Reklamı Kapat

ABD ile S-400 pazarlıkları

Eylül 1990’da Amerika’yı ziyaret eden Özal, baba Bush tarafından çok iyi karşılanmıştı. Bush o tarihten 1 ay önce Kuveyt’i işgal eden Irak’a karşı yapılacak operasyona destek olunması karşılığında Türkiye’ye 4 vaatte bulunmuştu. En baştaki vaat tekstil ile ilgili yeni bir anlaşma yapılacağıydı. İkincisi o dönem adı Avrupa Topluluğu olan AB’ye üyelikte destek verileceği yönündeydi. Üçüncüsü 1991 yılı yardımları kapsamında Türkiye’ye söz verilen 530 milyon dolardan kesinti olmayacağı ve son olarak da Türkiye’ye F-16 satışı ve ordunun modernizasyonu ile ilgili gereken desteğin verileceği şeklindeydi. Bununla birlikte Özal “bir koyup, üç almak” diye tarif ettiği söylem ile savaş sonrası kurulacak masada güçlü olacağına inanıyordu. Tabi hiçbir şey Türkiye’nin beklediği gibi olmadı. Hatta Irak özelinde gelişen bütün olumsuzlukların doğrudan etki sahasına girdi. Aslında bu iktidar döneminde de tarih tekerrür etti. Özal’ın düştüğü yanılgıya, AK Parti iktidarı Suriye’de düştü. Özal’ı tuzağa çeken Bush Cumhuriyetçi idi,  AK Parti’yi ikna eden Obama ise Demokrat. Ancak sonuç değişmedi. Bush’un 4 vaadi vardı, Obama ise bizi vaat bombardımanına tuttu. “15 günde Emevi Camii’nde namaz kılınacağı” şeklindeki açıklamalar, Özal’ın ”bir koyup, üç almak’ mantığının modern versiyonu oldu. Suriye’nin bölgesel anlamda ne ifade ettiği, küresel olarak hangi hesapların parçası olduğu gerçeği hiçbir şekilde akl-ı selim ile masaya yatırılmadı. Bütün bu yanlış adımlar ve okumalar bugüne kadar hiç olmadık biçimde Türkiye’nin güvenlik endişesini öne çıkardı. Sovyetler dağılana kadar NATO’nun can damarı olan Türkiye, Sovyetlerden sonra NATO’da kambur haline geldi. Suriye’deki yanlışların yanında, Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ve hava savunması açısından yeterli sistemlere sahip olmayan Türkiye S-400’lerle ilgili Rusya ile görüşmelere başladı ve doğru yaptı. Çünkü Patriotları vermeye yanaşmayan hatta Savunma Bakanı Akar’ın ifadesiyle talebimize “17 ay sonra cevap veren” Amerika şimdi S-400’leri alamazsınız diye Türkiye’yi tehdit ediyor. Diğer taraftan anlaşması yapılan F-35’lerin verilemeyebileceğini söylemeye başladı. Gelinen nokta itibariyle ABD’yi S-400’ler konusunda ikna etmek adına bazı başlıklarda geri adım atılacağına dair bir endişe taşıyorum. Gerek Suriye’nin kuzeyi ve PYD/YPG’nin durumu ve gerekse de Kıbrıs özelinde Doğu Akdeniz’de Amerika’nın taleplerine sessiz kalınacağına dair -umarım yanılırım- hissiyata kapılıyorum. Şunu herkes bilmeli ki, Türkiye’nin güvenliği kesinlikle pazarlık konusu yapılamaz, yapılmamalıdır. S-400’ler ne kadar önemliyse, Suriye’nin toprak bütünlüğü de o derece hayatidir. Türkiye’nin sınır güvenliği ne kadar can alıcı bir nokta ise Akdeniz’deki varlığımızın devamı da aynı kapıya çıkar. Bütün bunların yanında daha önce Türkiye’nin “çok taraflı diplomasi” yürütmesi gerektiğini ifade etmiştim, yine tekrar etmek istiyorum. Kimseyle karşı karşıya gelmek için özel bir gayrete ihtiyaç da yok. Ancak güvenliğimizi sağlamak adına kimseden icazet almak gibi bir durumda da olmamalıyız. Türkiye attığı her adımda muhatabı kim olursa olsun “tek taraflı bağımlılık” yanlışına düşmemelidir.

Bu söylediğimiz şey aslında bütün dış politik yaklaşımlarda da geçerlidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?