Reklamı Kapat

Şevket Süreyya ile Ahmet Hamdi Akseki…

Şevket Süreyya Aydemir, solcu bir yazardır, fikrinin çilesini çekenlerden biridir. Onun en bildik eserleri; Mustafa Kemal’i konu edindiği Tek Adam, Mustafa İsmet İnönü’yü konu edindiği İkinci Adam’dır. Bir diğer önemli eseri ise, kısmen kendi biyografisini, düşünce serüvenini konu edindiği Suyu Arayan Adam’dır.

Şevket Süreyya, 1925 yılında Şeyh Said Hadisesi bahane edilerek çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ve kurulan iki İstiklâl Mahkemesi’nden biri olan Ankara İstiklâl Mahkemesi’nde Komünistler Davası’nda Aydınlık dergisinde yazdığı yazılar nedeniyle yargılanmış ve hüküm giymiştir.

12 Mart 1925’te hükümet, İstanbul basınının önde gelen bazı gazetelerinin yanı sıra Aydınlık, Orak Çekiç gibi sosyalist gazeteleri kapatır. Sahipleri ve yazarları hakkında tutuklama kararı çıkarılır. İşte bu süreçte Hasan Âli, Doktor Şefik Hüsnü, Nazım Hikmet vs. gibi derginin bazı yazarları yurt dışına kaçarken, yine aynı derginin yazarlarından olan Şevket Süreyya Aydemir dışarı kaçmaz. Nitekim kendisi, “Memleketimde kalacaktım. Benim kaderim artık bu toprağa bağlıydı” şeklinde niçin kaçmadığını izah eder.

Şevket Süreyya İstanbul’da tutuklanır ve Ankara’ya getirilir. Bir hapishaneye konur. Fakat hapishanede de aynı görüşten olanlar farklı odalara yerleştirilir.

    İşte Şevket Süreyya Aydemir ile mümtaz âlim Ahmet Hamdi Akseki’nin yolları burada kesişir ve Şevket Süreyya, Ahmet Hamdi Akseki’ye hayran olur, ondan gıpta ile söz eder:

“… İkinci oda arkadaşımız bir din âlimiydi (Ahmet Hamdi Akseki). O, şeyhine değil Allah’ına yöneliş halindeydi. Bu teveccüh daimiydi. Zaten ona göre din, bir hayat ve muaşeret kaidesiydi. Onun din anlayışında korkunun, cehennemin pek yeri yoktu. Allah’ını sevdiğinden tapıyordu.

- Hazret, diyordu, İslâm dini iyi ahlâktan ibarettir.

Bu iyi ahlâkın arkasında da ferdin, ailenin, milletin ve bütün insanlığın mutluluğu için lâzım olan her şeyin var olduğuna inanırdı:

‘Aslına bakılırsa, derdi, senin dediğin şeylerle benim dediğim şeyler arasında pek fark yok. Senin de, benim de, hepimizin de maksadı bir. Ama bu maksadın rivayeti muhtelif. Fakat hak dilerse, insanların dilleri de dilekleri de, gönülleri de birleşebilir!’

Daimî güleç bir yüzü vardı. O da sanki kendi evinde, kendi insanları arasındaymış gibi sakin ve müsterihti. Bizimle, çocukları, kardeşleri, yakınları gibi meşgul olmak isterdi.

Bir gece geç vakit onunla, birkaç mumu bir arada yakarak bunların alevi üzerinde bir cezve kahve pişirmeye çalıştığımızı hatırlıyorum. Kendini o kadar bu işe vermişti ve bundan o kadar temiz bir çocuk neşesi duyuyordu. Bir insanın bu kadar pürüzsüz sevinebilmesi için, onun ruh yapısının herhalde başka türlü malzeme ile işlenmesi lâzımdır, diye düşünmüştüm.”

Şevket Süreyya’yı bu değerli âlime hayran bırakan o kadar çok hatırası vardır ki;

“Bazı günlerin belirli bir saatinde, penceremizin baktığı Boşnak mahallesinin dar bir sokağının başında -din âlimi olan Ahmet Hamdi Akseki’nin- eşiyle çocukları gö-rünürlerdi. Aradaki mesafe oldukça uzaktı. Onların da daha fazla yaklaşmaları mümkün değildi. Onlar göründükleri zaman, biz hepimiz bir şeylerle meşgul olmaya çalışırdık. Onu, hicranı ve arada mesafeler olsa da, çocuklarıyla baş başa bırakmak isterdik. Gerçi kalpten gelen gözyaşları utanılacak şeyler değildi. Fakat ne de olsa ağlayış, insanın kendi maddesiyle kendi iç âlemi arasında gizli bir yakarıştır ve öyle kalmalıdır.

Fakat o, böyle anlarda her birimizi kollarımızdan çeker, omuzlarımızdan kucaklar, oda penceresinin kenarına sürüklerdi. Eşine ve çocuklarına uzaktan bizleri, sanki huzur ve sükûnunun birer şahidi gibi gösterirdi. Sanki hepimiz iyi ve mutluymuşuz gibi, uzaktan onlara rahatlık, güvenlik duyguları vermek isterdi. O gibi anlarda biz hepimiz, kol kola ve omuz omuza, pürüzsüz bir iç rahatlığı ile güler, gülümser ve karşı duvarın dibinde, kederden ve uykusuzluktan nasıl bitkin büzülen çarşaflı kadınlara, çocuklara ümit ve kalp rahatlığı vermeye çalışırdık…”*

İnsanlığa dair paha biçilemez bu hatıralar bugün için de ne kadar değerli ve elzem.

* Şevket Süreyya Aydemir, Suyu Arayan Adam, Remzi Kitabevi, 25. Baskı, İstanbul 2012.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?