Dindarlığın sosyolojisi

Dindarlığın sosyolojisini konuşmak model dindar tipi üzerinden tespitler yapmakla mümkün değildir. Meseleyi sosyolojik çerçeveden ele almak daha doğru sonuçlar vermesi açısından önemlidir. Dindar bireyden Müslüman topluma, zihinlerimizdeki düşünüş biçimlerinden toplumsal düzenin İslamiliği üzerine bütüncül bir bakış geliştirmemiz gerekiyor. Bu genel çerçeveyi dikkate alarak meselelere yaklaşılmasının bugün yaşanılan dindarlık tartışmalarına önemli bir katkı saylayacağı kanaatindeyiz.

Bireyin dindarlığını Müslüman toplumun yaşayış biçiminden ayrı tutamayız. O yüzden dindarlığı ferdi ibadetler boyutundan artık koparmamız gerekiyor. Dindarlık üzerine oluşan bu algı dinin özsel anlamda içselleştirilmesinin önündeki en büyük engel gibi duruyor. Ne yazık ki, ülkemizde değişik zamanlarda yapılan dindarlık araştırmalarında yöneltilen soruların da bu algıdan yola çıkarak oluşturulduğunu görüyoruz. Dindarlık ölçüsü namazın kılınıp kılınmaması, başın kapatılıp kapatılmaması ya da oruç tutulup tutulmaması üzerinden yapılıyor. 

Deizme yönelik rağbetin tartışıldığı son zamanlarda özsel anlamda bir karşılık bulmayan dindarlık algısının dine nasıl bir zarar verdiğinin farkında olmalıyız. Bugüne kadar ne yasaklar ne de baskılar bu algının verdiği zararı verememiştir. Hatta yasak ve baskı dönemleri dinle olan irtibatın daha da kuvvetlendiğini gördük. Fakat dinin bütününü parçalayan bu dindarlık algısı dinin temsil gücünü önemli ölçüde zedelediği bir gerçek.

Müslüman bir toplumda olması gereken en büyük özellik elbette toplumsal ahengin sağlanabilmiş olmasıdır. Bu ahenk ancak toplumsal ahlakın yerleşmesiyle gerçekleşebilir. Toplumsal ahlakın yerleşebilmesi ferdi ahlakın toplumun üyeleri tarafından içselleştirilmesiyle mümkündür. Bu döngü bizi dindarlığın sosyolojik boyutuna götürüyor. Bu sosyolojik çerçeve sadece ibadetler alanına hapsolmuş dindarlık algısını asli mecrasına yerleştirecektir.

Dini nasıl ki; insanın insanla, insanın tabiatla, insanın Allah’la olan ilişkisini düzenler diye tarif ediyorsak dindarlığı da bu tarif içerisinde ele almamız gerekir. Bu tarif içerisinde ferdi ibadetler sadece insanın Allah’la olan ilişkisindeki görevler kısmına karşılık gelir. Zaten bugün yaşadığımız sorunun kaynağı da dini bu dar alan üzerinden anlamlandırmakta yatıyor.

Dindarlığın diğer bir boyutunu da düşünce ve düzen bağlamında ele alabiliriz. Düşünüş biçimimizin sıhhatini dindarlığa yüklediğimiz anlam gösterir. Önce zihinlerde yer edinmesi gereken İslamiliğin, düşünce boyutunu aşarak sistem boyutunda da hayata müdahil olması zaruridir. Bu anlamda İslam’ın güzelliklerini düşünsel etkinlik olmaktan çıkarıp hayata hâkim kılabilecek bir sisteme varmalıyız. Çünkü İslam’ın iddiası olan adil bir sistemin olmadığı bir ortamda dindarlıktan bahsetmek anlamlı değildir.

Mevcut sistemin dindarlığı, kapitalizmin koyu bir şekilde yaşandığı sistemde zekâta vurgu yapılmasından, gücün nimetlerine teşne hocaların namaza çağrı yapmasından ya da açlıktan ölen çocukların hissiyatını oruçla yaşamaya çalışmaktan ibarettir. Bu yüzden bizim hem ferdi ve toplumsal ahlakın kuşanılmasıyla, hem de sistemin İslam’ın vaaz ettiği şekilde hak ve adaleti hâkim kılınmasıyla oluşacak yeni bir dindarlık anlayışına ihtiyacımız vardır. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?