Gasp Bahri

Seçim bitmiş, ortalık görüntü kirliliğinin ana müsebbibi afişlerden, şehir üstgeçitlere, billboardlara, megaboardlara çekilen hep aynı tasarım pankartlardan kurtulmuştu. Tek tük seçimi kaybeden ve bunu kabullenemeyen partinin teşekkür giydirmeleri görünüyordu. Teşekkür etmenin nesi yanlış olabilirdi ki! Seçimi kaybetmiş de olsalar sonuçta partilerine oy veren kitle için elbette teşekkür ederlerdi.

“Nezih bir semtten ev tutup hevesle dayamış döşemişsiniz. Gönlünüze göre ışıklandırmış, eksiğini gediğini gidermişsiniz. Sonra çoluğunuzu çocuğunuzu bu eve yerleştirmiş, mutlu huzurlu olmasa da biraz mecbur, biraz çaresiz işinize gitmişsiniz. Akşam yorgun argın ama yeni bir eve taşınmış olmanın hevesiyle yuvanıza dönmüşsünüz. Bir de bakmışsınız ki evin kapısı açık. İçeri girdiğinizde çok da farklı görünmüyor, her şey yerli yerinde gibi. Ama o da ne? Oturma odası için yeni aldığınız koltuklara bir adam kurulmuş. Tanımadığınız bir adam. Ne iş dercesine bakıyorsunuz. Adam hiç istifini bozmadan kahvesini yudumluyor. Hayır, kahveyi nerden buldu? Adam, gayet pişkin, gayet kurumlu; ‘hayırdır birader yolunu mu şaşırdın?’ diye soruyor. Şaşkın, afallamış, tutulmuş evinizi çoktan sahiplenmiş bu adama öylece bakakalıyorsunuz. İşte yaşadığımız bundan ibaret.”

Anlatı esnasında arada bir döndüğü yüzünü hikâyesini bitirince bütünüyle İsmail’e döndü. Aynı anda İsmail; “Peki siz oraya başka reklam girmemiş miydiniz?” diye soruyordu. Odaya yeni girmiş, muhabbete yeni katılmış olmasına rağmen demek durumdan haberdardı. Deminden beri kılığından, kıyafetinden, hal ve tavırlarından kallavi bir şirketin CEO’suna benzettiği bu genç, demek o sorun olan billboardın işletmeciliğini yapan reklam şirketinin mümessiliydi. Belki de sahibi…

Kısa bir takdimle isminin Zübeyr olduğunu öğrendiği genç adam bu kez kendisine dönüp anlatmaya başladı: “Söz konusu megaboardda sergilenmek üzere Çokgen firmasından reklam almıştık. Kendileriyle mayıs ayına kadar devam edecek olan bir anlaşmamız var. Zaten firma yetkilisi arayıp, mayısta yenilenecek olan sözleşme var ya onu unut, diye söyledi. Neden, ne oldu diye sordum. Kendi reklamlarının üzerine bu partinin reklam girdiğini söyledi. Bunun üstüne mezkur partinin il başkanlığını aradım. İl başkanıyla görüştürmediler ama başkan yardımcısına durumu anlatabildim. Seçime kadar kullandınız, tamam, ama seçimden sonra bari yapmayın, üç beş kuruş rızkımıza mani olmayın; kirasını ödediğim, müşteriden ücretini tahsil ettiğim kendi malım olan megaboarda reklam giremiyorum diye uzun uzun izah ettim…”

Genç adam tane tane anlatıyor, anlayabildikleri döngü dolayısıyla odadakiler ve İsmail yoruluyordu. Bahsi geçen reklam alanı biraz önce yürürken yol kenarında gördüğü altı metre yükseklikte, yetmiş metre genişlikte yani devasa görünen ve seçimi kaybetmiş olan partinin teşekkür afişi giydirilmiş megaboarddı. “Peki şimdi ne yapacaksınız, bir adam gönderip söktürseniz sorun mu olur?” diye sordu İsmail, sırf sormuş olmak için.

Zübeyr tane tane anlattı yine çaresizliğini: “Kartal’da bir pano var bizim. Ona girdikleri reklamı birileri sökmüş. Bunun üstüne o gece polis panzerleriyle gelip tekrar asmışlar. İşin tuhafı anlaştıkları reklam şirketi bunlardan parasını tıkır tıkır alıyor, ama o şirketin reklam alanları dışında bizimkileri de kullanıyorlar. Manevi zarar, itibar neyse de bari maddi zararımı karşılayın diye söyledim, biz kimseye

bir kuruş ödemeyiz diye söyledi parti yetkilileri. Sonra senin onsekiz adet panon var, hepsinin ruhsatını iptal etmek bir imzaya bakar diye de tehdit ettiler.” O daha anlatacaktı ama İsmail kesti; “Peki buradaki bu megaboard, o Çokgen firmasının reklamı ne olacak?”

“Bu akşam kaldıracaklarını söylediler, herhalde mağduriyetimizi anladılar.” diye noktaladı Zübeyr. Böyle bir avuntuya herhalde kendisi de inanmıştı.

İsmail, her gün önünden geçtiği megaboardda, bir hafta boyunca seçimi kaybeden ancak bunu bir türlü kabullenemeyen partinin Teşekkürler Gümülcine metnini okudu. Adaletin, mülkün temeli olduğuna dair inancı katmerlendi. Boş arsalardan kamu arazisine kadar her şeyi gasp etme hakkını muktedire veren adalet, mülkü böylece temellendirmiş oluyordu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?