Reklamı Kapat

Seçim sonuçları üzerine: iktidar

Her seçim sonrası olduğu gibi yine gündem ‘seçmen sandıkta ne mesaj verdi?’ Herkes kendine göre bir takım yorumlar yapar.

Biz de bu konuda iktidar, muhalefet ve Saadet açısından bir şeyler söyleyelim.

Bu seçim bir açıdan yeni başkanlık sisteminin güvenoyunu almaya çalıştığı bir hüviyete dönüştürüldü.

Ortaya çıkan ilk sonuç; ülkenin, iki partili büyük bir blok yapıya bölünmesiydi. Bu açıdan ittifaklar tüm partiler için zorunlu hale geldi.

Zamanında birbirine olmadık laflar edenler, en ağır hakaretleri yapanlar, çıkarları ve menfaatleri ortak olunca aynı trende yolculuk yapmak zorunda kaldılar.

 Öyle anlaşılıyor ki ittifakın mucidi olan taraf, “ne de olsa kimse ittifak yapamaz, bir tek biz yararlanırız” düşüncesiyle kendi lehine düzenlemeler yaptı, planlar kurdu. Ama karşı cenah da ittifak yapınca evdeki hesap çarşıya uymadı.

Belediye seçimlerinde Cumhur İttifakı olmasaydı karşılığında Millet İttifakı da yapılmayacaktı. Dolayısıyla baltayı kendi ayaklarına vurdular. Mesela İstanbul ve Ankara’da (AKP-MHP) ittifakı olmasaydı, (CHP-İYİ) ittifakı da olmayacaktı. Haliyle iktidar partisi elindeki belediyeleri kaybetmeyecekti. Bu seçimde ittifak, en çok iktidara zarar verdi.

Oy oranı önceki seçime göre değişmemesine rağmen büyükşehirleri (Ankara, İstanbul ve İzmir gibi sanayi ve turizm şehirleri) kaybetti. Yani kırsalda oy kitlesini muhafaza eden güç, büyük yatırımların olduğu ve ciddi girdilerin bulunduğu şehirleri kaybetti.

Devletin bütün imkânlarına ve muazzam bir medya gücüne rağmen istediği başarıyı yakalayamadı. Bahane çok, sonuç hüsran. Şimdi de oy çalınıyor çığırtkanlığı yapılıyor. Kazanınca seçim adil, kaybedince “hırsız var” ve “FETÖ yaptı”.

Hâlbuki önceki seçimlerde muhalefet itiraz edince şöyle demişlerdi: “Sandıkta kim hile yapılıyor diyorsa bilin ki kaybetmiştir, kaybetmesine bahane arıyordur.”

Demiyorlar ki; “Halkı ayrıştırıp kamplaştırıcı dil kullanmamız, milletin yarısını terörist, vatan haini ilan etmemiz bize bu sonucu getirdi!”

Medya gücü ile yalan söylediler, iftira attılar, hakaret etiler. Ama gelin görün ki sosyal medyanın gücünü unuttular.

24 Haziran’da sosyal medyanın etkisini pek hissetmedik ama bu seçimde ortaya çıktı. Ne kadar baskı yaparsanız yapın her şeyi gizlemek zor. Örneğin dolardaki dalgalanmaları, borç batağını ve cari açığı bir büyüme başarısı gibi göstermeye çalışsalar da halk çarşıda pazarda olan bitene bakıyormuş demek ki.

Adayların yetersizliği hiç konuşulmadı. Bir tiyatrodan ibaret olan temayül yoklamaları es geçildi. “Ben yaparsam olur, ben atarsam seçilir” bu sefer tutmadı. Projeler konuşulmadı, halkın sorunları dinlenmedi, kulak tıkandı.

Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi de havuz medyasına fazla maruz kalmak, bünyeye zarar verip düşünme ve farkında olma yetisini kaybettirdi.

Seçilmiş başkanları görevden almaları da etkisini gösterdi. Seçimden önce metal yorgunluk denildi, birçok seçilmiş başkan görevden azledildi. İstanbul ve Ankara’ya en metal yorgunu, en yıpranmış isimler aday gösterildi. Belli ki gelecek vaat eden önümüzdeki süreçte tehlike arz edebilecek isimler istenmiyordu.

Anlaşılan tepedekiler hariç herkes seçimden emindi. Ama bunu adaylara yansıtamadılar. Ojeli hatunlarla, jöleli gençlerle, jeepli adaylarla da bu kadar oluyormuş.

Sayın Binali Yıldırım’ın durumuna gelince; uzun bürokrasi tecrübesi ardından, Ulaştırma Bakanlığı, Genel Başkanlık, Başbakanlık ve TBMM Başkanlığı yapmış bir isim açısından gerçekten kötü bir jübile oldu.

AK Parti trollerinin de çok büyük katkısı oldu. Eksik olmasınlar, en az muhalefet kadar çalıştılar.

“Particik, bay, dörtlü çete” benzetmeleri ters tepti. Beka tartışması da işe yaramadı.

Sonuç olarak; öküzün ölmesini beklemeden ortaklık bozulup, ittifak dağılabilir. Bu ittifakın tabanda karşılık görmediği ve iktidara yaramadığı görüldü. Ayrıca bir partinin üst yönetimi kısmen, gençlik kolları ve kadın kolları ise tümüyle küçük ortağın eline geçiyor.

Sendikasında da STK’sında da bürokrasisinde de küçük ortağın rahle-i tedrisinden geçmemiş olanlara yer yok. O zaman soru şu; “Siz niye varsınız ki!”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Doç. Dr. Necmettin Çalışkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?