Reklamı Kapat

“Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın” olmak varken..

“Çamlıca Camii’ni dile getirirken maksadımız çok açıktır. Biz israfa karşıyız, şatafata karşıyız, gösterişe karşıyız, riyaya karşıyız, kibre karşıyız!”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun “Hangi akıllının başına İstanbul’da Çamlıca’nın tepesine 60 bin kişilik cami yapmak gelir ya.” Diye başlayan beyanatına karşı duranları veyahut orda ifade edilenleri anlamayanları eğitmek maksatlı izahatıdır yukarıya aldığımız cümleler.

Can alıcı sorumuz peşindir: Bu ülkenin eli kalem tutan yazarı, çizeri, düşünürü, akademisyeni, memurini, politikacısı her kim var ise, işte onlardan bir tanesi, AKP yoğ iken, hatta projesi dahi yoğ iken, “Ah bir iktidar sahibi olsak da, Çamlıca tepesine 60 bin kişilik bir cami yapsak...” hayali seslendirmiş midir, yazdıkları mevkutelerinde kayda aldırmışlar mıdır?

Hayır cevabının gerekçeleri vardır ve işte onları da, şimdi susup kalan “onlar” adına sayın Temel Karamollaoğlu seslendirmiştir. İsrafa, şatafata, gösterişe, riyaya, kibre karşı olmak, olmazsa olmaz mecburiyetlerimizdir ve bizi engeller, Çamlıca tepesine baktığında imara hazır arsa görenlerle birlikteliği...

Çamlıca tepesinde ayak izi olmayanlar ve sırtlarına vurulmuş saklı bahçelerde köşkü bulunmayanlar, gidip gelmenin saatler alacağı ve doldurulmasının zor olacağı tenkitlerine de şu savunmayı yapıyorlar: Gidenler, bu eleştirilerin yanlışlığını görüyorlar.

10.jpg?

Kaç cami geçiyorlar da görüyorlar, cemaate hasret kaç cami geçiyorlar...

“Sen bu hesabı Fatih’e, Kanuni’ye sorsana?”

Sayın Cumhurbaşkanı’nın, sayın Temel Karamollaoğlu’nun itirazına verdiği cevaplarda bu cümle var. Büyük cami savunulurken, doğru insan, doğru olmayan bir sorgulamaya alınıyor.

Fatih’i, Kanuni’yi en iyi bilenlerden sayın Temel Karamollaoğlu, Bakî’nin, ardından yazdığı mersiyede “Aldun hezâr büt-kedeyi mescid eyledin / Nâkus yerlerinde okuttun ezânları!” övgüsünü yaptığı Kanuni’nin Süleymaniye’sini “Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinan’dır” diyerek anlatmaya başlayacaklardandır.

25 yıllık AKP belediyeciliğinde, İstanbul üstüne hiç hayali olmayanlar ve “İhanet ettik” itirafını dillendirmeye sayın Cumhurbaşkanı’ndan önce cesaret edemeyenler, şehrin, seyircisi olmayacak stadyumlarla doldurulmasını koz olarak kullanıyorlar: Bunlara israf dedin mi?

Sanki kendileri yanlışın ilanından muaflar. Sizin itirazınızı, İstanbul’un siluetini bozan “Arkadaş” müteahhitler mi engelledi?

Fatih ve Kanuni’nin camileri bu ülkede ne zaman, içine sığabilecek kişi sayısıyla anıldı, yazıldı tarih kitaplarına? Taşı, çinisi, vitrayı, sütunu... Medresesi, külliyeleri ve vakfı ile anlatılırken onlar, Çamlıca Camii’nin otoparkının azametini yazmaya duranlar, “7. ok” gibi yakıştırmalar üretme çabalarının neyin karşılığı olduğu sorusuna cevaplarını esirgemeseler, dürüstlüğü unutmamış olacaklardır.

“CHP’nin okları değil, bizim söylediklerimiz bu arkadaşlara batıyor.” Diyen sayın Temel Karamollaoğlu’nun, AKP’ye batacak ve AKP’yi batıracak yanlışlarına dikkat çekmesini milleti iyi ve doğru anlıyor.

Çay- simit AKP’tay diyeti

Çay-simit hesabı yaparak asgari ücretlilerin durumunun çok iyi olduğunu ispat etmiş bir AKP milletvekili. Sıfatları da varmış. Hem avukat, hem parti grubunun başkanvekiliymiş.

