Son Dakika Haberleri

Reklamı Kapat

Zamanın yeline ve seline kapılmayalım 

12 bin öğrencisi olan İmam-Hatip okulunun en sevilen, sayılan, himayesine sığınılan öğretmen o.

Birinci sınıfa kaydolan öğrenciler bile adını duydukları için görmek isterler.

Derslerine giremediği sınıfların öğrencileri de bir şekilde adını ve kahramanlıklarını birbirlerine naklederler.

Öğrenci babası. 

Öğrencilerin dersleriyle ilgilendiği gibi ayakkabılarından cep harçlıklarına kadar yetişmeye çalışırdı.

Öğrencilik yıllarında, 27 Mayıs günlerinde, ilde dinsizlik yapmaya çalışan ve birçok provokatif/kışkırtıcı faaliyetler yapan valinin burnuna yumruğu indirmiş, bir gece karakolda polislerin saygıyla hizmetleri içinde kaldıktan sonra yiğit hâkim ve savcı maharetiyle tahliye edilmiş, beş yıl süren dava beratla neticelenmiş.

Derken 12 Eylül 1980 darbesi olunca eski defterleri karıştırırlar, vali döven adamı önce tutuklarlar sonra görevine son verirler.

Daha sonra kimsenin gitmek istemediği bir ilçeye öğretmen olarak atarlar.

Liseye varır, öğretmenler salonuna girer, bir de bakar ki, solcu öğretmenler öbek olmuşlar bir tarafta, ülkücüler bir tarafta, Akıncılar bir tarafta çay içerler.

Kahramanımız da salonun ortasına durur ve “Beni dinleyin, ben de sizin gibi siyasetzedeyim. 

Burada birbirimize kaş çatmak, omuz atmak, laf sokuşturmak yok.

Herkes inancını ve ideolojisini sınıflarda döksünler, öğrenciler istediğini alsınlar” der ve hepsine çay ısmarlar.

Onun olduğu yerde hiçbir öğretmenin sevgisi onun önüne geçemeyeceğini bilir ve öğrencilerin tamamı Akıncı ve Milli Görüşçü  olur.

Seçim günlerindeyiz. Rüzgâra kapılıp gazel gibi sürüklenmemeye dikkat edelim.

Aynı halkada gözlerini yumup tespihini çekerken dizi dizine değen insanlarımız, zamanın seline kapılıp yerinden oynayınca, dizine değdiği adamı karşısında görünce birbirlerine diş bilemeye başlıyorlar.

Karşısında dişlerini sıkana sen, diş bileme. Sizi parçalayanlara dikkat ediniz. 

Akan sel ayırıyor bizi. 

Ve biz, sel üstündeki çerçöp gibi birbirimizle sürtüşürken selin önüne kapılıp götürülüyoruz.

Yolların günahı yok ama yoldan çıkanların para kokusunun peşine takılan eski dava arkadaşlarına sen de laf çakma.

Lastik ayakkabı bulamazken İstanbul’a okumaya gelmiş, diploma almış, evlenmiş, çocuk sahibi olmuş insanlarımızın hayat şartlarının yeline kapılmış insanlarımızdır onlar. Aydan adam getiremeyeceğimize göre, onlarla teması kesmeden, teması kesenlerin, eski iyi anılarını konuşarak, yazışarak eskiyi unutmamasına çalışmak ve sıratı müstekıyme dönmesi için yürekten yanmak gerekir.

Ayırana değil ayrılana kızıyoruz. 

Bütün İslam âleminde durum aynıdır.

Deniz kenarındaki çakıl taşları gibi, birbirimizi yiyip bitirmeye çalışıyoruz.

Dalgalar ve denizin gelgitlerine ağzımızı açamıyoruz.

Bizi birbirimizle sürtüştürenleri görmek istemiyoruz.

“Allah, bana yeryüzünü dürdü ve ben, yeryüzünün doğularını ve batılarını gördüm. Ümmetim, bana dürülüp gösterilen  bütün buralara sahip olacaktır. Bana sarı ve beyaz hazineler (Bizans’ın ve Pers İmparatorluğu’nun altın ve gümüşleri, her renkten insanlar) verildi.

Ben, Rabbimden ümmetimin genel bir kıtlık ile helak olmamasını, kendi nefisleri/kendileri gibi Müslüman olanların dışında bir düşman musallat etmemesini ve asıllarının/dinlerinin yok edilmemesini istedim.

Rabbim de buyurdu ki: Ya Muhammed (s.a.v.) ben bir işe karar verdikten sonra o geri çevrilemez. Benim sana ve ümmetine verdiğim şu ki, ümmetini genel bir kıtlıkla helak etmeyeceğim. Kendilerinin dışında bir düşman musallat etmeyeceğim. Yeryüzünün bütün kıtaları birleşse de sizi helak edemeyecekler. Ancak kendi aralarındaki çekişme nedeniyle birbirlerini helak etmek ve esir etmek olacaktır” buyurmuş. (Müslim, Sahih, K. Fiten, bab 5)

Aman, aman ha aman, “Ben Müslüman’ım” diyen ve görüntüsünde İslam düşmanlığı olmayan dervişe, berduşa, sağcıya, solcuya, şeriatçıya, tarikatçıya, ılımlıya, radikale dünyanın her neresinde olursa olsun, hiçbir Müslüman’la arayı açmamaya dikkat edelim. Herhangi bir Müslüman’a zarar vermek isteyen kâfir, kim olursa olsun, onun karşısında, Müslüman’ın yanında yer alalım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?