Reklamı Kapat

At kuyruğu

Basın olarak bilinen -belki öyle olmayan ama sadece öyle tanımlanan- tüm kurumlar tek kişinin eline geçip gönüllü - gönülsüz hizmetine girince, eline bir mikrofon, bir kamera geçirenin bağımsız basın zümresinden sayıldığı ve burnuna mikrofon değdirilen her bir bireyin, yani yurdum insanının spikerden önce davranıp ‘başıma bir şey gelmez değil mi’ diye işkillenip gardını aldığı, özetle alabildiğine bastırılmışlığın, sindirilmişliğin kol gezdiği memleket ortamında “Tanzim kuyruğu sizce varlık kuyruğu mu, yokluk kuyruğu mu?” şeklindeki absürd soruya “at kuyruğu” diye yanıt veren, sonra “öyle salına savrula yürünsün diye değil, topuz yapıp kafamızın üstüne yerleştirmek için…” sözleriyle meseleyi bir de açıklayıp vuzuha kavuşturan amca, hiç şüphesiz bu yokluk ortamında zekâsı öpülesi bir amcadır. Tanzim denen şeyin kâr mı zarar mı olduğundan çok kimin ne işine yaradığı, sebze-meyve ve dahi hububat pahalılığını giderip gidermediği, hangi sadra şifa olduğu gibi konular tartışılırken; kârın ya da zararın neye mal olduğu düşünülmeksizin aracıların, kabzımalların, sebze-meyve hallerinin karaborsacılıkla suçlandığı bir acayip zamanı yaşıyoruz. Sorgusuz ve çaresiz reva görüleni yaşarken, halkın bir kuyruğa dâhil olma, kuyruktan bir parça olma, uzunca bir kuyrukta kıl olabilme sevdasını görmezden geliyoruz.

İçinde yaşadığımız ve ne olursa olsun bir türlü dışına taşamadığımız toplum, kuyruksever bireylerden oluşur. Doğrusu kuyruğun ne kuyruğu olduğu pek de önemli değildir. Geçmiş yıllarda hastane kuyruğunda can verdiği iddia edilen insanımız, bir nostaljinin sevdasına düşerek Milli Piyango bileti, banka sırası, nüfus müdürlüğü yahut tapu kadastro gibi kurumlarda bilgi, belge, kimlik, tapu vs. çıkarma kuyruğu gibi fevkalade anlamlı kuyruklara kayıtsız kalamamıştır. Mesela Eminönü’nde Nimet Abla önünde uzunca bir piyango bileti kuyruğu oluşmuşken, seyyar olarak bilet satanlara ve aynı kurumun çalışanı olduklarını beyan edenlere kimse tenezzül etmez, teveccüh göstermez. Bir tarafı donarak saatlerce kuyrukta beklemek piyangonun raconundandır. Bu türden meraklılar, böylece sosyalleştikleri sanrısını canlı tutuyor olabilirler. Fiyatın pahalılığı yahut ucuzluğuyla da meselenin alakası yoktur. Farklı satıcının elinde aynı fiyata satılan bir ürün için kuyruğa girildiği yabancısı olduğumuz bir vaka değildir. Bir alışveriş merkezine yeni düşen ve bilmem kaç yıllık taksitle satılan son model telefon kuyruğu, yine fakirin ekmeği diye umuda sarılıp avm ortasına konulmuş bir tane araç için çekiliş kuyruğu gibi…

Çaresizliğin fırsata çevrilmesinin tercümesi olan ve tanzim adı verilen mezkur oluşum, halkın gıda ihtiyacı dışında pek de dikkat çekmeyen iş bu kuyruk ihtiyacına merhem olur niteliktedir. İnsanlar, ip gibi dizilip sessiz sedasız sırasını beklemeye meyilli varlıklardır. Yine bunun örneği sadece tanzimle, piyangoyla, marketle sınırlı değildir. Bir bankada, bir dairede, elbette yaygın ve kanıksanmış olarak metrobüste kuyruk bekleme örneklerine rastlamak-önce şaşırmak, sonra aldırmadan kuyruğa dâhil olmak- mümkündür. Hatta o kuyruklarda, bir türlü gelmeyen metrobüse, belediyeye, sorumlulara ve sorunlulara yönelik çıt çıkarılmazken, sıraya girmeyip kenarda beklemeyi tercih edenlere yönelik şiddete varan sataşmalar işten bile değildir. İnsanlar otoriteye karşı son derece hoşgörülü, bir sırada saatlerini heba etmeye fevkalade hevesli; birbirlerine karşı ise aşırı derece tahammülsüz davranabilen varlıklardır.

En az Antep lahmacunu kadar dünyaca ünlü Konyalı bilim adamlarının konuya el atmasına ve kuyruğun varlığa mı yoksa yokluğa mı dair olduğunu açıklamasına hiç gerek yoktur. Ucuz tavuk yahut martı döner kuyruğuna girip açılışa özel indirimlerden yararlanan gariban halkımız, bilhassa çocukluğundan itibaren okul önlerinde sıraya dizilen gençlerimiz mevzuyu çözecektir. Varlık ya da darlıktan öte panikle ortaya dökülen tüm söylemler, akıbeti fena görünen kuyruğun derdiyledir. Kertenkele kadar çevik davrananlar belki kuyruk bırakır, ancak kendi kuyruğundan fazlaca hoşlanıp onu yemeye kalkan, kendi kuyruğunu düşman belleyip onunla dalaşan yılan meşrepliler de elim bir kuyruk acısı yaşayacaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?