Ayrıştırmayı körükleyerek beka sorunu çözülür mü?

Türkiye’nin bir beka sorunu olduğunu düşünmüyor, düşünmek de istemiyorum. Çünkü ülkemiz böyle bir tehditle karşılaştığında millet olarak anında tek yumruk haline gelinebilir. Bunun için özellikle iktidar sahiplerine, onların yanında tüm siyasi partilere önemli görevler düşüyor. Bu görevlerin başında da toplumu ayrıştırıcı ve kamplaştırıcı söylem ve eylemlerden uzak durulması geliyor. Çünkü insanımız ve ülkemiz kamplaştırılmaktan dolayı geçmişte büyük acılar yaşadı. Toplum iki kampa ayrılarak iki tarafta birbirini hainlikle ve uşaklıkla suçladı. Bu suçlamalar giderek toplumda bir araya gelmesi mümkün olmayan, gelseler bile karşılıklı konuşma imkânı bulamayan gruplara ayrılmış oldu. Bunun sonucu olarak yıllar boyu bazı gruplar birbirini katletti. Bugünlerde geçmişten farklı olarak kamplaştırıcı ve ayrıştırıcı üslup tek taraflı olarak sergileniyor.

Sanıyorum 1980 darbesi öncesi yıllardan söz ettiğim anlaşılmıştır. Çünkü 1960’lı yıllardan itibaren başlayan, 1970’li yıllar boyunca ülkemizde özellikle gençler arasında oluşturulan ideolojik kamplaşma sonucu çatışmalar hiç eksilmedi. Şehirlerimiz kurtarılmış bölgelere ayrıldı. Kurtarılmış bölge kimlerin elindeyse oralara karşı gruba mensup insanların girmesi mümkün değildi. Girildiği takdirde her an bir saldırı söz konusu olabiliyordu. Özellikle üniversiteler başta olmak üzere okullar işgal ediliyor, hatta bazı okullar bazı gruplarla anılır hale gelmişti. Kısacası, ülkemizde huzur kalmamış, binlerle ifade edilen insanımız bu çatışmalarda hayatını kaybetmişti. Unutulmaması gereken bir durumu özellikle hatırlatmak istiyorum. Çatışan taraflar birbirlerini komünist, Rus uşağı ya da ABD uşağı ve faşist olarak nitelendiriyordu. Her iki tarafın söylediklerine baktığımızda iki tarafta ülkeyi hainlerden kurtarmak adına mücadele ettiklerini ileri sürüyordu. Aradaki fark söylemlerindeydi. Bu çatışmalardan insanımız çok acı çekti. O günlerin bir daha yaşanmamasını istedi, istiyor.

1980 darbesinin arkasından vatanı kurtarmak(!) adına sokaklarda çatışan taraflar toplandı ve haklarında davalar açıldı. Bu davalar sırasında aynı silahın öğleden önce sağcının, öğleden sonra da bir solcunun elinde cinayet aleti olarak kullanıldığı görüldü. Yani, bir takım dış güçler ve ülkeler gençlerimizi kendi amaçlarına hizmet doğrultusunda kullanmıştı. O günleri hem öğrenci hem de çalışan birisi olarak yaşadım. Okulumuzun işgal edildiğini ve işgalciler tarafından hazırlanan yakalanması gerekenlerle ilgili listede adımın olduğunu aynı zamanda meslektaşım daha sonra rahmetli olan kardeşimden öğrenmiştim. Beni okula varmadan geri çevirmişti.

Bütün bunları seçim öncesi başlayan ayrıştırıcı açıklamaların toplumun bazı kesimlerini gerdiği, bu gerilimin her an bir patlamaya yol açabileceğini, Çubuk’ta CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırının muhtemel bir tehlikenin işaretini vermiş olabileceği düşüncesiyle hatırlatma ihtiyacı duydum. Ne var ki, son saldırının özellikle MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin üslubunda bir değişiklik oluşturmadığı izlenimi veren açıklamaları devam ediyor. Söz gelimi, “Sandıktan çıktı diye başkan olarak kabul edemeyiz” gibi, İstanbul seçimlerinin tekrarının beka meselesi olduğu gibi iddialarını sürdürüyor. Şahsen İstanbul seçimleri yenilenmezse ülkemizin geleceğinin tehlikeye düşeceğini kabul etmek istemiyorum. O zaman yapılan seçimlerin bir anlamı kalmaz. Çünkü biz kazanamazsak ülkemiz tehlikeye düşer, yaklaşımı çok ciddi bir ithamdır ve bunun için mutlaka yargı kararına ihtiyaç vardır. Yargı kararı olmadan yapılan açıklamalar toplumu kamplaştırmadan öte bir işe yaramaz. Bunun da ülkeye sadece zarar vereceğini söylemeye bile gerek yok. Toplumu korkutarak oy toplamaya çalışmak yanlış bir yaklaşımdır.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?