Reklamı Kapat

İnsanlık onuru yaratıklık durumunu yenemez

Kimse sizin kara gözünüz, kalın kaşınız için gelmemiştir. İnsan, bir gece yarısı evinin tepesine bomba düşünce evsiz, yurdunun tepesinde yabancı uçaklar uçunca yurtsuz kalıverir. Ailesinin kalanını toparlayıp yollara düşer ve bin türlü kontrolden sonra bir başka memlekete girebilir. Bir başka memleketin toprakları ne garip bir şeydir ki sizin babanızın malı sayılır ve ilelebed size kalacak, nesillerinizi abad edecek yer olmuştur. Böylece siz, gelenler için ‘niye geliyorlar, gelmesinler, fonlar onlara aktarılıyor, bilmem nerenin insanını besliyoruz’ diyebilirsiniz. Kimseyi beslemediğinizi, kimsenin sizin rızkınıza göz dikmediğini, sizin malınızdan bir parçacık dahi yemediğini adınız gibi bilirsiniz. Ne derseniz domuzuna dersiniz, ne düşünürseniz domuzluğuna düşünürsünüz.

Kimse size misafir olmak için gelmemiştir. Sizin öyle müreffeh bir hayatınızın olmadığını onlar adları gibi bilirler. Domatese, yumurtaya, patatese bile talim edemediğinizi bilirler. Size ortakçı olmak, yanınızda otlakçı olarak geçinmek kimsenin aklından bile geçmez. Hele ucuz iş gücü olarak kullanılmak, üç kuruşa en ağır işlerde çalıştırılmak kimsenin hayalini oluşturmaz. Sizler, işimiz elimizden alınır; her gelen için bizden kısılır zannedersiniz. Size yedirmeyen onlara hiç yedirmez. Siz kendi açlığınızı onlardan bilirsiniz. Oysa bu topraklara uğrayan her mülteci, burayı sadece köprü olarak kullanır. Bu memleket tüm tanımlarda geçtiği şekilde Asya ile Avrupa arasında köprü işlevi görür. Ve gerek doğudan, gerek güneyden bu topraklara yolu düşenler sizin insafınıza sığınmayı hiç düşünmez. Bu sebepten bir botla Ege’den, memleketin batı cenahından denize açılıp feci şekilde can vermeyi bile isteye tercih ederler. Çünkü sizin yanınızda tabir caizse yorgun domuz dinlenmez. Çünkü siz hiçbir şekilde misafirperver falan olmadınız. Çünkü siz ensar muhacir muhabbetlerinin kıyısından bile geçmediniz. Çünkü siz hükümetleriniz mülteciler için Birleşmiş Milletler’den aldığı fonları çatır çatır yerken çıt çıkarabilecek insanlar değilsiniz. Çünkü siz bir mazlum, bir mağdur gördüğünde nasıl ezebilirim hesabı yapabilen bir milletsiniz. Çünkü siz kötü yola düşen birini gördüğünüzde dahi hem onu yadırgayan hem de kötü eyleminden istifade edebilen bir milletsiniz.

İltica etmek zorunda bırakılan insanlar için şöyle bir tanım yapılabilir: İnsan, doğudan batıya, güneyden kuzeye, güneydoğudan kuzeybatıya doğru akan bir varlıktır. Bu akış serencamında ana yön batıdır; yurdundan çıkarılan, kaçan, barındırılmayan insan batıya yönelir. Yönelişin doğu yönüne kayması için hiçbir sebep yoktur. Elhamra Kararnamesi’nden sonra 2. Bayezid’in kabul ettiği Yahudiler hariç tutulursa tarih boyunca da olmamıştır. Viyana kapılarını zorlamak için olsa gerek, Orta Asya’dan çıkan Türkler dahi batıya doğru yol almış, boş buldukları alanlara demirlemişlerdir. Zaman sonra Yavuz Sultan Selim’in veya bir başkasının doğuya-güneye doğru sefere çıkması yeni bir yurt arayışı, barınma ve yerleşme amacı taşımaz. İnsanlık, nedense hep batıya doğru, sığınılacak ve yaşanacak bir yer olarak batıya doğru yol alır.

Zulüm gören ve yaşadığı topraklarda barındırılmayan dolayısıyla yurdunu terk etmek zorunda bırakılan insanlara, üstünde yaşadığımız ancak nüfuz edemediğimiz topraklarda pek de hoş gözle bakılmaz. Oysa o yurdunu terk etmiş insanlar size sığınmamıştır. Yolunun üstünde yer tutmuşsunuzdur ve geçip gitmek için üç beş gün eğleşmesi iktiza etmiştir. Doğal yollardan çıkamayacağı memleketinizden illegal yollardan çıkabilmek için para biriktirmesi, yemeyip içmeyip biriktirebildiğini kendisini çoğunlukla ölüme götürecek olan insan kaçakçılarına vermesi gerekmiştir. Özet geçersek; Midilli adasında plastik botuyla, cesediyle kıyıya vurmak, sana sığınan insan için kaderdir. Çölü aşıp Cezayir’e, Mısır’a, sınırı aşıp Türkiye’ye, dağları aşıp İran’a, vize ve polis barikatını aşıp Amerika’ya ulaşanlar, bir gün karşılarına bir denizin çıkacağını ve o denizde can vermek zorunda kalacaklarını bile bile topraklarını terk etmişlerdir.

Çok modern zamanların artık kabak tadı bile vermeyen Suriyeli muhabbeti bu topraklarda yaşayanların ahlaksızlığıdır. Bu ahlaksızlığın zirve yaptığı yerde, bir gece yarısı Bodrum’dan Ege’ye açılan bir plastik botta Türkiyesiz kalmış bir insan olarak Suriyesiz bırakılmışlarla aynı kaderi paylaşmanız olasıdır. Meksika sınırında bekleşenler varlığınızı bile bilmez de İran sınırında vurulmamışsa Afganlar, Irak sınırında vurulmamışsa Iraksızlar size eşlik eder. O zaman insanlığın bir bota yüklenebilecek kadar küçüldüğünü anlamış olursunuz.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?