Son Dakika Haberleri

Reklamı Kapat

Şehirde Doğmak

İnsan ne zaman doğar? Şehirde doğmak ne demek? Doyduğum, dolduğum ya da olduğum yer ne olsa gerek? İnsana, insanına, insanlığa insanca katkısı bulunmayan bir hayat nizamı, bir mekân tasavvuru bize hangi doğumu sunabilir? Doğduk mu, acep?

Anne karnı. İnsanın ilk “organik” şehri. Mutluluğun, huzurun, sükûnetin, dinginliğin ilk adresi. Bağlılığın, güvenin, itimadın ilk tecrübesi. Merhametin, aşkın, heyecanın soy kütüğü. Ruhun ilk üflenişi, ruhlu oluşun ilk merhalesi. Niçin hatırlamayız sanılır. Çünkü orası ser-hoşluğun, divaneliğin de zirvesi(!) İnsanın hem doğduğu hem doyduğu hem de olduğu ilk nezihi. Bunca olup bitene bir hatır, bir vefa göstermez mi insan! Özlemez mi, doğduğu şehri?

Şehir lütfundan şehir arayışına. Ve ilk ışık ya da daha bir karanlık. İnsanlığın ikinci kemali. Kan bağından süt bağına bir geçiş evresi. Ser-hoşluk geçmeye yüz tutar. Şaşkınlıkla bilinç gelmeye başlar. Sonra da hali ile ilk soru terennüm edilir: “Bu nedir?” İlk cevabı mekânın efendileri verdi!

“Bak çocuk! Bu, dünya. Buranın sahipleri var. Öyle kuru kuruya gelmek olmaz. Buraya gelişinin dahi bize bir maliyeti var. Yediğinin, içtiğinin, gördüğünün ederi var. Bu düzeni biz kurduk ve burada hayatta kalabilmen için yapman gerekenler ve bir bedel var. Zahmet edip de “Ben kimim?” gibi garip sorulara yeltelenme. Senin ve senin gibiler için genel bir ismimiz de var zaten: Köle.

Kurduğumuz kentlerde, algılarda, para sistemlerinde bizim için çalışacaksın. Sana gösterdiğimizi alacak, sana gösterdiğimizi giyecek, sana gösterdiğimizi söyleyeceksin. Birileri sana düşünmek, mücadele etmek ve dürüst olmak gibi bazı tuhaf şeylerden bahsedebilir. Onlara kulak asmayacaksın. Bir şehir kurmaktan, yeni/başka bir dünyanın imkânından söz edilebilir. Oradan hızla uzaklaşacaksın. Sana sunduklarımızı kafandan çıkarmayacaksın. Kurduğumuz sisteme biat edeceksin.”

Peki ya, hakikat nasıl seslendi? Sonra vicdan ne buyurdu, aklıselim ne dedi, gönül nasıl hazır ve nazır bulundu? Depresyon belirtisi sanılır insanın şöyle bir içe çekilişi. Hâlbuki kendine gelişidir. Bir arzu gücünün, bir özlemin belirtisidir. Anne karnına geri dönüşün sembolizasyonudur. Ayaklar, eller karna doğru çekilir, gövde eğilir. Lahza bir saadet beklenir. İşte bu dünyanın, bu imtihanın hikmeti. Gerçek doğuş, gerçek doyuş ve gerçek oluş; aranır besbelli. Zaten hakikatin de cilvesidir: “Arayarak bilinir, bularak değil.”

Bir bakıverelim hakikat namına elimizde neler var? Ne ile buluruz şehrimizi, ne ile kurarız? Bir doğuşa ikna olduk da ne ile doyarız? İnsan, ne olmadan yaşayamayacağına, anlamsızlaşacağına kanaat getirmişse onunla doymak ister. Bunu kimi iktisat kapısında arar, kimi iltifat; kimi ilim kapısında arar kimi de hilm. Ne arıyor, ne ile doyuyor ise odur insan. İşte Medine, Buhara, Saraybosna, İstanbul; işte Madrid, Berlin, Amsterdam, Strazburg,

Son tahlilde şehrin sireti ve suretini oluşturan, insanı olduran değerler vardır. Bu değerlerin başında iman, irfan ve hikmet gelir. İman, kıymetli olanı aşikâr eyler. İrfan, aşikâr olanı imar eder. Hikmet, imar olanı kıymetli eyler. Yani olmak için bir iklim, bir kemal gerekir. Örneğin; iman, merhameti açığa çıkartır. İrfan onunla bir kültür oluşturur. Somut olanla bağ kurup hayatın içine dâhil oldurur. Bir şey inşa eder. Gösterir kendisini. Hikmet de ona derinlik ve değer katar. Sabırla dut yaprağı atlas olur. Yolun sonu dendiğinde tırtıl, hikmet ile kelebek olur. Kıymetlenir.

Ancak imtihanın sırrı olsa gerek insan önce hikmetle, sonra irfanla, sonra da imanla tanışır. Olandan yola çıkar ama olmuştan konuşur. Bu minvalde şehri gündem yaptığımızda aslında kıymetten konuşuruz. Fakat kıymet önce fiil/eylem olarak vardır. Yani kıymet bilen/bilmek yoksa kıymet anlamsızdır. Koca Yeşil(!) Bursa, Ulu Cami, Muradiye, Yeşil Türbe, Tophane, İshak Paşa, Geyikli Baba… Ve nihayetinde “insan” kıymet veren varsa kıymetlidir. Yoksa birkaç taş, birkaç ağaç, birkaç kişidir görülen.

Kemalden bakmalı yani hikmetten; kıymetten. Nedir bizim kıymetlimiz? Rant mı! İmar barışı mı! Parsel parsel satılanlar mı! Gök delenler mi! Arsa spekülasyonları mı! Şehrin nazım planı değil de şahsi planlar mı! Olmayı, doymayı geçtim artık daha doğmadık mı acep? Karanlık geliyor yüzüme, kapkaranlık. Sanki karanlığa doğuyoruz. Şehirlere yapılan ihanetler, kıymetsizlikler geliyor zihnime. Zihinleri karartıyoruz. Değersizleştiriyoruz. Hikmetsizleştiriyoruz.

Bir kere kaybolmaya yüz tutsun hikmet,

Ne gelenek kalır ne ilim ne de himmet.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yusuf Yalanız - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?