Şekil başka, ruh başka

Şekil ve mana, lafız ve anlam arasındaki deruni ilişki ve bunların ahlakla olan münasebeti epeydir üzerinde düşündüğüm bir konu. İnsanın bir zikir terennüm etmesi neyi açığa çıkarıyor? Zikir edince ne hâsıl oluyor? Zihnin, kalbin vicdanın rolü zikir ile nasıl bir odağa yöneliyor? Neyi duyuyor, neyi hissediyoruz da hakikate dair bilincimizde bir iştiyak, bir arayış, bir cemal beliriveriyor? Her zaman gözümüzün önünde duran basitlik bu sorular ile birden bire ulvi bir değere büründü. Bazı meseleleri açıklamak artık kaçınılmazdı.

Lafız cinsinden zikir “anmak”, “hatırlamak” anlamlarına gelmektedir. İnsan yönelmek istediği, zihnine getirmek istediği şeyi özelliğine nispeten dile getirir. Her neyi gündem yapmak istiyorsa onu konuşur, onu dillendirir. Yani zikredilen ile bir ilişki biçimi, aşkın bir kontak geliştirir. Böylelikle önemli bir iştigal ile zihne bir mana çağrılır, bir anlam mündemiç kılınır. Darda kaldığımızda “el-Fettah”, şifa aradığımızda “eş-Şafi”, rızka atıf için “er-Rezzak” zikri tazelenir.

Sadece dini değil, siyasetten kültüre her alanının kendine mahsus zikir biçimi, hatıra getirmesi gereken ritüelleri vardır. Dememiz o ki hangi şekli belirleme olursa olsun insan aslında bir “ruh çağırma” gayretine girer. Bu ruhun nelere kadir olduğunu, nasıl bir devinim yaptığı ise derin bir görgü meselesidir. Zikir üzerinden cereyan eden görgünün kalitesi adaletin, ahlakın, merhametin, izzetin velhasıl erdem-i merkeziyetin kemaline katkı sunar. Bundan dolayı lafzın anlamdan soyutlanarak bir yaraya merhem olma çabası beyhudedir.

Bu minvalde lafızdan anlama, anlamdan şuura bir yol açılır. İnsanlık tarihi ile özdeş suallere cevaplar aranır. Âdem deyince ne anlayacağız? Bir avuç toprak ve su mu yoksa ruh mu? Bir şahıs mı yoksa şahsiyet mi? Bir ceset mi yoksa gaye mi? Herkes meşrebince, kabınca meselenin bir kenarında tutmakta, kendince bir anlam vermeye girişmektedir. Ancak insan aynada gördüğü ile kendini karıştırmamalıdır. Kanaatimce balçığa aldanmamalı, kendini şerefli kılan manaya adanmalıdır.

Görsel idrakin egemenliğinde çağımızı bu denklemde okumak gayet rahatsız edici. Bir medeniyet ağacı olarak üzerinde olanca uğraşılan, emek verilen irfanın salt şekli unsurlarına intisap etmek meselelerimizi çözmeye yetecek mi dersiniz? Kanuni’nin, Sultan Fatih’in manevi mirasına ihanet edip cami inşa ederken, “Onlar da böyle yaptı” demek ruhun/mananın kudretleşmesine vesile olacak mı? Hiç sanmıyorum.

Hikmet, taklit edilemez.” O ancak manaya sahip çıkmanın bir lütfu olarak nasiplendirilir. Eğer taklit edilecekse bile şekle değil, ruha tevessül edilmelidir. Ancak çağın prangaları, algı operasyonları, gösteriş putları hikmetin çok çok önünde yürümektedir. Görgüsüzlük buradan ileri gelmektedir.

Mesele şeklin ruha değil, ruhun şekle yansımasıdır. Duvarların değil, insanların yüceltilmesidir. Bundan dolayıdır ki olanca adaletsizliğin, merhametsizliğin, fuhşiyatın zirve yaptığı bir dönemde bir erdem mimarisinin ortaya çıkması, bir erdem şehrinin oluşmasının imkânı sorunludur. Erdemi yaşatmak ruhu yaşatmaktır. Maddeyi aşıp, bedenden çıkıp itibarı ahlakta aramaktır. Korkma! Gerisi kendiliğinden gelir. Ruhun güzelliği bedene, evlere, şehirlere, evrene yansır.

İnsan ölse de insanlık yaşar. Âşık ölse de aşk yaşar. Baki olan ruhtur, şekil değil. Neden beka sorunu gündem oldu dersiniz. Sürekliliğe, kalıcılığa yatırım yapmaktansa şekil olanca tabulaştırıldı. Haliyle eskidi, sorun çıkardı. Hâlbuki mana böyle mi? Şekil başka, ruh başka. Anlamıyorlar ancak bütün şekil unsurlarının manaya hükmetmeye çalıştığı garabet; zamanın eşliğinde çürümeye, pörsümeye, yok olmaya yüz tuttuğunda rezaletten başka hiçbir gerçeklik tatmayacak.

Ilımlı İslam da bu eksende ortaya çıkarılmış bir projedir. Manayı sansürlemek, göz ardı etmek üzere planlanmıştır. Ruhsuz bir cesede razı olmamız ısmarlanmıştır. Kavramların içi boşaltılmak, din birtakım şekli unsurlara hapsedilmek istenmiştir. Bazı cemaat, STK ve partiler de koltuk değneği olarak görülmüştür. Tabii müsait olanlar sıraya çoktan geçti.

Rahmetli Erbakan Hoca’nın bu tehlike karşısında, “İslam şekil değil, ruhtur” sözü şimdilerde olanca gücüyle karşımızda durmaktadır. Meseleyi olanca çıplaklığı ile hakk’al-yakin yaşamaktayız. Peki ya, çözüm? Çözüm belli:

Manaya sarılmaktan başka çare yok…

yusuf-yalaniz.jpg?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yusuf Yalanız - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?