İktidara geldikleri 2002 yılında, 5 kişilik bir aile, sabah-öğle-akşam, çay-simit yemesi durumunda, aile reisinin aldığı asgari ücretin yetmediğini bilen ve o durumu baz alan AKP milletvekili, bugün aynı ailenin aynı şartlar altında 1.120 lira tasarruf ettiğini bir ispatlamış, bir ispatlamış ki, sosyal medya paylaşmaktan kırılmış.

2019 eksi 2002 eşittir 17 sene. Bir iktidar mensubu 17 yıllık iktidarlarından sonra bu hesabı mı yapar? Asgari ücret denilince aklına çay-simit yemekten başka bir şey neden gelmez?

2002 yılında iktidara yürüyorlarken, propagandalarında konu ettikleri çay-simitle yaşamayı, bu ülke ailelerinin klasik yaşama biçimimi yaptılar ki, örnekleri hâlâ oradandır.

Hesapçı AKP milletvekili, 5 kişi 3 öğün çay-simit yiyorsunuz, ay sonunda da 1.120 lira elinizde kalıyor derken, yaşadığınıza şükredin tavsiyesinde bulunması, acaba iktidarları günlerinin devamında, geleceğimizin nasıl olacağına bir işaret mi çakmaktadır?

Çay-simit, çay-simit, çay-simit... O zaman tanzim satışları neden açmıştınız? Yoksa onlar partinizin yöneticilerine ve fabrikatörlere mi hitap ediyordu sorusu seçimler geçtiği için ve tanzim satışları yok sayıldığı için şimdi gereksiz sayılsa bile, dinleyicilerden bir çocuk kalksa ve şöyle test yapma cesareti gösterseydi, yeni izah nasıl olacaktı?

Biz babamızın asgari ücretiyle çay-simit yiyebilecek isek, siz neden hamburgercilerle, pizzacılarla doldurdunuz şehirlerimizin çarşılarını?

Hem siz, hamburger yahut pizza üzerinden yapsaydınız hesabınızı, daha modern ve çağdaş görünmez mi idiniz?

Partisinin ekonomik zaferini savunması kadar matematik hesaplaması da güçlü olan AKP milletvekili bu propaganda usulüyle, acaba bütçe hazırlayıcılardan mı olmak istediğini anlatıyor? AKP kulislerinde ikamet eden katipler yazsa da öğrensek...

Yarım asır öncesindeki gazeteci sohbetlerinin malzemesi çay-simiti 2019 yılının Nisan’ında propaganda maksatlı kullanıyorsa AKP iktidarının bir milletvekili, elbette mizahi yazılara konu olacaktır. Politikalarına dayanmak ve katlanmak gücümüzü muhafaza etmemiz için...

Ekmek karneli günlerini bize anlatırken rahmetli babam, çocukların yarınki hissemi de isterim diye ağladıklarından bahsederdi. O 5 kişilik ailenin 3 çocuğundan biri de bir ihtimal böyle ağlarsa, sayın AKP milletvekilinin hal-i pür melali ne olacaktır? Gerçi bu bir AKP sorunudur amma... Hesabı bize dokunuyor.

Bir fıkra ile bitirelim yazımızı. Hem çayımız da soğumamış olur.

Keçenin kullanımda olduğu zamanlar... Keçe yapmak zahmetli bir imalat ve ticaret işidir. Keçeden külah yapmak hele. Hani çocukların tekerlemelerinde, keçe külah başında diye geçen külah...

Oğlunu keçeciye çırak vermiş adam, bir hafta sonra çocuğuyla gelir dükkana. Artık sizde çalışmak istemiyor der ustasına.

Keçe ustasında bir merak. Çocuğa yanlış mı yaptık? Neden yavrum, sorusuna çocuğun cevabı çok ilginçtir. Deptin keçe, kıvırdın külah... Başka birşey öğrettin mi?

Al götür bunu der usta, çocuğun babasına. Her şeyi öğremiş zira...

Çay-simit hesapçısı AKP milletvekilini duyunca, keçe imalatını bir haftada öğrenmiş o çocuk geldi aklıma. Yediğiniz simit, içtiğiniz çay, aldığınız asgari ücret... Başka bir şeyle mi anılacaktınız?

Saate mi hayır, takana mı?

Ekrem İmamoğlu’na muhalefette doğru rotası olmayanların yazdıkları haber başlıklarından biri de şöyle: Halkçı geçiniyor, 250 bin liralık saat takıyor!

