Reklamı Kapat

Asrın icabeti

Dünyanın bir tarafında insanlar hunharca katledilirken, canilere menfaat karşılığı lojistik sağlayan pragmatistler elbette iflah olmaz. Bundan böyle bu topraklardaki hayat döngüsü, gittikçe şiddetlenen kriz ortamından, içinde dönenip durulan yokluktan, kişilere ve de kurumlara bağlı yoksunluktan öteye gitmez. Aksini beklemek, ilahi adalete mugayir bir talep olur!

Çil yavrusu gibi değil de gönüllüce ve itina ile ulus devletlere dağıtılmış Müslümanlar olabildiğince demokrat takılmaya alışır. Çoğulcu ve seküler  (üstü örtük şekilde faşist, altı boş şekilde emperyalist, her yanı açık şekilde kapitalist ve anlamsızca pragmatist) devlet düzeninde mutlu mesut yaşarken, ansızın ortaya Allah’ın hükümlerine göre hareket etmeye çalışan, emri tanıdığı ve nimet bildiği için zulme uğrayan, zalime karşı mazeret üretmeksizin cihat eden bir topluluk çıkar. Yeterince muhlis, inancından ödün vermediğini zanneden ama keyfinin istediğinden de geri durmayan Müslüman, böyle bir gerçeklik karşısında alabildiğine dumura uğrar. Şimdiye değin nasıl inançsal konforunu korumuş, lüzum ettiği durumda tevillerinin gereğini yerine getirmişse yine aynı yolu izlemek suretiyle karşılaştığı sorunu geçiştirebileceğine inanır. Nitekim geçiştirir de. Lakin bu müşkül durum, bu çaresizlik iklimi, inandığı değerler adına hiçbir şeye yaramayan yaşantı hissi, bu besbeter vaziyet geçmez. Bir yandan gözünün önünde haksızlık, adaletsizlik, insanlıktan uzaklaşma ve insanlıktan uzaklaşırken herhangi bir mahlûkata yakınlaşamama hali artarak devam eder. O halde kendisini bu hale düşürenlere karşı ağız dolusu beddua etmesi gayet tabiidir. Beddua ettiği kurulu düzenin bizzat kendisidir, ipleri elinde tutanlardır, suyun başına konuşlanmış olanlardır. Haliyle içinde olmak zorunda kalınan toplum bir ekonomik kriz, yokluk, yoksunluk, ahlâksızlık, tükenmişlik vs. yaşıyorsa bu bereketsizlikten, nankörlükten,  şükürsüzlükten değil tam anlamıyla kitleleri yönettiğini zanneden, ipleri elinde tutan ama tutunduğu her bir ipin eline ayağına dolandığını fark etmeyenlerin aldıkları ahlardandır. O kadar ki her memleketin sorumluları meclisler, parlamentolar, kongre binaları önünde alabildiğine protesto edilebilirken, buradakilere, ‘Ticareti kes!’ ihtarı bile ters kelepçe tutuklanma sebebidir. Geriye yine bilindik çare kalır; kişi, evinde oturup, ellerini açıp işbirlikçilerin belasını bulması için dua eder.  

Kardeşleri katledilirken hiçbir şey yapamamanın çaresizliğiyle alanlara akıp hakkı haykıran, şikâyetini dile getiren insanlara, mübarek Ramazan ayında saçı, başı, ağzı kapalı insanlara, muhtemelen hepsi oruçlu insanlara, bayram öncesi şiddetle muamelede bulunmak, tutuklayıp salmak, tahkir etmek bilindik Siyonist yönteminden başka bir şey olmasa gerektir. Aynı eylem Mescid-i Aksa önünde gerçekleştiğinde terörist İsrail askerlerinin tutumu pek farklı olmaz. Fazla uzak olmayan tarihlerde bariz örnekleri görülür. Hamasetinden, siyasetinden, ille de ticaretinden taviz vermeyen iktidarlar, er ya da geç Gazze’ye zulüm taşıyan Netanyahu hükümetinin akıbetini yaşar.

Dünyanın her kifayetsiz muhterisine doğal olarak yenilgi dokunur. Neye sarılacağını, nereye saldıracağını, kime tutunacağını bilemez. Kimi zaman muhatabını terörize edip ona ait olana konmak ister, kimi zaman amaçsızca çoluk çocuğa saldırır. İşte Netanyahu ruhsuzluğu, HAMAS’ı terörist ilan edip çoluk çocuğu bombalar; sağ kalanları tutuklar. Terörize ettiklerinden bir sorumlu bulamaz. Demek kimi memleketlerde paradigmanın yol alış biçimi, Yahudiliğin yeniden modernize edilmiş yol tutuş biçimiyle fena halde örtüşür. Buna Siyonizm’in hedef doğrultusundaki başarısı denebilir. Belki de tam zıddıdır; Yahudi uyanıklığı paradigmayı gayrimeşru emellerine uygun hale getirir ya da yeniden oluşturur. Nitekim asrın orta yerinde uyduruk da olsa bir devlet oluşturduğunu ilan ettiğinde, kuruluşuna zemin hazırlayan ülkeler kadar, yoğurdunu çalkalamadan hıyara koşar gibi hemen tanıyan memleketler, zemini alabildiğine uygun hale getirdiğinin kanıtıdır. Bu noktada İsrail denen şeyin oluşum evreleri kadar onu tanıyan memleketlerin kuruluşundaki meşruiyet sorgulanmalıdır.

Büyük komutan Yahya Sinvar’ın söyleyişiyle ifade etmek gerekirse; Gazze’nin bütün normalleşenleri ifşa ettiği görülür. Başkenti Kudüs olan Filistin Devleti’ne doğru adım adım ilerleyen Filistin halkı, Müslüman geçinen ya da kendi iç politikasında İslamcılıktan ekmek yiyenlerin yekûnen farkındadır. Bir yandan verdikleri mücahedeyi nihai zafere doğru taşırken, diğer taraftan resmi, dini, milli ayrımı yapmadan bayram kutlayanları Allah’a havale etmemeleri umulur. Filistin’in, Gazze’nin ve dünyanın tüm özgür halklarının bayramı mübarek olsundur. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?