Reklamı Kapat

Zulmü bertaraf etmenin üçüncü yolu

Zulmü bertaraf etmenin birinci yolunun Allah-u Teâlâ’nın zulme müdahalesiyle gerçekleştiğinden bahsetmiş; Firavun ve kavminin (Yunus, 90-93; Bakara, 50; A’râf, 136; Enfâl, 54), Nuh Aleyhisselam’ın kavminin (A’râf, 59), Hud Aleyhisselam’ın gönderildiği Âd kavminin (A’râf, 65) ve Salih Aleyhisselam’ın peygamber olarak gönderildiği Semud kavminin (Zariyat, 44-45) helâk edilerek bu şekilde bertaraf edildiğini hatırlatmıştık.

Zulmü bertaraf etmenin ikinci yolunun ise peygamberler vasıtasıyla gerçekleştiğini, gerek tebliğ gerekse devletle zulmün bertaraf edilip adaletin tesis edildiğinden bahsetmiştik. Zulmün peygamberler vasıtasıyla bertaraf edilmesinin en güzel örneğinin Hâtemü’n-Nebiyyîn Muhammed Aleyhisselam’la gerçekleştiğini, O mübarek peygamberin tek kişiyle başladığı yolculuğuna 22 yılda zulmü bertaraf edip, adaleti tesis ederek zirveye ulaştırdığını; 622’de Medine’de İslâm Devleti’nin kuruluşu, Benî Kaynuka, Benî Kurayza ve Benî Nadîr Yahudilerinin tepelenişi, 632 yılında Mekke’nin fethiyle devletin imparatorluğa dönüşü ve 3 milyon kilometrekarelik muazzam bir devletin gelecek nesillere örnek olduğundan bahsetmiştik. Zulmün bu şekilde bertaraf edilmesinin diğer örnekleri Hz. Süleyman, Hz. Davud ve Hz. Yusuf peygamberlerde görmekteyiz.

Zulmü bertaraf etmenin üçüncü yolu bir kavmin kendisini düzeltmesidir. Bu düzelme sonucunda Allah-u Teâlâ, o kavmin önünü açar, kavmin durumunu değiştirmesiyle gayretini nihayete erdirir.

Bir kavim, bir millet, bir toplum özgür iradesiyle kendisine gönderilen kitap ve peygamberlerin uyarıları ışığında müstakim bir hayatı ister, tercih ederse Allah-u Teâlâ da onlara bunu lütfeder. Tam tersi delalete yönelirse imtihan gereği, tercihinin gereği verilir, nimetler elinden alınır. Bir kavim kendini bozmadıkça Allah-u Teâlâ o kavmin elinden nimeti alınmaz.

Kur’an-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyrulmaktadır: “İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar. Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur” (Ra’d, 11).

Bir kavim, küfrü ve zulmü tercih etse bile, pişman olup kendini değiştirir, Allah-u Teâlâ’nın istediği bir kul olmaya karar verirse, hakkında verilen azap hükmü dahi kaldırılabilir. Bunun en güzel örneği Yunus Aleyhisselâm’ın kavmidir.

Yunus Aleyhisselam, Asur Devleti’nin başkenti Ninova’da M.Ö. sekizyüzlü yıllarda 30 yaşında peygamber olarak gönderildi. Kur’an-ı Kerim’de, “Muhakkak Yunus da gönderilen peygamberlerdendi” (Saffat, 139) denilen Yunus Aleyhisselam, yıllarca putperest olan Ninova halkını Allah-u Teâlâ’ya imana çağırdı. Putperestliği terk edip Allah-u Teâlâ’nın tek otorite kabul edilmesini istedi.

Zalim ve putperest Ninova halkını yıllarca imana davet eden Yunus Aleyhisselâm’a her türlü eza ve cefayı reva gören tutumlarına karşı sabır ve merhametle karşılık veren ve davetinden taviz vermeyen Yunus Aleyhisselâm, rivayete göre, Allah-u Teâlâ’nın emrine itaat ederek kavmini heyecanla imana çağırdı ancak sonuç alamadı. Tebliğinin 37’nci gününde Ninova halkının inanmadığını, üstelik “vadettiğin azap inecekse insin” diye alay ettiklerini görünce, “O halde üç güne kadar başınıza gelecekleri bekleyin” demiş, azabın geleceğinin alameti olarak da benizlerinin solacağını bildirerek aralarından ayrılmış, Dicle Nehri kenarına doğru yol almıştı.

Gerçekten de Yunus Aleyhisselâm’ın bahsettiği gibi azabın alameti olan “benizlerin sararması” tahakkuk edip verilen üç günlük mühletin dolmasına yakın Ninova halkı, yaptıklarından pişman olup tövbe ederek Allah-u Teâlâ’dan af dilemiş ve üzerlerinden azap kaldırılmıştır. Bu olay Kur’an-ı Kerim’de şöyle açıklanmaktadır: “Yunus’un kavminden başka, keşke (azabı görmeden) iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket halkı olsaydı! (Yunus’un kavmi) iman edince, dünya hayatında (sürüklenebilecekleri) rezillik azabını onlardan uzaklaştırmış ve onları belli bir zamana kadar yararlandırmıştık” (Yunus, 98).

Yunus Aleyhisselâm’ın kavminin pişmanlıkları ve tövbeleri öyle üst düzeyde idi ki, Nesefi Tefsiri’nin beyanına göre, halk zayıflıklarını simgelemek üzere üzerlerine kıldan sert giysiler giydi, kırk gece feryad-u figan etti. Birbirlerine şefkatle muamele etti. Aralarındaki haksızlık ve adaletsizlikleri kaldırmak için gayret gösterdi. Hatta, başkasına ait bir taşı sahibinin rızası olmadan evinin temeline koyan, duvarı yıkarak taşı söküp sahibine iade etti.

İşte böyle bir pişmanlık, böyle bir tövbe üzerine Allah-u Teâlâ, kendilerini düzelten Yunus Aleyhisselam’ın kavminin üzerindeki azabı kaldırdı, onları iman nimetiyle şereflendirdi.

Bir kavim, bir millet, bir toplum, inanç ve davranışlarını değiştirmedikçe Allah-u Teâlâ da o kavmin, o milletin, o toplumun halini/durumunu değiştirmez. Eğer bir kavim, bir millet, bir toplum kendini değiştirirse Allah-u Teâlâ da o kavmin, o milletin, o toplumun halini/durumunu değiştirir.

Böylece, zulme dûçâr olmuş toplumlar, kendi hallerini değiştirip, istikamet üzere yol yürümeye başlarsa zulmü ve fâili zalimleri (dahili ve harici) bertaraf edip adaleti ikâme edebilir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?
Tüm anketler