Reklamı Kapat

Devlet olmak ya da olamamak

İlk başlangıcında bizim iletişim dünyamızda da belli oranda yer bulmuş olan Fransa’daki Sarı Yelek hareketi hala devam etmesine rağmen adeta unutulmuş görünüyor. Bu unutuşun, belki önemli nedenlerinden birisi, yerel seçim ortamına girilmiş olması olabilir. Buna bağlı olarak, ekonomik durumun giderek etkisini arttırması, hatta ağırlığını can yakıcı bir şiddette hissettirmesi, dikkatlerin içe yönelip yoğunlaşması da düşünülebilir. Ayrıca, Fransa’daki Sarı Yelek hareketinin uzun erimli bir niteliğe dönüşmesi, bizdeki “fikri takip” yetersizliği ve toplumsal olayların hemen sonuca bağlanması aceleciliği dolayısıyla dikkat dağılmasına yol açmış olacağı ihtimalidir. Fakat hareket devam ediyor ve Fransa siyasi kültürü kendi birikimini, karşılaştığı yeni veya çözüme kavuşturulmamış sorunlarını irdelemeyi sürdürüyor.

Çok sınırlı olsa da, gelişmeleri, bazı yazarların yazılarında izleme imkanı bulunabiliyor. Fransız kültürüne vakıf Mine Kırıkkanat, bu konuda olup bitenlere yazılarında yer veriyor. “Dert Defterleri” başlıklı yazısı (Cumhuriyet, 10 Mart), en azından benim için, ufuk açıcı bir nitelikteydi. “Ufuk açıcı” olarak nitelememe neden olan, bir kavram olmuştur: “Cahiers de Doléances”. “Doléances” kelimesini “dert” olarak çevirmiş. Larousse de poche “doléances”e “plaintes” çoğul anlamını vermiş olsa da, Kırıkkanat’ın Türkçe “dert” kelimesiyle karşılaması daha anlaşılır gözükmektedir. İsmail Hami Danişmend ise, “Fransızca-Türkçe Resimli Dil Kılavuzu”nda “doléances” a “sızlanma, şikayet” anlamı vermektedir.

Her neyse, konu kelime anlamları bir tarafa, Kırıkkanat’ın Sarı Yelek hareketi dolayısıyla, Fransız devlet ve siyaset kültürü içinde tarihi kökleri de olan bir olguya dikkat çekmesidir. Anlaşıldığı kadarıyla, Devlet, toplumun karşı karşıya bulunduğu herhangi bir sorunu hükümet veya siyasi iktidar çözemeyip yetersiz kaldığında, “Cahiers de Doléances” (Dert Defterleri) adı verilen mekanizmayı devreye sokmaktadır. Bu süreçte insanlar, yani bireyler çağrılmakta, karşı karşıya bulundukları sorunları belli bir mekanda yazıya dökmekte, ortaya konulan sorunlar belli bir sırlamaya tabi tutularak kayıt altına alındıktan sonra matbu hale getirilmekte, yani kitap olarak yayınlanmaktadır. Demek oluyor ki, toplumun ve insanların karşı karşıya kaldıkları sorunları çözmekle yükümlü ve yetkili olan hükümet veya siyasi iktidar çözememiş ya da çözmemişse, Devlet, kurum olarak, deyim yerindeyse hakemlik rolünü üstlenmekte ve gerekli çözümü sağlamak üzere sorumluluk almaktadır.

Bu örnekte çıkartılması gereken en önemli ders, Devlet denilen kurumun toplumdan ayrı, topluma rağmen, onun üstünde bir varlığa sahip olmadığıdır. Bu düşüncenin temellerini eski Yunan’a kadar götürmek mümkündür. Gerçekte, gerek uygulamada, gerekse kuramlarda, mesela Platon ve Aristoteles’in siyaset ve devlet felsefelerinde “politea” kavramı öncelikle toplumu ifade eder ve önceler. Toplumun belli kurallar temelinde örgütlenme biçimlerinden birisi “siyasi” ve aynı zamanda iktisadi örgütlenmedir ki, bunu bugün “Devlet” olarak tanımlıyoruz. Peki, “iktidar” denilen olgu nerededir?  Hele kişiyle özdeşleştirilmiş “iktidar”? O, sadece toplumun örgütlenme sürecine ve şartlarına bağlı bir değişkendir. İnsan ve toplum karşısında, onun bağımsız, hatta layüsel bir varlığından söz etmek, onların gerçekliğini tanımamak anlamına gelir ancak. Söz konusu örgütlenmenin imkan, şart, nitelik ve özellikleri “Devlet” olarak ortaya çıkar bu çerçevede de siyasi rejim biçimlendirilir izafi olarak. Onun için siyasi rejim türlerinden söz edilir, gerektiğinde değiştirilir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?