Reklamı Kapat

Zulmü bertaraf etmenin beşinci yolu

İslâm dininin doğuşu, gelişimi ve geçirdiği evreler incelendiği zaman görülecektir ki, İslâm, kültürel, siyasal, ekonomik ve hukuksal alanlara dair düzenlemeler getirmiş; toplumsal hayatın her alanını, her aşamasını kontrol altında tutan bir din olarak ortaya çıkmıştır. İslâm dininin bu bütüncül yapısı, onun sadece ferdin hayatına dair emir ve düzenlemelerden ibaret olmadığını, toplumsal hayatın her alanına müdahale ettiği; kültürel, siyasal ve toplumsal yaşantıyı düzenlediği, İslâmî bir devlet sistemi öngördüğünü göstermektedir. Bundan dolayıdır ki, İslâm’ın temel referansı “tevhit”tir ve yaratıcının hayatın her alanında hâkimiyetini öngörür. Bütün bir âlemi yaratan ve idare eden Allah-u Teâlâ’nın, yarattığı âlemler içinde bir nokta mesabesinde bile olmayan dünyanın yönetiminden bigâne kalması yahut feragat etmesi düşünülemez.

İslâm dininin kültürel, siyasal, ekonomik, hukuksal alanların tamamına dair kuralları vardır. Kaldı ki bu kuralların İslâm Ceza Hukuku (ukûbat) kısmının uygulanması ancak devletle mümkündür. İslâm’ı tebliğ ve uygulamakla görevli Peygamber Efendimiz (S.A.V.), daha Mekke’den Medine’ye “hicret” eder etmez, hicretle birlikte 622 tarihinde İslâm devletini kurmuştur.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.), devleti kurar kurmaz, Medine’de nüfus sayımı yaptırmış, devletin sınırlarını belirledikten sonra geçici bir anayasa oluşturmuştur. Besmele ile başlayan Anayasa, 47 maddeden oluşuyordu. Müslümanların hâkimiyeti altındaki putperest Medineli müşrikler ve burada yaşayan Yahudiler de bu anayasaya tabi olduklarını taahhüt ediyorlardı. Bu devlette diğer unsurlar bulunmasına rağmen yetki, izzet ve hâkimiyet Peygamberimize, üstünlük İslâm’a, Müslümanlara şeref verilmişti.

İslâm devletinin kuruluşunun en önemli hedefi, zulmü ortadan kaldırıp adaleti tesis etmekti. Bu hedef, Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimize hitaben: “Gerçekten biz sana kitabı (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin” (Nisa Sûresi, 105) ve başka bir ayette, “Biz Resullerimizi beyyinelerle (donatarak) göndeririz ve onlara kitap(la beraber) mizan (usul) indiririz ki; insanlar adaleti ayakta tutsun… Demiri de indirdik; onda ağır tehlikeyle birlikte insanlığa faydalar var; esasen, Allah ve Resulü’ne dolaylı olarak kimin yardımcı olacağı bilinsin: Allah izzetlidir, güçlüdür” (Hadid Sûresi, 25) buyrularak beyan edilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimize (S.A.V.) hitaben: “(Ve şu emri indirdik) insanlar arasında, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmet!.. Sakın onların heva ve heveslerine uyma” (Maide 49) ayeti ile Peygamber Efendimizin (S.A.V.) “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin olsun ki, arzusunu İslam’a tabi kılmayan kimse iman etmiş olmaz” emirleri, hüküm sahibinin kim olduğunu işaret eder.

Kur’an’daki, “Şu Allah’a inanmayan; ahirete inanmayan, Allah ve Resulünün diniyle hak dinle dinlenip, Allah ve Resulünün yasakladığını yasak bilmeyen kitap ehliyle (Yahudi ve Hıristiyanlar) de savaşın. Ta ezilerek, kendi elleriyle cizye verinceye dek!..” (Tevbe, 29) ve “Yeryüzünde fitne (şirk) kalmayıp, din yalnız Allah’ın oluncaya (ondan başkasına ibadet edilmeyinceye) kadar onlarla savaşın, cihad edin. Eğer küfürden vazgeçerlerse, Allah yaptıklarını görür ve mükâfatlarını verir” (Enfal 39) ayetleri biz Müslümanlara Allah’ın hâkimiyetini tesis etmemiz için hedef koymaktadır.

Günümüzde bazı oryantalistler ve onların tekelindeki dinde reformistlerin “İslam’da devlet yoktur” tezini canhıraş bir gayretle savunması ve “15 asır önceki İslâm hükümleri bugün uygulanamaz” anlayışı ancak Batılı değerleri içselleştirmiş, Batı taklitçisi ve Batı’ya karşı mağlubiyet psikolojisine esir olmuş zihinlerde ortaya çıkabilir.

Aklı merkeze alan ve Sekülerleşen, günümüzdeki dinde reformcular, vahyin kontrolündeki bir devletin olmayacağı tezini öne sürerken, Aristoteles’in, Anccillon’un, Rousseau’nun, Hobbes’in, Locke’nin, Fichte’nin, Hegel’in ve Schelling’in kuramlarına, devletin var olması gerektiğine dair tezlerine itiraz etmezler. Aynı clique (klik), John Locke’nin, “Nerede kanun yoksa orada özgürlük yoktur” ve Thomas Hobbs’un, “Devlet olmazsa kaos ortaya çıkar” görüşlerini çok ulvi sözlermiş gibi tılsımlı bir edayla haykırmaktan geri durmazlar.

Günümüzde, gerek ABD’nin ve himayesindeki Siyonist İsrail’in İslâm coğrafyasındaki zulmü, gerekse Müslüman ülkelerin başındaki müstemleke ruhlu yöneticilerin Haçlı-Siyonist ittifakına teslimiyetçi, halklarına karşı acımasız yönetimleri dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Yeryüzü zulmün merkezi haline gelmiş, zalimler Allah-u Teâlâ’nın arzını fesada uğratmak için her yola başvurmaktadır.

Birkaç yazıdır üzerinde durduğumuz zulümle ve failleri zalimlerle mücadele ve bertaraf etmenin yollarının ne kadar ehemmiyeti hâiz bir konu olduğu Gazze’de yaşanan katliam ve soykırımla; buna sessiz kalan yönetimlerin vurdumduymaz tavırlarıyla daha da iyi anlaşılmaktadır.

Unutulmamalıdır ki, zulmü bertaraf etmenin beşinci yolu güçlü ve âdil bir düzenin/sistemin inşasıdır ki, bu yolla zulmü bertaraf edip yeryüzünü Allah-u Teâlâ’nın razı olduğu şekilde dizayn etmek ve insanları kölelikten kurtarmak mümkündür. İnsanlığın yegâne ilacı budur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?
Tüm anketler