Reklamı Kapat

Kaybolan Konak mahallesi

İlginç şehir İzmir.

Agora karşısında küçük dükkânlar, toptancı malzemeleri, cansız manken yapımevleri, lokanta tencereleri imalat evleri.

Söğüş satıcıları.

AB kriterlerine asla takılmadan bakteri olabilir mi sorgusunu akıllarına getirmeden küçük masalarına kurulup Agora’ya karşı söğüşünü yerken, insanlar.

“Celal ve Oğulları” dükkânı adeta Roma dönemine ironi yapmaktadır, biz en yeniyiz dercesine.

Zira o küçük dükkânda duvarlar, Kâbe resmi ve Kur’an-ı Kerim sayfaları ile dekorlanmış.

Diğer söğüşçüler neredeyse boşken onlar müşteriye yetişememekte.

Naturizade Camii, Odun Kapı, İki Çeşmelik Camileri.

Birbirlerine yakın camiler, ecdadın cemaati yormama zarafeti.

Tıpkı Yalı Camii, Kestane Pazarı, Başdurak, Hisar Camii gibi İzmir topografyasına uygun, çok heybetli değil, kocaman kütlesi ile insanları ezmeyen mütevazı ama mimarileri ile ayrı bir “İzmir ekolü camiler”.

Öyle çok cemaatleri olmasa da, İzmirliler fazla gidemeseler de son derece saygılı, bahçelerindeki kabirlerin kucaklarını rengârenk çiçeklerle dolduracak kadar muhabbetliler.

Naturizade’nin kabirlerini de yukarı yoldan bakınca göremiyorsunuz, bahçesine geçip arkaya dolanmanız gerekmekte zira kendilerini saklayan gizemli yatırları mahalleli geceleri kaç kez duada görmüşlerdir.

Eşrefpaşa’dan aşağı eski mahalle ve sokaklardan merdivenlerle inmek bir şehir ritüelidir benim için.

Zira her seferinde hayranlıkla izlediğim İzmir evlerini, bir sonraki gidişimde yerinde bulamamaktayım.

Çoğu demir çemberler içerisine alınmış yıkılma tehlikesi bulunmaktadır.

Üç katlı, cumbalı, kimilerinin pencerelerinde kafeslerinin durduğu, arkalarında limon ya da turunç, mandalina ağaçlarının gölgelendirdiği bahçeleri ile İzmir’e has konak ya da evlerin güzel görünümünü izlemeye doyamam.

Fakat her defasında kapılarının, pencere pervazlarının, cumba ve kafeslerinin yer ile yeksan olduğu güzelim eski evler, gittikçe azalmakta.

Hele içinde yaşayan son yaşlılar da ölünce, çoluk çocuğun yılan çıyan yuvası deyip ilk iş olarak elden çıkarıp çaydanlık tencere imalathanesine dönüşen o güzelim peyzajı, eski gravürleri anımsatan şahane manzaraları kaybetmekteyiz.

Konak’taki Ali Ağa Camii; bahçesindeki tarihi mezar taşları, fıskiyeli havuzu, taa Kadifekale’ye giden dar tüneli, minaresi ile yoldaş olmuş uzun servileri ile müthiş güzel pitoresk tablo, şehrin gittikçe betonlaşan çehresini ağartırken. Kapısı yıllardır kilitli, o da mahalle yaşamından çıkmak üzere, yıllardır restoresi bitmemekte, insan eli değmediği için ağaçlar sulanamadığından kurumak üzere.

Elbet Antik Çağ, İlyada Odise yazarı Homeros ile anılmakta İzmir. İskender’in kurduğu Kadifekale, Romalı anıları, Agora’sı, yıkılmış surları. Guraba-ı Müslimin Hastanesi, Kemeraltı Çarşısı, Kızlarağası Hanı, havraları, hanları.

Kültür Bakanlığı mı, Anıtlar Yüksek Kurulu mu ilgilenmekte bir an önce İzmir’ in eski sokakları, evleri, camileri, çeşmeleri, mahalleleri daha fazla kaybolmadan yeniden şehir peyzajına kazandırılmalıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?