Reklamı Kapat

Zemin kayması daha tehlikeli

Zaman: Kâinatta/evrende dünyanın dönüşünde belirli vakitlere, gün, hafta, ay, sene, asr, geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek gibi bölümlere zaman denmiş.

Filozoflar hâlâ zamanı tartışmaya devam etsinler; biz, zamandan bir saniye israf etmemeye çalışalım.

Zaman değişmez; zemin değişir.

Hazreti Adem aleyhisselamdan beri, geceyle gündüzümüzü belirleyen güneş, salise ve milim şaşmadan devam eder.

Onun için zaman değişmez.

Zemin ise toprağın üstü, yani yeryüzü, resim panosundaki ilk atılan renk, müzikteki zemin değiştiği gibi, insanların bulunduğu ortam, yol, çığır da değişir.

Zemini, zamanı, insanı, yeri, göğü ve içindekileri Yaratanın Kelamı yerine doğumuna, ölümüne, ihtiyarlamasına, hatırlamasına, unutkanlığına… sahip olamayan Firavun gibi insanların, çıkarlarına uygun kanunlarıyla insanları kendine kul, köle, uydu yapan fanilerin kriterleri, girdiği yüreklerde zemin kayması vardır.

Bir kilo altına adam öldürüveren mafya üyesi,

Bir ton altın için bin adamı heba eden işletmeciler,

Bir varil petrol için ülkeleri talan eden politikacılar,

Makam için yalana, talana, hırsıza yol gösteren bilim adamları,

Rütbesini korumak için haksız yere verilen “öldür” emirlerini yerine getiren güvenlik görevlileri… Bütün bunlar, zemin kaymasına uğratılmış insanlarımızdır.

Yabani zemin, zani, cani, hain, fuhuş tüccarı, organ mafyası, kadın katili, çocuk taciri üretiyor… üretiyor.

Bu zeminin temizlenmesi için bir İlahi rahmet, bir İslami hava lazım.

İlahiyat hocaları, müftü, vaiz, imam, müezzinler, okullarda din dersi hocaları, İslami hassasiyet taşıyan her bilim dalının öğretmenleri, esnaf ve sanayiciler… Allah rızası için İslami zeminde kalanların da kaybolmaması için, resmi saatlerinizin dışında da İslami hizmetlere devam ediniz.

1966 yılında Ege’de bir ilçenin lisesine ilk defa din dersi hocası olarak atanan bir mücahidin, okul dışında her Cuma günü namazdan önce yaptığı vaazlarla şehrin zemin kaymasını engellemiş.

Yıllar sonra ben, kendisiyle görüşüp, nasıl yaptığını öğrendim, daha önce bu sütunda onu anlatmıştım.

Toprak kaymasından daha tehlikeli bir kayma var.

Bu kaymada, kayan kâinatın göz bebeği insandır ve son durağı cehennemdir. Allah korusun.

YÖK, ilahiyat hocalarının, bilimsel dergilerde yayınladıkları makaleleri değerlendirdiği gibi, bulunduğu şehirde ilmini halka yaymaktan da değerlendirmeli.

Müftüleri, inşaatçılıktan çıkarıp irşatçılığa başlatmalı, bulundukları şehrin camilerinde düzenli olarak ders vermeleri değerlendirilmeli.

İmamlar ve müezzinler, cemaatlerine Kur’an okumasını ve ilmihal bilgilerini öğretme gayretlerine göre atamalarda göz önünde bulundurulmalı.

Sene 1966...

Konya İslam Enstitüsü’nü bitirmiş, hizmet aşkıyla dolu gencecik bir delikanlı, Ege Denizi’nin kenarında bir ilçeye din dersi öğretmeni olarak atanır.

Göreve başladığında okul müdürü, din dersini seçen öğrenci olmadığından çeşitli hizmetlerde kullanılacağını söyler.

Canı sıkılan, çok üzülen bu yerinde duramayan öğretmen, hemen Cuma günleri camide vaaz vermeye başlar.

Vaazını seven şehir halkı, onun etrafında halka olurlar ve nasıl hizmet edilmesi gerektiği konusunda onun emirlerini beklerler.

Mücahit öğretmen, bir gün müdür beyin odasına girer ve, “Müdür bey, odanızın döşemesi, koltukları, masası çok eski.

Eğer benim dediğimi yerine getirirseniz sizin odanızı başbakan odasından daha konforlu yapacağım” der.

Müdür bey, “Nasıl olacak, ben ne yapacağım?”

Öğretmen, “Din dersi seçmeli. Din dersi okumak istemeyen öğrenciler dilekçe versinler, vermeyenler derse girsinler” der.

Müdür bey: “Türkiye genelinde seçmeli anlayışı senin dediğin gibi değil.”

Öğretmen: “Halkın yüzde doksan sekizi Müslüman’sa asıl olan okumaktır, okumak istemeyenler azınlıkta olduğundan asıl onların dilekçe vermesi gerekir.”

Müdür bey, o günlerde solun en hızlı grubundan olduğundan bu teklifi kabul etmez.

İslam enstitüsünde aldığı eğitim ve gazı dağıtamayan öğretmenimiz, bir gün müdürün odasına girer, kapıyı arkadan kilitler ve müdürle baş başa kalır.

Nelerin olabileceğini kestiren müdür, odada dört döndükten sonra işin ciddiyetini kavrar ve, “Tamam tamam, kabul ediyorum” der ve müdür muavini çağrılır.

Bir hafta içinde din dersi okumak istemeyenler dilekçe versinler. Dilekçe vermeyenler din derslerine girecekler anlamında bir ilan kapıya asılır.

Halkının içinde gayrimüslim olmadığından istisnasız herkes severek din derslerine katılırlar.

1984 yılında o öğretmeni ben aradım ve buldum.

Nerede bulduğumu zannedersiniz?

“Aman etliye sütlüye karışmayayım, ayıya dalanmamak için çalıyı dolanayım, eğeyim başımı, alayım maaşımı” diyenlerin cevabı ayrı olacaktır.

“Benim olduğum yerde yanlışa, zulme, ihanete yer yoktur. Tek başıma da olsa gücüm oranında engellemeye çalışırım” diyenlerin cevabı ise başkadır.

Birçok öğretmenin hayal bile edemeyeceği bir makama eğilmeden yükselmiş. Ona da Allah rahmet eylesin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?
Tüm anketler