Reklamı Kapat

Bizi Sevdiğimiz Şeyler Mahvediyor

İnsan, görmediği şeyi idrak edemiyor.

6 Şubat’ı yaşamayan insanların depremden etkilenmesinin nedeni görmekti. İlk günler tüm ekranlarda depremi izledik ve etkilendik. Bu, bizi harekete geçirmişti. Zaman geçtikçe ekranlarda deprem bölgesine dair haberler göremez olduk.

Görmedik ve bittiğini sandık. Çünkü idrak etmek için görmeye muhtaçtık. Gözün görmediği gönülden de ırak olurmuş ya… 

Büyük felaketler ibret almak ve kendimizi düzeltmek için büyük fırsatlardır.

6 Şubat, barındırdığı pek çok acı ile birlikte böyle bir imtihandı. Hem bizzat depremi yaşayanlar hem de seyirci olanlar için.

Depremin üzerinden dört ay geçtikten sonra Hatay’a gittiğimde her şeyin ilk günkü gibi olduğunu görünce bu imtihanda sınıfta kaldık demiştim. Hâlbuki Hatay’a gittiğimizi duyan herkes bu kadar ay sonra neden deprem bölgesine gittiğimizi anlayamamıştı. Çünkü deprem gündemden düşmüş, bizler sıradan hayatlarımıza geri dönmüştük. O halde artık deprem bölgesinde de her şey yolunda olmalıydı.

Gerçekler ise öyle değildi. İnsanlar hâlâ konteyner ve çadırlarda yaşıyorlar, temizlik ve gıda gibi temel ihtiyaçlar hâlâ listenin başında geliyordu. Depremin üzerinden bir yıl geçse de bölgede çok fazla bir şey değişmedi. İnsanlar hâlâ konteyner ve çadırda yaşamaya devam ediyorlar…

Bugün sene-i devriyesi olduğu için deprem gündemimizde. Yarın seçim bittiğinde, ekranlardan düştüğünde bölge insanını tekrar unutacağız... 

Bugün vefat edenlere, kayıplarımıza ve bulamadıklarımıza ağlayacağız. Peki ya hayatta kalanlar?

6 Şubat'ın ertesinde yapamadıklarımızdan yakınıp duruyorduk. Kurtarabilecekken kurtaramadıklarımızdan, sağlam binalar inşa edebilecekken inşa etmememizden, ilk yardım ve arama kurtarma gibi eğitimler almamamızdan, sevdiklerimize yeterince vakit ayıramadığımızdan, özür dileyecek imkânımız varken gururumuza yenik düştüğümüzden...

"Şu felaketi atlatalım şunları yapacağım" diye hedefler koymuştuk kendimize.

Tam bir sene oldu.

Pişmanlıklarımızdan ne kadar ders aldık?

Hâlâ depreme dayanıklı şehirler için adım atabilmiş değiliz. Hâlâ toplumun büyük bir çoğunluğu ilk yardım ve arama kurtarma ile ilgili bilgiye sahip değil. Ve hâlâ sevdiklerimize yeterince vakit ayırmıyoruz.

Görmek, idrak etmektir demiştim. Bölgeyi gözlerimle gördüğümde bir savaş alanında olduğumu hissetmiştim. Gazze’de, Suriye’de gördüğümüz fotoğrafların içinde yaşıyor gibiydim.

Bugün Gazze’den gelen fotoğraflarda da Hatay geliyor aklıma…

Her iki felaketin altında da bencilliğimiz yatıyor bence. Konfor alanımızdan çıkamadığımız için dün depremi yaşadık, yine konfor alanından çıkamadığımız için bugün tüm gözlerimizin önünde bir soykırım yaşanıyor.

Neil Postman, “Orwell bizi nefret ettiğimiz şeylerin mahvetmesinden korkarken, Huxley bizi sevdiğimiz şeylerin mahvedeceğinden korkuyordu.” der. Hakikaten öyle değil mi? Sevdiğimiz, alışkanlık haline getirdiğimiz, bize konfor sağlayan şeylerden vazgeçemiyoruz. Ve bu, bizim felaketimiz haline geliyor.

Depreme dayanıklı, doğayla ve fıtratımızla uyumlu şehirlerde yaşamak yerine daha çok para kazanacağımız, daha lüks, daha gösterişli evlerde oturma sevdamız bir afetin büyük bir felakete dönüşmesine neden oldu.

Alışkanlık haline getirdiğimiz ve sevdiğimiz için boykot edemediğimiz marka, kişi ve kurumlar yüzünden bugün soykırım yaşanıyor.

Görmek, idrak etmektir. Konfor alanından ancak görerek çıkabiliriz. Belki Gazze’ye gidemezsiniz ama deprem bölgesine gidebilirsiniz.

Konfor alanından çıkıp bunu başarabildiğinizde hem depremzedelerin hem de Gazzelilerin ne yaşadığını daha iyi anlayacaksınız. Depremle soykırım aynı şey değil ama bıraktığı hasar birbirine benzer…

Lütfen oturduğunuz yerlerden kalkın ve o şehirlere gidin. Ama bugün depremin yıl dönümü, yarın seçim var diye değil. Gitmeden, görmeden, yaşamadan acıyı idrak etmek mümkün değil. İdrak etmek ve konfor alanından çıkarak harekete geçebilmek için gidin.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Selime Sümeyye Abatay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?
Tüm anketler