Reklamı Kapat

Güvenmeden olmaz

İnsanın hayatla olan ilişkisinin temelinde güven yatar. Güven insanın yaşamsal ritmini sağlar, çünkü güven ortadan kaybolduğunda insanın yaşamsal dengesi de bozulur. Güven duygusunun insandaki yansımasını değerlendirirken bu mevzuya geniş bir açıdan bakmamız gerekecektir. İnsanın hayatı boyunca kurduğu farklı irtibatlar vardır. Bu irtibatlar sayesinde insan yaşam gayesiyle tanışır. Bunun için insanın güvenle yaşayabileceği ilişkileri kurması gerekiyor.

İnsanın güvene dayalı ilişkilerinin yöneldiği dört istikamet vardır. Birincisi insanın Allah’a güvenidir ki, bunu tevhitle ifade ederiz. İkincisi insanın devlete/yöneticiye güvenidir ki, bunu adaletle ifade ederiz. Üçüncüsü insanın insana güvenidir ki, bunu ahlakla ifade ederiz. Dördüncüsü insanın tabiata güvenidir ki, bunu sünnetullahla ifade ederiz.

İnsanın Allah’a güvenmesinden kastımız, Allah’ın sıfatlarının ve esmasının tecelli etmesidir. Elbette insanlar melik ve muktedir olan, rahim ve rahman olan, fettah ve müheymin olan, kerim ve rezzak olan Allah’a güvenecektir. İnsanlar başkalarının gücüne, başkalarının insafına, başkalarının lütfuna kendini bağımlı hissediyorsa güven içerisinde yaşaması mümkün değildir. Tevhidin önemi burada yatıyor. Fatiha Suresi’nin tefsiri bizi bu güvene götürüyor. “Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz” ayeti bu güveni açıkça ifade ediyor.

İnsanın devletle/yöneticiyle olan ilişkisinde güven ancak adaletle sağlanır. Çünkü bir devlet/yönetici meşruiyetini adalet vasıtasıyla sağlarsa yönetilenlerle ilişkisi sağlıklı bir zemine oturur. İnsanı devlete bağlayan motive güç ilk aşamada duygusal olabilir. İbn-i Haldun’da asabiyet teorisinde buna değinir ve devletin oluşumunda asabiyet duygusunun gerekliliğine inanır. Ama devlet olduktan sonra devletin varlığındaki süreklilik, adaletin ne derece tesis edildiğiyle alakalıdır.

Tarihi tecrübeler bize göstermiştir ki, devletle halkın ilişkisi adil yönetimle desteklenmediği takdirde aralarındaki duygusal motive bir süre sonra kaybolmuştur. İnsanın devletine olan güveni sarsıldığı an çöküş de başlamış demektir. Klasik siyaset teorilerinin geneli bu dengeyi gündeme almıştır. Adalet dairesi teorisi kadim zamanlardan yakın zamana kadar yöneticiler için referans olmuştur ya da referans olarak gösterilmiştir.

Ahlak, insanın insana olan güveninin anahtarıdır. Ferdi ahlakın insan üzerindeki etkisi toplumsal ahlakı da belirleyeceğinden insanın insana olan güveni ancak ahlakla sağlanabilir. Doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik, yardımseverlik gibi ahlaki meziyetlerin varlığı insanların birbirlerine karşı olan güveni pekiştirir.

İnsanlara birlikte yaşama şansı veren de karşılıklı oluşan güvendir. Eğer insanlar birbirinden emin olurlarsa farklı kimliklere sahip olsalar da aynı mekânı paylaşabilirler. Hiçbir dini, etnik ya da mezhepsel benzeyiş karşılıklı güvenden daha bağlayıcı olamaz. Belki ilk aşamada bazı asabiyetler önemli olsa da, zaman emin olma vasfını ön plana çıkarır.

Kâinatta her şey bir denge üzerine yaratılmıştır. Bundan dolayı insanın sabah güneşin doğacağından, toprağın işlenirse nimet vereceğinden şüphesi yoktur. İnsanın bu güveni kâinattaki makro nizamdan yani sünnetullahtan gelir. Fakat insan tabiatla karşılıklı güven ilişkisinde yaşamayı değil de, tabiata hükmetmeyi tercih ederse dengeye karşı savaş açmış olur. Havanın, suyun, toprağın insana sunduğu imkân kaybolmaya başlar. İnsanın tabiatla olan güven ilişkisi hırsın ve ihtirasın elinde kaybolup gider.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?