Seçimlerden tuvale düşenler

Bu seçimde kapıma iki kez büyük partinin kadın kollarından hanımlar geldiler.

Broşürlerini bıraktılar.

Sonra lüks ciplerine binip gittiler.

Tamirci çırağı gibi arkalarından bakakalmadım ama 25 yıl önceki günleri anımsadım.

31 Mart 1994.

Aylarca evimizde yemek pişmemişti.

Paneller, konferanslar, sohbetler koşturuyordum.

Dava şuurundan, iyilikten şarj olan o enerjiye bugün hâlâ şaşakalmaktayım.

Elbet çok sonra öğrenecektim bütün partiler için aslında seçimi kazananların iş adamları olduğunu.

O günlerde doğan küçük kızım kucağımda çalışmalar için kendimizi paralıyorduk. Kadın kollarına tahsis edilmiş tek araba, o kalabalık fedakâr kadın çalışanlara yetmezdi; mahallelere, uzun sokaklara yüksek apartmanlara çıkar kan ter içerisinde insanlara siyasi çalışmayı anlatır, kimi yerde azarlanır, kapılardan kovulur, hakaretlere uğrardık.

Lakin dava şuuru ile üzerinde durmazdık.

25 yılda elbet refah düzeyi arttı.

Görüşler de; keskin, köşeli geometrik prizmalar gibi daha yuvarlak hatlara evrildi.

Hatta yine büyük bir sol partinin adayı her cuma, farklı bir camide namaz kıldı, şehitler için Eyüp Sultan Camii’nde Yasin Suresi’ni okudu.

Daha ne olsun.

Halk bayıldı, bunun ötekilerden ne farkı var dedi.

Başka zaman olsa laiklerin kıyamet koparacağı “dini siyasete alet etme” yuvarlatılıp, başım gözüm üstüne dendi.

Az kaldı.

Neredeyse İskandinav ülkelerindeki gibi umursamaz rahvan bir seçime girdik.

Öyle ilk gençlik yıllarımızdaki gibi milliyetçi cephe blokları olmadı, herkes yanına, bir sağ alarak daha ılımlı bir süreç yaşandı.

Kimi ilçede başörtülü belediye meclis azaları sol partiden afişlerini billboardlara astırdı.

Muhafazakâr ve kırsal kesimin egemen olduğu ilçelerin pazaryerlerinde, sokak başlarında açılan sol partinin stantlarında, aşina olduğumuz sarı saçlı kadınlar geri çekilmiş, vitrinde başörtülü kadınlar vardı.

Katı laikçilikten kaçınıldı.

Her ne kadar pragmatist bir kaygıyla oy için yapıldıysa da, insanlar gerilmedi toplumsal barış için önemli bir adımdı.

Diğer büyük partinin Üsküdar’daki çadırında halk dinlenip çay içmekteydi.

Fakat açığı ile kapalısı ile barışsever masum halk; çaylarını yudumlarken yöneticilerin kibirleri, samimiyet derelerini kurutmaktaydı.

Yağcılar baş tacı, doğruyu söyleyenler dokuz köyden kovulmaktaydı.

Sanki gelin, çiçeğini atmakta, çay paketleri için izdiham olmaktaydı.

Tarımın bu ülke için sanayiden daha öncelikli olduğunu bir kez daha anladık.

Halk mutfağındaki yangından etkilenmiş, soğan patates belirleyici olmuştu.

Toplumun kanıksayamadığı adaylarla, göl maya tutmamıştı. 

Dürüstlük işte o Anka Kuşu çok özlenmişti de, ilçe belediye girişine kazandığını da harcadığını da yazdıran başkan, bu kez şehrin başına geldi.

Tunceli’ye başkan seçilen Maçoğlu, çoğu Müslüman tarafından da tebrik edildi; “fasulye nohut yetiştirerek üniversite öğrencilerini okutmakta”.

Şükredelim ki, gönüllerde yatan dürüstlük hâlâ, çoğunluğun özlemi.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?