ettiler. Bugün de, “Cumhurbaşkanı, AKP’ye karşı” gibi bir tuhaf durumu yaşıyorlar ve dillendiriyor bazıları.

Gücün mutlaklaşması, kibir ve şımarıklığı ve dahi gücün verdiği azgınlığı da beraberinde getirdi. Kendi halkına, insanına yukarıdan bakan, adeta onların rızkını (haşa) kendileri veriyormuş pozlarında bir ekabirleşme giderek hız kazandı. Seçim kazanmak, iki tane oy fazla alabilmek, makamları, maddi imkanları, lüks, gösteriş ve şatafatı bırakmamak adına ne üslup kaldı ne de ahlaki bir tavır. Bugün, el değiştiren belediyelerde ortaya çıkarılan “bankamatik memurlar”, “adrese teslim ihaleler” gibi rezaletler, “Rüşvet alan da veren de melundur” prensibinden sapılmasının bedeli oldu.

İşin ehline verilmemesi, devlet kadrolarında ehliyet ve liyakat yerine parti çevresinin ve yakınların tercih edilmesi, yozlaşmayı ve aslına bakılırsa “metal yorgunluğu” ifadesiyle kabul edilen ama adı konamayan “çürüme”yi hızlandırdı. Siyasetin insani ve ahlaki temeller üzerine değil de ucuz popülizm ve menfaat üzerine şekillenmesi, toplumsal kutuplaşmayı da besledi. Kitleler, sorumsuz demeçler ve lüzumsuz polemiklerle iyice kışkırtıldı. Türkiye’nin siyasi atmosferi, bir “yönetilememe” haline doğru gider oldu.

Bugün de, “Türkiye’yi uçuracak” denen Cumhurbaşkanlığı sisteminin, aslında ne kadar da uygunsuz ve amaca hizmet etmekten uzak olduğunu görüyoruz. Özellikle de tüm yetkiyi tek bir elde toplaması ve denetim mekanizmasını öldürmesiyle, tam bir “kontrolsüz güç” haline doğru itiyor devlet aygıtını. Parlamentonun işlevsiz, hükümetin şekilden öte bir anlam ifade etmez olduğu bir sisteme, bir de “partili cumhurbaşkanı” olgusu eklenince, devlet ciddiyeti ve sisteme olan güvenle ilgili büyük sorunlar yaşanmaya başladı.

Ki, seçim sonuçlarında iktidara yönelik çıkan tepki mesajının bir ayağı da bu konuyla ilintili muhakkak. İnsanların önemli bir kısmı, Cumhurbaşkanlığı makamının günlük siyasetle, basit polemiklerle, belediye seçimleriyle, parti başkanlığıyla vs uğraşmasını istemediğini net bir şekilde ortaya koydu. İktidar partisi, mutlak gücün yozlaştırıcı etkisinden kurtulup bu mesajları alır mı konusundaki soru işaretleri ise giderilmiş değil henüz.

17 senenin sonunda gelinen “eldeki tüm imkanlara rağmen başarısızlık” manzarasının belki de en önemli yanı ise halkın daha da fakirleşmesidir. Zaten kısıtlı olan kamu kaynaklarının ve büyük faiz yüklerinin altına girilerek temin edilen dış kaynakların, mantıki ve ekonomik gerekçelerle kullanımı yerine “şov” amaçlı ve “rant odaklı” “çılgın projelere” harcanması, özellikle de betona gömülmesi de bugünkü ekonomik kriz manzarasının altyapını hazırladı. Ucuz sebze3 meyve için kuyruğa girmek zorunda kalan insanların hali bile gelinen noktanın özetidir aslında.  5 milyona yakın işsiz, her geçen gün daha da bunaltan geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı da işin tuzu biberidir.

Vakti zamanında kötü gidişi, hataları, yanlışları gördükleri halde her şeyi sineye çekip, bir türlü “yanlış” diyemeyenlerin, hatta her söyleneni, yapılanı tüm gücüyle savunanların, bugünkü şikayetleri, sitemleri veya uyarıları, temeli çoktan boşalmış olan ve “dava” adı altında giderek kişiselleşmiş bir yapıyı “nihayet” fark edebilmeleridir sadece.

Geçmiş olsun!

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Şeyhmüslüm - Çok güzel tespitler ama anlayana.

Yanıtla . 0Beğen 23 Nisan 10:26

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?