Reklamı Kapat

Ne giden ‘’son’’ gemidir bu demiş Yahya Kemal

Temel Karamollaoğlu’ndan Erdoğan’ın paylaşımına tepki: Tweet atma, ticareti kes!”

Haber siteleri bu başlıkla duyuruyordu; her fırsatta, her yerde, her mikrofona konuşan Sayın Erdoğan’ın aciliyet duyarak tweet atmasına Bilge başkanın itirazını, yol göstermesini ve görev hatırlatmasını.( 18,03,2024)

Sayın Erdoğan’ın X hesabından beş satırda yazdıklarını anlamak, okumak kadar kolay değil.

“Ülkemizde kimileri Filistin, Gazze, Ramallah diye yerlerin varlığından ilk kez 7 Ekim’de haberdar olmuş olabilir.

Bazı çevreler, Filistin halkının hak ve adalet mücadelesini ilk kez 7 Ekim’de duymuş da olabilir.

Ama biz bu mücadeleye ömrümüzü adadık.”

Özellikle vurgulanan ve beş satırın içine iki kez yazılan bir tarih var: 7 Ekim.

HAMAS’a bağlı “Kassam Tugayları”nın ve Filistinli mücahitlerin “İsrail’in işgalinden kurtulmak, Filistinlilerin haklarını geri almak ve dünyadaki tüm halkların yaptığı gibi kurtuluş ve bağımsızlık yolundaki bir savunma eyleminin başlama tarihidir 7 Ekim.’’

Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı olarak, “Kimileri” dediklerinin ve müstehzi bir çağrışımla, “Bazı çevreler” diye tanımladıklarının da haber alma ve duyma özgürlüklerinden sorumlu sayılırsa, “İlk kez” vurgusuyla akıllara düşürülen eksikliğin hatasını, insanımız, kime ya da nereye yönlendirecektir; yirmi küsur yıldır aynı iktidar var iken.

“Ama biz” hitabını, kastettiklerinden çok farklılığını bir daha tekrarlamak arzusunun ötesinde sayanlar hemen onun, “Gazze’ye gideceğim” vaadini hatırlarlar.

“Er ya da geç Gazze’ye gideceğim.” 11.09.2011

“Başbakan Erdoğan Nisan ayında Gazze’ye gideceğini açıkladı.” 23.03.2013

“Başbakan Erdoğan, Mayıs ayının sonlarında Gazze’ye gideceğini söyledi.” 14.04.2013

Sayın Erdoğan Başbakan iken ve henüz “Asrın Lideri” sıfatlı değil iken, İçişleri Bakanı yaptığı ve ünlendirdiği Süleyman Soylu gibi söylersek, politika yaptığına mı sayılacaktır buyurduğu vaatler?

“Dertliyiz, derdimiz var. Gücü sadece masum sabilere, biçare kadınlara, mazlumlara yeten terör devleti İsrail’in zalimlikleri karşısında hem üzüntülü hem öfkeliyiz.”

“Dünya görmezden gelse bile İsrail’in zulmüne eyvallah etmeyeceğiz.”

Dediğinde ise Sayın Erdoğan’ın, 14 Mayıs 2021 günüydü tarihlerin.

New York, Netanyahu, kravatla pişti olmak kelimelerinin kayıtlara geçtiği tarih de 7 Ekim’den öncedir. 20 Eylül 2023

Sonrasına bakarsak 7 Ekim’in, okuyacağımız ilk bilgi şudur:

“7 Ekim’den bugüne,

İsrail, 2 bin 627 katliam yaptı.

13 bin 230 çocuk, 8 bin 850 kadın katletti.”

“Dünya görmezden gelse bile” demişti ya Sayın Erdoğan, dünkü Millî Gazete’nin bir haberi şöyle idi:

“Kanada ambargo uyguluyor!

Türkiye gemiler gönderiyor!”

Not: 1976 yılında yayımlanmış belgesel bir kitaptan birkaç paragrafı hem hafızalar tazelensin, hem meraklar uyansın maksadıyla alıyoruz buraya.

“Hasan Mahir, o’na bir yıl önce Fransızca öğrenmek amacı ile Paris’e gittiğini, ama orada ancak üç hafta kaldığını, tıp öğrencisi nişanlısı ile sefarette evlendiklerini ve sonra da ‘Ortadoğu’ya giderek EL-FETİH kamplarında ‘Gerilla’ kursu gördüğünü anlatmakta sakınca görmemişti.’’

Anlatılan Mahir Çayan’dı. O da orayı anlatıyor:

“Sonra EL-FETİH’te, Yahudiler kampa bir baskın yapmışlardı. Elli kişiydik. Sekiz ‘mücahid’ arkadaş öldü. On iki kişi yaralandı.”

