Son Dakika Haberleri

Reklamı Kapat

Yeni Zelanda, Eski Hınç

Cuma sabahı görüntüleri ilk izlediğimde sanki bilgisayarda kurgulanmış bir oyun izliyormuşum gibi bir hissiyata kapıldım. Oysa her şey en acımasız ve vahşi haliyle olduğu gibi gerçekti. Cuma Namazı için iki ayrı camide bir araya gelen Müslümanların terörist saldırılarla katledilmeleri dünya gündeminde kısa süreli bir sarsıntı meydana getirdi. Saldırılarda 49 Müslüman şehit oldu. İlk verilen tepkiler yerini daha sonra sinsi bir sessizliğe bıraktı. Batı’daki herhangi bir terör saldırısında ortalığı ayağa kaldıranlar, Yeni Zelanda’daki katliama olması gereken tepkiyi ne yazık ki vermediler. Zaten uzun zamandan beri Batı’da ırkçılığın arttığı herkesin malumu. Trump’ın mülteciler ve özellikle Müslüman sığınmacılar konusundaki düşünceleri çok açık. Yapabilse ABD içinde bir tane mülteci dahi bırakmayacak. Seçim kampanyalarının merkezinde hep mülteciler var. Avrupa sağı gün geçtikçe daha da etkili oluyor. Geçmiş 15-20 yıllık seçim sonuçları da bunu bizlere gösteriyor. Zaten Norveç’teki Breivik de kendi toplumunu uyandırma düşüncesiyle katliamlar yapmıştı. Öncelikle şunu belirtelim; terörün, dini, dili, ırkı, mezhebi olmaz. Terör kimden gelirse ve kime karşı olursa olsun insanlık suçudur. Bununla beraber şunu da sormak zorundayız. Charlie Hebdo saldırısında dünyayı ayağa kaldıranlar, Yeni Zelanda’ya karşı neden bu kadar sessiz ve dillerini yutmuş gibi davranıyorlar? Neden çifte standartlı bir tavır içindeler? Çünkü saldırgan terörist Ayasofya vurgusu yapıyor. 1453’e dönük intikam söylemlerini kullanıyor. Yani Batı dünyasının şuur altına hitap ediyor. Onlar da Türkiye’ye bakarken, İslam dünyasını değerlendirirken tarihte yaşananlara göre bugünü okuyorlar. Aldıkları kararlarda da hâlâ bu bakışları belirleyici oluyor. İşte o yüzden Yeni Zelanda’yı görüyormuş gibi yapıyorlar ama görmüyorlar.

Diğer taraftan bu katliam Müslümanların da başlarını iki ellerinin arasına alıp acilen düşünmelerini gerektiriyor. Şehitlerin içinde kendi memleketlerinde güven içinde yaşayamadıkları için dünyanın bir ucu sayılabilecek o topraklara göç edenler de var. Bu insanlar neden oralara gitmek zorunda kaldılar? İslam toprakları neden sürekli çatışmaların odağında? Batılı istihbarat örgütlerince kurgulanan terör örgütleri İslam coğrafyalarında rahat hareket edebilecek ortamları nasıl bulabiliyorlar? Öncelikle bütün bu soruları yanıtlayabilmemiz gerekiyor.

Sonuç olarak şu gerçeği herkes bir kenara kalın harflerle not etmelidir. Mevcut uluslararası sistemin insanlığa huzur ve barışı getirmesi hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Irkçı emperyalizm insanlığın ortak düşmanıdır. En başta Müslümanlar kendi topraklarını güvenli kılmak zorundalar. Başta Haçlı Seferleri sonrasında ise özellikle son 300 yıldan beri yaşadığımız acı tecrübeler bile İslam dünyasının uyanması için yeterli olmuyorsa, daha ne tür felaketler, katliamlar, terörist saldırılar bekliyoruz, çok merak ediyorum. Görmüyor muyuz ki, dini, dili, ırkı, mezhebi ne olursa olsun bütün mazlumlar emperyalist odakların kuşatması altında inim inim inliyorlar. Bunlara dur demek, akan kanı durdurmak ve gözyaşlarını dindirmek için daha ne kadar bekleyeceğiz?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?