Reklamı Kapat

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir onu düşmana satmaz

Son yaşadığımız politik tartışmalar bazılarımızın pusulasını şaşırtmış durumdadır. Her kafadan bir ses çıkmakta ipe-sapa gelmez laflar edilmektedir. İnsaf ölçüsü bir tarafa bırakılmış iftira ve yalanlar havada uçuşmaktadır. Öfkeyle kalkan zararla oturur. Birilerine olan şahsi kin ve öç alma duygularından ötürü itikadi ve fıkhi ölçüleri bir kenara bırakarak kin ve nefretle söylenen sözler Müslüman’ı uçurumun kenarına götürür. Dine şaşı bakanların kurdukları yaldızlı cümleler adeta birilerinin akıllarını başlarından almış durumdadır. Hâlbuki ne olursa olsun Müslüman Müslüman’ın kardeşidir ve onu asla laf cambazı münafıklar değiştirmez. Müslüman’ın temel vasfı doğruluk ve adaletten ayrılmamasıdır. Aklımızı başımıza alalım ve yalan yanlış duyduğumuz her şeyi yaymaktan sakınalım. Zira kişiye her duyduğunu söylemesi günah olarak yeter. Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın” (Hucurat, 10).

“İnanmış bir toplumda asıl olan, fertlerinin güvenilir ve birbirlerine iletmiş oldukları haberlerin inanılır ve kabul edilir olmasıdır. Oysa fasık, getirmiş olduğu haberin doğruluğu ortaya çıkana kadar şüphe altındadır. Ve bu prensip ile toplumun durumu düzgün hale gelir, kendisine ulaşan haberi alıp reddetmekle orta yolu bulur toplum. İslam toplumu bir fasıkın getirdiği habere dayanarak, hemen acele ile o haberin gereğini yapmaya kalkışmaz. Çünkü bilmeden ve acele ile o topluma zarar verebilir. Sonra da yüce Allah’ı gazaplandıran bir hareketten ve acele ile hak ve adaletten uzaklaşmasından dolayı pişmanlık doğar” (Fizilal).

 Bizler birçok noktalarda farklı düşünebiliriz. Ayrıca da birçok yanlışlarımız da olabilir. O takdirde de yapmamız gereken birbirimizin çukura düşmesini gözetlemek değil,                       uçurumun kenarında duran kardeşimizi uyarmak ve göremediği tehlikeyi göstermektir.   Resûlullah Efendimizin şu hadisi bu konuda kulaklarımıza küpe olmalıdır. Allah Resulü şöyle buyurdu:

“Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et.”

Kendisine: “Mazluma yardım ederim, zalime nasıl yardım ederim?” diye sorulduğunda:

“Onu zulümden alıkoyarsın, bu da ona yardımdır” buyurdu (Buhari, Mezalim, 4).

 İşte Nebevi ölçü. Yanlış yapan veya başına gaile açan Müslüman bir kardeşimizi gördüğümüzde “oh olsun” demek yerine o kardeşimizi kendimizden bir parça olarak görüp onun ihtiyaç duyduğu desteği kendisine sağlamamız lazımdır.

 Onunla kendi aramızı açacak davranışlardan kaçınmamız gerektiği gibi onunla başka Müslümanlar arasında olan husumet ve çekişmelere de bir son vermesi için aralarını bulmaya gayret göstermemiz bizden beklenendir. Ama günümüzde maalesef tersine işler yapılmakta ve adeta ateşe körükle gidilmektedir. Bunun için de ilahi rahmet inmemekte ve bir başarı elde edilememektedir. Zira saflar bir olmadan rahmet inmez, başarı elde edilemez. Kalpler müteferrik/parça parça iken de saflar bir olmaz.

Baş olma sevdası, kibir, benim sözüm geçsin, benim dediğim olsun şeklindeki anlayışlar hep başımıza belalar açmıştır ve halen daha açmaya devam etmektedir. Ama uyanan nerede?

İşte Nebevi ölçü! 

“Müslüman Müslüman’ın kardeşidir ona zulmetmez; onu düşmana teslim etmez. Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman’ın sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamette onun bir sıkıntısını giderir. Kim de bir Müslüman’ın ayıbını örterse, Allah da kıyamette onun bir ayıbını örter” (Buhârî, Mezâlim, 3).

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?