Reklamı Kapat

Biraz Düşünebilmek…

            6 Şubat depremlerinin üzerinden tam bir yıl geçti. Yıllardır uzmanların uyardığı ama sonunda bizim sanki hiç haberimizin yokmuş gibi davrandığımız yıkımların yaşandığı depremlerden yine ders almadan devam ediyoruz.

            Deprem öncesinde çıkarılan “İmar Barışı” diye pazarlanıp sanki insanlara faydalı bir iş yapılmış gibi pazarlanan imar afları nice masumun canına mal oldu, nice aileleri dağıttı, nice çocukları annesiz/babasız bıraktı. Bir ömür harcayıp başını soktuğu evi nicelerimize mezar oldu. İmar affı diye birçok yıkıma sebep olan yetkili hâlâ pişkin şekilde “imar affı değil, imar barışı yaptık” diyebiliyor. 2018’de de, "Bu bir af değil, bir barış nihayetinde. Burada vatandaş devletiyle helalleşiyor, rızalaşıyor ve barışıyor.” Şimdi depremde yıkıntılar altında kalanlarla helalleşin!

            Ne 1999 depreminden ne 6 Şubat depremlerinden ders aldığımız var. O kadar yıkımı gördüğümüz, canlarımızı kaybettiğimiz halde bildiğimizi okumaya, şehirlerimizi insan için değil rant elde etmek üzere kurmaya devam ediyoruz. Depremin en başlıca yaraları sarılmadan, yıkıntılar altında kalan insanımıza daha ulaşılmadan iktidar eliyle ülkemiz seçime sürüklendi. Erken seçim süreci konuşulurken deprem bölgesi de ülkenin gündeminden düşürüldü. Deprem bölgesinde temel ihtiyaçlarına ulaşamayanlar, sağlık hizmetlerinden faydalanamayanlar, yağmur yağdığında suların bastığı çadırlar gibi birçok bir insanın insanca yaşamına dair konular ülke gündeminden kaçırıldı. Kimse sorgulanmadan defter kapandı gitti. 1999 depreminde fatura bir müteahhide kesilmişti. Tüm depremin günah keçisi ilan edilmişti. O da 2011 senesinde tahliye edilmişti.

            Şimdi de yerel seçim sürecinde adayları konuşmaktan, kısır konuları tartışmaktan gerçek dertlerimizi konuşamıyoruz. İmar edilmesi gereken bir deprem bölgemiz var; muhtemel depremlerde kötü etkilenecek ülke nüfusunun büyük çoğunluğunun yaşadığı bölgelerimiz var; ülke genelinde en temel ihtiyaç olan barınma sorunumuz var; ülkenin kötü yönetimi sonucu yaşadığımız ekonomik krizin en belirgin sorun alanı ev sahibi-kiracı sorunumuz var; varlığımızı varlıkları için tükettiğimiz çocuklarımızın güvenli şekilde yaşayamadığı kent/şehir sorunlarımız. Biz hâlâ kısır döngüler üzerinden tartışmaya, kamplaşmaya devam ediyoruz. Bir deprem veya herhangi bir afet geldiğinde hepimizin mağdur olduğunu ve olacağını idrak edemiyoruz. Birkaç saniyelik sallantı ile birbirimizle kavga ettiğimiz, paylaşamadığımız ne varsa önemsizleştiğini, anlamsızlaştığını idrak edemiyoruz.

            Yerel seçimlere giderken önceliklerimiz şehirlerimizin imar ve inşası olmalıydı. Adaylar kısır kavgalar üzerinden değil, şehirlerine verecekleri katkıları ile gündeme gelmeliydi. Şu vakte kadar “emeklilere ek gelir olarak 2500-5000 lira” vermekten öte bir vaat, faaliyet görmedik. İktidar, iktidar gücünü kullanarak toplumun kırılma noktalarını kaşıyarak bu seçimden galip çıkmanın kendileri için kâr olacağını düşünerek hareket ediyor. Muhalefet partileri de ayrı bir anlamsız tartışmaların kucağındalar.

            Oysa belediye seçimlerinde yereldeki sorunların, meselelerin çözülmesi olmalıydı. Uzmanların olacağını söylediği depreme dayanıklı şehirler, yaşam alanları nasıl kurulacak, şehri yönetirken şehrin kaynakları en verimli şekilde nasıl kullanılacak gibi konular gündemimizi işgal etmeliydi. Ama durum maalesef hiç iç açıcı değil.

            Şehirler inşa edilir. Şehirlerin inşası belli bir süreç alır. İçinde bulunulan toplumun inanç değerleri çerçevesinde inşa edilir. O şehirde yaşayanların inançları, ilkeleri, dünya görüşü ile harmanlanır. Yaşam alanları hayat bulur. Bir şehre uzaktan bakıldığında, sokaklarında gezildiğinde şehirde yaşayanlar hakkında çok rahat bilgi sahibi oluruz. İnsanları eğiten sanıldığı gibi okullar değil, sokaklarında gezdiği, oynadığı şehirlerdir. İnsan, yaşadığı yerde gördükleri ile eğitilir. Okulda “çöp yere atmamayı” öğretirken şehirlerinde yerlerde atılmış çöp gören çocuk için sokaktaki uygulanılan hareket davranışa dönüşür.

            Şimdi bu konular nasıl konuşulacak? Kim konuşacak? Kim dertleri çözümü dile getirecek? Kim meselelere çözüm getirenleri gündeme taşıyacak?

            Nasılsa tehditle sindirileceği düşünülen bir millet var. İktidar gücünü firavunvari kullanıp elde edilecek rantlar var. İnsanımıza karşı, şehirlere karşı, doğa ve çevremize karşı sorumlulukları konuşmak da ne?!

Not: Miraç Kandili’ni idrak edebilmek ve işgal altındaki Kudüs için harekete geçebilmek adına şuurlanmak duasıyla…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Elif Örs - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?
Tüm anketler