Ne giden ‘’son’’ gemidir bu demiş Yahya Kemal

‘’ÇANAKKALE ACI İLAÇ’’

“Arıburnu cephesinde Mustafa Kemal komutasında dokuz alay, Seddülbahir cephesinde beş alay toplandı. İstanbul’dan iki tümen daha gelmekteydi.”

“Bu kocaman savaş alanında elbette subaylar, neferler, sıhhiye ekibi, istihkamcılar bulunuyordu. Tabur imamları ellerinde Kur’an, oradan oraya koşturuyorlardı.”

“Türk tarafı cephane harcamaktan kaçınıyordu. Yılbaşında, İstanbul’da topçu cephanesi yapan bir fabrika kuruldu. Fakat bunun yardımı sınırlıydı.”

“Bir ateş açtılar üzerimize, Soğandere’de belimden ve bacağımdan yaralandım. Kurşunla... Çalı dibinde doktor yaralarımı sardı, sipere geldim gene.”

“Hep pamuk ve sargı bezı sıkıntısı çekilmişti. Sıhhiye personeli bitap düşmüştü. Hatta bazı sıhhiye bölükleri, cephedeki yaralılara zamanında müdahale edebilmek için ateş hattına kadar sokulmak zorunda kalmışlardı.”

“Osmanlı Ordu Komutanı Liman Van Sanders, o gece Suvla–Anafartalar Birleşik Cephe Komutanlığına 19. Tümen’in Komutanı Mustafa Kemal’i tayin etti. Araziyi çok iyi bilen, üç aydan beri orada gece–gündüz savaşmış bir asker... Sabaha karşı yeni görev aldığı bölgeye at sırtında, bir kaç saat önce ulaşmıştı. Sabah saldırı başladı. İngiliz birliklerinin pek çok subayı öldü, tugay ve tabur karargahları yok edildi, askerleri darmadağın oldu.”

“Ağustos ayının sonlarına doğru, birkaç gün içinde 500 vakaya ulaşan dizanteri salgını ortaya çıktı. Hastalığa yakalanmış bir alayın tümüne, bol miktarda killi toprak yedirerek önlemeyi başardım.”

“Yapabildiğimiz tek şey ağır yaralıların dilinin altına morfin tableti koymaktı. Sedyeciler yorgunluktan yere yıkılıyorlardı. Bazıları vuruldu.”

“Gelibolu Yarımadası’nın toprağı, şans eseri olarak, gazlı gangrene yol açan bakteriler barındırmıyordu.”

Not 1: Deva ilaç firmasının belgesel fotoğraflarla donanmış ‘’Çanakkale acı ilaç’’ kitabından aldık, yaşayanların bu anlattıklarını.

Not 2: Ülkemizin akademisyenlerinden, ağabeyim Prof. Dr. Durali Yılmaz hocamın sosyal medyada paylaştığı değerlendirmesi de bilinsin, ‘’Çanakkale’’ konuşulacağında.

“ÇANAKKALE GEÇİLSEYDİ...

Çanakkale geçilseydi, bizi Anadolu’ndan Ortaasya’ya süreceklerdi. Bizim oradan geldiğimizi söylüyorlardı. Burasının İyonya olduğunu bize inandırmışlardı. Oysa Anadolu, bizim ezelî yurdumuzdu. Göbeklitepe ve benzer kazılar bunun ispatıdır. 1071’de, Anadolu’ya Müslüman Türkler gelmişler ve Bizans ordusundaki Türkler’in saf değiştirmesiyle Bizans ordusu dağılmış; Anadolu’nun İslâmlaşma ve Türkleşme süreci hızlanmıştı.

1915’ten üç yıl sonra Çanakkale’yi geçen müttefik emperyalist donanması, Rusya’da gerçekleşen 1917 komünist ihtilâli nedeniyle planlarını uygulayamadı.

Çanakkale’yi bir de bu gözle okumak gerekir.”

Not 3: 1976 yılında yazılmış aşağıdaki analizde ise, ‘’Engelleyici rolündeki Rusya’’nın, (Hep) ‘’Katılımcı’’ olmak niyetine dikkat çekilmiş. Bu da bilinsin!

“Türk halkı, Batı emperyalizminin maşasına karşı giriştiği Milli Kurtuluş savaşında, gerçekte Yunanistan’la dövüşmemişti. Yunanistan, İngiliz ve Fransız emperyalizminin Kuzey Afrika, Akdeniz ve Orta-Doğu’daki sömürme haklarını hukukî bir düzene bağlamak için kışkırtılmış bir ajan durumundaydı. Eğer Rusya, 1917 İhtilâlinin kargaşası içinde olmasa idi, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını ele geçirmek için, Yunanistan’ın yanında bizimle savaşacaktı. Bolşevik İhtilâli ile, Rus istekleri sadece zarf değiştirmişti.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?