Reklamı Kapat

Bugünün geçmişi-II

Yazının birinci bölümünde ’82 Anayasasının oylamasının yapılacağı günün gecesinde, televizyonda bir kadının şarkısı arasına giren bir kaçak sesten söz edilmişti. Kaçak ses, “Amerikancı askeri cunta ve onların uşakları tarafından yapılan Anayasayı, yarınki oylamada reddedin” diyordu.

Doğal olarak, bu olaya şaşırmıştım. Televizyondaki bir programın akışı sırasında, teknik olarak dışarıdan bir müdahalenin mümkün olup olmayacağı, benim ilgi ve bilgimin üzerinde bir konuydu. Dolayısıyla, şaşkınlığımın bir yönü bu olsa bile, asıl nedeni kaçak sesle ifade edilen isteğin yayılmasına herhangi bir tepki verilmemesiydi. Çünkü, Anayasa oylaması gibi önemli bir konuda sonuca etki edecek bir hareketin sessizce geçiştirilmesi olağan karşılanamazdı.

Bugün, o zamanki Anayasa oylamasının sadece sonucunu değil, bu sonucu hazırlayan olayların, hareketlerin, alınan tavırların, yapılan kurguların nedenlerinin birçoğu, en azından görünüşleri itibariyle bilinmektedir. 82 Anayasasının, hukuk bilimi, Anayasa yapma usulü, yöntemi, tekniği gibi konular çerçevesinde değeri üzerinde sayısız eleştiriler, değerlendirmeler yapılmıştır. Gerçek anlamda herhangi bir Anayasanın olması gereken amacı yönünde, zamanla ihtiyaç duyulan değişikliklere benzemese bile, seçimle veya zoraki sayılacak (28 Şubat gibi) iktidar değişikliklerinde, ilk yapılan iş, 82 Anayasasının bazı maddelerinin değiştirmek veya yeni maddeler eklemek, bazı maddeleri kaldırmak vb şeklinde olmuştur.

Bütün bu çabalara, müdahalelere, girişimlere, yapılanlara bakılınca ülkenin, toplumun, insanların tek sorununun 82 Anayasası olduğu algısı, bir anlamda kanısı, düşüncesi, görüşü, sabit, değişmez bir nitelik kazanmıştır adeta, denilecek bir durum söz konusudur. Kurgulanan, öngörülen, mesela ekonomi politikası tam olarak uygulanamıyor ve istenilen sonuç alınamıyorsa, gerekçe, neden, engel 82 Anayasası olarak gösteriliyordu. Eğitim sisteminden, düzensiz kentleşmeye, üniversitelerin yeni bilgi üretememesinden, düşünce, sanat ve kültürel gerilemeye, yozlaşmaya veya durağanlaşmaya kadar, neredeyse her alanda, her konuda, her sorunda, her çözümsüzlükte o vardı ve mutlak belirleyiciydi. Dış politikada, uluslar arası ilişkilerde, Avrupa’yla sorunlarda ve ilişkilerde zaten 82 Anayasası yürürlükte kaldıkça hiçbir olumlu, ülke ve topluma yararlı sonuca ulaşılamazdı. Temel insan hak ve özgürlüklerinde bırakınız istenilen düzeyde gelişmeyi, önemli gerilemeler ve yozlaşmalar meydana gelmişse onun yüzünden olmuştur. Kültürde, ahlakta, inançta (dinde) kışkırtmaların, sapkınlıkların, istismarları, aşırılıkların, bozulmaların, yozlaşmaların kaynağı da zaten 82 Anayasası ve onu hazırlayan zihniyet/ler/di.

Bu ve benzer akıl yürütmeler, kurgular, öngörüler, açıklamalar, değerlendirmeler, yorumlar, gerekçeler, mazeretler, pişmanlıklar, suçlamalar, aklamalar, karalamalar, ihanetler daha sayısız tanımlamalar, nitelemeler yapılabilir. Bunların bir kısmı gerçekten doğru da olabilir. Bu doğruların başında, kadim Yunan Kent-Devletleri’nde neredeyse ortak ilke niteliğine gelmiş bir Anayasaya sahip olma özelliği kendi şartlarına bırakılabilir. Ancak Yeniçağın belirgin, vazgeçilmez bir kazanımı veya ürünü olan “Anayasa”, varlık nedeni olan mutlak iktidarı, hukukun evrensel niteliğe kavuşmuş ilkeleri ve kurallarıyla sınırlayarak hukuk alanına yerleştirmek olmuştur. Bunun nedeni ve gerekçesi temel, aynı zamanda evrensel insan hak ve özgürlükleri demetidir. Sözgelimi “düşünce, felsefi kanaat, din ve vicdan hak ve özgürlüğü” veya  “çalışma hak ve özgürlüğü” ya da “mülkiyet hakkı”, “konut dokunulmazlığı hakkı” gibi hak ve özgürlükler, sadece demokrasiyle işleyen rejimler bakımından değil, otoriter veya totaliter rejimler açısından da ölçü olarak alınmakta, sorgulanmaktadır. Çünkü insanın varlığı, bu varlığa atfedilen şeref ve haysiyet, onur gibi nitelikler bunu gerektirmektedir, zorunlu kılmaktadır. Hukuk bunun için anlam taşır. Yönetim, rejim, devlet, her türden örgütlenme bu amaca yönelik olarak hukukun belirlemesiyle gerçekleşir, öyle olmak durumundadır. Bugünün geçmişine bu açıdan bakmak gerekmektedir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Vatandaş - Yumurta mı tavuktan çıkar tavuk mu yumurtadan çıkar? Dünyanın en iyi kanununu ahlaktan yoksun insanların eline geçer ise en kötü kanun olur. Ona uymaz. Gerektiğinde onu bozar, yamultur, parçalar, eklemeler yapar. Geçmişe bakalım. Yüce Allah insanlara peygamberler göndermiş, insanoğluna sahifeler vermiş kitaplar indirmiş. Sonra ne olmuş? Güç ahlaktan yoksun insanların eline geçtiğinde o kurallar tahrif edilmiş yamultulmuş, parçalanmış, eklemeler yapılmış. Dünyanın en kötü kanunu ahlaken yüce insanların elinde en iyi kanun olur. Şimdi yumurta mı tavuktan çıkar tavuk mu yumurtadan çıkar?

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 27 Mart 10:20


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?