Melih Gökçek’in Ankara icraatlarından “Kol saati” anıtının, kamyona yüklenip hurdacıya gönderilmesinin acısını çıkarmak istemenin bir şekli desek bu tür haber yazıcılığa, yanlış olur.

Üstü sonraları çok çizilmiş bir AKP bakanının 700 bin liralık hediye saat kabul etmesi yılgınlıklarından böyle haber başlıklarıyla kurtulmak istiyorlar desek, yine olmaz!

Önce halkcılıktan ne anladıklarına bir bakmalıyız.

70’li yıllarda İstanbul Belediye başkanlığını hep kazanan CHP yöneticilerinden biri, yine bir seçim sonrası şu müjdeyi vermişti: İstanbul sahillerinin her yerinden halkımız beyaz donlarıyla denize girebileceklerdir.

Cilalı taş devri kokulu bu demeci, Yılmaz Güney filmlerinden fırlamış beyaz donluları çağrıştırır bir şekilde Milliyet Gazetesinde okuduğumu hatırlıyorum. Halkcı geçiniyor kınamasının altında yatan işte bu anlayıştır. Halbuki Ecevit’le birlikte tükenmişti o halkcılık. Ekrem İmamoğlu’nu kışkırtarak diriltilemez sanıyoruz.

Doğru muhalefet için doğru düşünceleri olmalı insanların. Yanlış mı dedik.

Kaynak yok, kaynaşma yok, perçinle hey!

“Dönem, kızgın demiri soğutma, musafahalaşma, kucaklaşma, birlik ve beraberliğimizi yeniden perçinleme dönemidir.”

Taraftarları gazetelerin manşetlerindeki son Erdoğan konuşmasının vurgu yerleridir bu kelimeler.

Yeniden perçinleme dönemi.

Seçim öncesinin MHP ittifaklarının yetersizliğini, onlara verdikleri il belediyeleri sayısının çokluğunu gördüklerinde anlamış olmaları da bir artıdır. Lakin perçinleme denilen eylem iki tarafın rızasına tabidir.

Cık, cık cevabını beklemeyenler, cik cik dememeliydiler.

Partinin adı adaletli... Soruya bak!

Kayıtsız şartsız iktidarı tutan bir gazetenin son istek başlığını da konuşalım, istiyoruz.

“Hukuk varsa bu seçim yenilenir”

Hukuk varsa, ne zaman varsa..

AKP iktidarının 17. Yılında “Hukuk varsa” demek, ceza gerektiren bir suçlama değilse, nedir?

“Hukuk varsa” demek, olmayabilir ihtimalini kabul etmektir. Hele bir de seçim yenilenmesi şartına bağlanmışki, olma şansı iyice azalmaktadır.

Ne istediklerini hukuk üzerinden değil de daha yatkın oldukları ihaleciliklerini konu ederek anlatsalar, maksuda erecekler diyoruz.

Koku hakkı, komşu hakkı mangal yakar bizim hakkı

Esenler’in küçük parklarının adı “Millet Bahçesi” olunca, mangal yapılsın mı, yapılmasın mı meselesinin oylanması üzerine yazar Engin Ardıç bey bir izahat yapmış, Cuma gününün Sabah’ında.

Mangalcılığın, doğadan kopmamayı, köydeki gibi toprakla bütünleşmeyi ve yer sofrası alışkanlığını parkta sürdürmeyi anlattığını yazmadan önce de şu iddiada bulunmuş. Halkımız yüz yıllardır et yiyememiş olmasının acısını çıkarıyor.

Bizim köyün efsanelerinden bir Demirdiş Koca vardı. Vilayetteki göz doktoru zayıflığının sebebini merakıyla sorar ona: Amca sen hiç et yedin mi?

Gözünün ışıksızlığının öyle bir kabahat işlemesinden olduğunu sanmış olmalı ki Demirdiş Koca doktorun o sorusuyla, ezilerek verir cevabını: Kurban bayramında ciğer yemiştim.

Yüzyıllar öncesinde geçmemiştir bu olay. İsmet Paşa’nın “Milli Şef” olduğu yıllarda yaşanmıştır.

Yani bizim de dememiz şudur: Mangalcılık, et yememiş olmanın intikamı değildir.

Mangalda et kokutarak, başka insanların haklarına girmek istemeyenlerin, bir terbiye usulünden geçerek yaşayanların, artık azalmaya başladıklarının en belirgin göstergesidir. Cadde ve sokaklara bakan vitrinlerinde yemek sergileyen lokantacılığa prim verdiğimiz günlerden geldiğimiz de bu mangalcılığa, unutulmasın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?