Zulmü bertaraf etmenin birinci yolu

İslâm dininde insanların iman nimetinden faydalanabilmesi için son nefesine kadar “tövbe kapısı” açık tutulmuştur. Kişi, zulüm ve küfürde ileri giderek, inatlaşarak, düzelmek ve hak yola yönelmek için gayret göstermeyerek tövbe kapısını aslında kendisi kapatır. Hidayet kararması dediğimiz tam olarak budur.

Allah-u Teâlâ’nın sıfatlarından birisi “Hâdi” sıfatıdır ve hidayete erdirici demektir. Allah-u Teâlâ’nın “Hâdî” sıfatı olduğu gibi “Mudil” yani delalete götüren sıfatı da vardır. Her iki sıfatın tecellisi kulun gayret yahut inadıyla da bağlantılı olarak Allah-u Teâlâ’nın takdiriyle gerçekleşir.

Allah-u Teâlâ’nın mühlet vererek cezalandırmayı ertelediği zalimler olduğu (İbrahim, 42) gibi zulümde zirveye ulaşan ve düzelme ihtimali kalmamış, kendisini düzeltmek için hiçbir gayret göstermeyen, zulüm ve küfürde inat eden kişi ve kavimlerin de olduğu ve asla hidayete ermeyeceği (Kasas, 50; Al-i İmran, 86 vd.) ayetlerde beyan edilmektedir.

Allah-u Teâlâ, zulümde zirveye ulaşmış, zulüm ve küfürde inatlaşan, düzelmek için gayret göstermek şöyle dursun günden güne zulmünü artıran zalimlerin cezasını bazen mühlet vererek ertelemekte, bazen de dünyada vermektedir.

Bir kişi ya da kavim, zulümde zirveye ulaşırsa onu bertaraf etmek insan eliyle mümkün olmayabilir. Zulmün zirveye ulaşması bir süreç işidir. İşin başında yahut gelişme aşamasında insanlar eliyle düzeltilmesi mümkünse de, zirveye ulaştığı ve kökleştiği zaman aciz insanın bunu bertaraf etmesi mümkün değildir.

Birincisi, zulme seyirci kalınıp yeterince müdahale edilmemesi cihetiyle zulmü hak edilmesi vardır. Sürecin zirveye ulaşmasında emr-i bil maruf nehyi anil münker ve cihad farizalarının yerine getirilmemesinin etkisi büyüktür. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Eğer bir kavim zalimin zulmünü gördüğü halde onu bu işten menetmezse, Allah, zalimin zulmü sebebiyle azabını umumileştirir (herkesi kapsayacak şekilde genişletir).” (Ebu Davud, Melâhim, 17)

İkincisi ise, kontrolden çıkan ve bertaraf edilmesi mümkün olmayan, umumileşen zulüm ancak onu bertaraf edebilecek kudrete sahip bir yaratıcının müdahalesiyle mümkündür. Bu sebeple “zulmün bertaraf edilmesinin birinci yolu Allah-u Teâlâ’nın zulme müdahalesiyledir”. Firavun’un helak edilmesi bu şekilde olmuştur.

Kur’an-ı Kerim’in beyanına göre Musa Aleyhisselam, azgınlaşan Firavun ve taraftarlarıyla mücadele etmiş ancak zulümde zirveye ulaşan bu güruhun bertaraf edilmesi Allah-u Teâlâ’nın zulme müdahalesiyle gerçekleşmiştir.

Bilindiği gibi Musa Aleyhisselam ve taraftarları Mısır’dan ayrılarak yola çıkmış, Firavun ve taraftarları da peşlerine düşmüştü. Allah-u Teâlâ, Musa Aleyhisselam ve taraftarlarına denizi selamet kılarak karşıya geçirmiş, Firavun ve adamlarını da Kızıldeniz’de boğmuştur. Bu hadise, Kur’an-ı Kerim’de Yunus Sûresi’nde şöyle anlatılmaktadır:

“Derken İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askeri, zulmetmek ve saldırmak için arkalarına düştü. Nihayet boğulma ona ulaşınca (şöyle) dedi: ‘İnandım ki, İsrailoğulları’nın iman ettiği Allah’tan başka ilâh yokmuş. Ben de Müslümanlardanım.’

‘Şimdi mi? Halbuki daha önce isyan etmiştin ve müfsitlerden olmuştun!’

Biz de bugün, seni cansız bedeninle denizden çıkaracağız ki, arkandan geleceklere bir ibret olasın!” Bununla beraber insanların birçoğu ayetlerimizden cidden gafildirler.

Gerçekten İsrailoğulları’nı çok güzel yerlere yerleştirdik. Ve kendilerine hoş nimetlerden rızık verdik. Nihayet ihtilâfa düşmeleri de kendilerine ilim geldikten sonra oldu. Şüphesiz ki ihtilâfa düştükleri şeylerde Rabbin, kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir” (Yunus, 90-93)

Kur’an-ı Kerim’deki başka ayet-i kerimelerde de Firavun ve taraftarlarının Allah-u Teâlâ’nın emirlerine karşı gelmeleri, ayetlerini yalanlamaları ve zâlim olmaları sebebiyle helak edildiği şöyle anlatılmaktadır: “Hani sizin için denizi yarıp da sizi kurtarmış ve siz (hayretle) bakıp dururken Firavun ehlini suda boğmuştuk” (Bakara, 50); “Bu yüzden onlardan intikam aldık. Ayetlerimizi yalanlamaları ve onları umursamamaları sebebiyle kendilerini denizde boğduk” (A’râf, 136); “(Bunların âdeti) Firavun ehlinin ve onlardan öncekilerin âdeti gibidir. (Onlar da) Rablerinin ayetlerini yalanlamışlardı. Bunun üzerine (biz de) onları günahları sebebiyle helâk etmiş ve Firavun ehlini (denizde) boğmuştuk. Çünkü (onların) hepsi zâlim kimseler idiler” (Enfâl, 54).

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?
Tüm anketler