Reklamı Kapat

Süperman bizim neyimiz olur!

Öyle hazırcı bir milletiz ki yiyip içtiklerimizden izleyeceğimiz şeylere, yazacağımız mesajlardan düşüneceğimiz fikirlere varana kadar her şeyin hazır olanını tercih ediyor, her şeyde hazır olana yöneliyoruz. Mutfakta meyveler çürüyedursun, marketlerin içecek reyonlarından geri durmuyoruz. Şahsımıza ait iki cümle kurmak şöyle dursun, kandil ve bayramlarda sevdiklerimize göndereceğimiz mesajları bile internetten bulup yazıyoruz. Bir nebzecik düşünmek şurada dursun, zihniyetimize uygun kanalların haber saatlerindeki paketlenmiş düşünceleri alıp benimsiyoruz.

Üretmiyor, üretileni tüketiyoruz. Düşünmüyor, düşünüleni kabulleniyoruz. Yapmıyor, yapılanı izletiyoruz…

Hepimizin çocukları günde en az iki üç saatini televizyon karşısında, tablet başında geçiriyor değil mi? Hatta sabah uyandığı andan gece tekrar uyuyana kadar teknoloji ile olan bağını koparmayan, biraz daha fazla oynayıp izleyebilmek için daha erken kalkıp daha geç yatan, aç kalma pahasına yemeklere bile gelmeyen birçok çocuk var hayatımızda… Ya hemen yanı başımızda ya da yakınımızda; markette, hastanede, toplu taşımada, arkadaş ortamında, her yerde...

Mütemadiyen bir şeyler izleyen, izlemediğinde titreyen, titredikçe de izletilen yavrularımız örümcek adamla duvarlarda geziyor, süpermanla kahraman oluyor, baykuş kızla uçuyor, Elsa’yla buzdan kaleler örüyor, robot olup dünyaya hükmediyor, transformers olup gezegeni kurtarıyor... Peki, çocuklarımız bu garip yaratıklara özenirken, onlar gibi olup onlar gibi davranmaya çalışırken, onların kıyafetlerini giyip onların repliklerini tekrarlarken biz bu durumu acilen önlem alınması gereken bir sorun olarak görüyor muyuz? Daha anne baba diyemeyen bebeklerimiz karşısında Pepee olmadan mamasını yemezken, Niloya’nın şarkıları evdeki ninniyken, kızlarımız ışıltılı prenses masallarında kaybolurken biz bu işte bir terslik olduğunu fark ediyor muyuz? Yerli, yabancı bir sürü sanal kahramanın, dünyalarına girmesinin bizim üşengeçliğimizden kaynaklandığını hiç düşünüyor muyuz?

Oysa bizim tarihimiz başka hiçbir yapıma ihtiyaç bırakmayacak kahramanlarla dolu değil mi?  Bizim ecdadımızdan başka hiçbir kahramanın yarışamayacağı üstelik hepsi gerçek olan süper adamlar gelip geçmemiş mi? Milletimizin hangi tarihine bakarsak bakalım, aksiyon dolu filmlerden bile daha büyük maceralarla sahnelenmemiş mi? Peki peygamber hayatları? Macera sever çocuklarımıza sunulacak hazır film kesitleriyle dolu değil mi?

Öyleyse bizim çocuklarımıza gerçekte de yaşamış olan bu örnekleri aktarmamamız yahut aktaramamamızın sebebi nedir? Bu şahıslarla ilgili yapılmış hali hazırda film, çizgi film bulunmaması veya olanlarının da ilgi çekecek şekilde sahneye konmuş olmaması mı? Ya da bizim hazıra alıştığımız bu düzende rahatımızdan taviz vermememiz ve üretmememiz mi?

Çanakkale Destanı’nın yıldönümünü yaşadığımız şu günlerde bu hakikati artık enine boyuna düşünmeliyiz. Anneler, babalar, öğretmenler olarak “Ne yapabiliriz?” sorusuyla kendimizi dertlendirmeliyiz. Çünkü yaşları kaç olursa olsun çocuklarımız Seyid Çavuş’u tanımıyor. Uçan sahte kahramanların isimlerini ezberlerken Hezarfen’in adını bile duymuyor. Savaş filmlerinin jönlerini ağzı açık izlerken Halid bin Velid’in neden Allah’ın kılıcı olduğunu bilmiyor. Sihirbazlık senaryolarına hayran hayran bakarken Musa Peygamberin asasındaki sihri görmüyor. İnsanlara adalet dağıtan, kötülere karşı savaşan hayal ürünü rolleri kendine rol model seçerken insanlık için Hakk ve adaleti tesis eden peygamberlerin mücadelesinden habersiz kalıyor.

Sadece biz hazırdan beslendiğimiz için hazır olana alıştığımız için rahatımızdan ödün vermediğimiz ve kendimiz üretmediğimiz, üretemiyor olmayı bahane ettiğimiz için çocuklarımız başka kültürlerin, başka inançların hayal ürünü kahramanlarına özenerek büyüyor. Peygamberleri tanımıyor, ashabın hikâyelerini bilmiyor ve ecdadının destanlarını okumuyor. Hazırda olan ve yapım kalitesi düşük birkaç projenin de diğerlerinin heyecan ve aksiyonuna ulaşamaması nedeniyle gözleri hepten sahte kahramanlara kayıyor.

Elbette bu noktada bu ülkenin yapımcı ve senaristlerine çok büyük işler düşmektedir. Allah’ın lütfettiği teknoloji nimetini yine Allah yolunda kullanmak, Allah’a adanan kahramanların hayatlarını zihinleri taptaze olan çocuklarımıza ve etrafta kendine model olacak insan arayan gençlerimize aktarmak, üstelik bunu alelade yapımlarla değil dev prodüksiyonlarla yapmak günümüzün en elzem ihtiyaçlarındandır. Fakat anne babalar da izletilecek film, dinletilecek program yok diye boş durmamalıdır. Çocuklarının gelişimine ve duygu durumuna göre gerekirse her anne baba, kendisi senarist olup oturup hikâyesini kendisi yazmalı, yazamıyor ise masal saati yapmalı ve dili döndüğünce anlatmalıdır. Anlatamıyor ise hali hazırda bulunan kitaplardan okumalı ama o yaş çocukların genel durumu baz alınarak yazıldığından, kendi çocuğuna fazla ya da eksik gelen yerlerin gerekli düzenlemesini, ekleme ve çıkarmasını yaparak okumalıdır.

“Ne yaparsam daha fazla ilgilerini çeker?  Nasıl anlatırsam daha çok severler?” düşüncesi ile sürekli olarak üretmeli, araştırmalı, bunları da çocuğuna aktarmalıdır.

Elbette zordur. Işıklı, efektli, aksiyonlu, bol görselli, müzikli diğer yapımların yanında belki çubukla hendek kazmak kadar zordur. Fakat istenirse asla ve asla imkansız değildir. Zira sahte olanlar temizlendiğinde asıl olanların sevilmesi muhakkaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?