Reklamı Kapat

Soğan acıdır

Soğan ateş pahası.

(Ateş ne kadar? Tam bilmesem de öyle söylüyorlar.)

Gündemde yine soğan var!

Soğanın ateşi bir türlü düşmüyor.

Çarşı pazarı onun kadar kızıştıran, ekonomik gidişatı onun kadar insanın yüzüne vuran başka bir ihtiyaç maddesi var mıdır bilmem.

“Soğan acıdır, ama gerçeği söyler” kabilinden aforizmalar üretmek istiyor insan.

Çocuk denecek yaştayken de ben soğan yokluğu ortalığı kasıp kavuruyordu.

Ortaokuldaydım ve önüme gelen her şeyle ilgili şiir yazıyordum.

Dersler hiç umurumda bile değildi.

Soğan anarşik eylemleri de sollayarak gündemin tam ortasına oturmuştu.

Durur muyum hiç, kaleme kâğıda sarıldım ve başladım yazmaya:

“Kimse önce beğenmezdi

Kokuyor diye yenmezdi

Yiyen meclise gelmezdi

Şimdi koşar oldu, soğan!”

İlkokul sıralarında okurken de muz varsıl ailelerin ulaşabileceği bir meyve idi. Sınıf farkı oluşturmasın diye çocukların beslenme çantalarında muz getirip yemeleri yasaktı.

Hiç unutmuyorum, bir keresinde beslenme saati esnasında bir arkadaşın çantasında öğretmen muz yakalamış ve öğrenciyi uzun uzun sorgulamış, velisini çağırtmıştı. Geçmiş gün, muz nasıl tesirsiz hale getirilmişti şimdi hatırlamıyorum. Fakat Özal’lı yıllarla birlikte ülkemize ithal edilen Çikita(Chiquita)muz sadece muzu değil, muz yemeyi de etkisiz hale getirdi. Bu arada Çikita(Chiquita)nın bir muz cinsi değil şirket adı olduğunu da hatırlatalım. Bir de “Muz Cumhuriyeti” diye bir kavram var ki muzdan başka üretim ve geçim kaynağı olmayan sık sık darbe yapılan ülkeler için kullanılır. Bizden uzak olsun diyelim ve konumuza dönelim.

Soğan küresel olan tek besin maddesi olarak biliniyor. Dünyada buğdaydan daha çok soğan yetiştirilmekte (179 ülke). Bu ülkeler içerisinde neredeyse soğan üretiminin yarısı Çin ve Hindistan’a ait. Oldu olacak dünyada en çok soğan tüketen milleti de açıklayalım: Libya. BM verilerine göre Libya’da kişi başına düşen soğan tüketimi miktarı 33,6 kg’dır.

Soğan yoksulun ekmeğinin aşıdır. Hiçbir şey yoksa o “ben varım” diyerek zengin fakir herkesin yanında olur. Mahzuni Şerif, “Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana” diyedursun, millet olarak soğana muhtaçlığımız hiç bitmedi ki. Hele bir de cücüğü yok mu, ne kavgalara sahne olmuştur sofralarda. 

BÜYÜK ÇEKMECE VE KÜÇÜK ÇEKMECE NE DURUMDA?

Masamın tam sol yanında altlı üstlü iki çekmece yer alıyor.

Üstteki küçük çekmece, alttaki büyük çekmece.

Küçük çekmeceye kâğıt kalem gibi levazımı yerleştiriyorum. Bir de isim verdim bu çekmeceye: Mühimmat!

Mühimmat dedimse hemen askeri edevat falan aklınıza gelmesin. Eskilerin “evrak-ı mühime” dedikleri önemli kâğıtlardan bahsediyorum. Küçük çekmecenin büyük bölümü şiir eskizleri ile dolu. Okuduğum kitaplardan önemli bulduğum noktaları yazdığım notlar da bu çekmeceye dâhil. Buradaki mühim evrakların hepsi bulundukları yerden memnun oldukları için kalkıp da çekmecenin büyüğüne talip olmazlar. Ne de olsa büyük çekmece yeni aldığım ya da dostlardan gönderilen kitaplara aittir. Tabii yeni gelen dergileri de burada misafir ediyorum.

 İlla “örnek ver” diyorsanız, söyleyeyim: Emre Öztürk’ün Ebabil Yayınları’ndan çıkan “Kapanış Konuşması” ve Osman Özbahçe’nin yine aynı yayınevinden çıkan “Dogma” adlı şiir kitapları. İrfan Özet’in İletişim Yayınları’ndan çıkan “Fatih-Başakşehir” isimli muhafazakâr mahallede iktidar ve Dönüşen Habitus’u anlatan değerlendirme kitabı büyük çekmecede okunmayı bekliyor. Feride Çiçekoğlu’nun Metis Yayınları’ndan çıkan “İsyankâr Şehir” ve Teoman Duralı’nın Şule Yayınları’ndan çıkan “Felsefe Bilimin Odağında Metafizik” adlı kitabını da çekmeceyi ve de çekmece bahsini kapatmadan zikretmiş olalım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?