Son Dakika Haberleri

Reklamı Kapat

Üç aylar ve ibadet anlayışımız

Zamanın sahibi ve yaratıcısı olan yüce Allah, hikmetinin gereği bazı vakitleri diğer bazı vakitlerden, bazı mekânları da diğer bazı mekânlardan üstün kılmıştır. Bu özel vakitler bir nevi kaçırılan fırsatların telafisi için insanoğluna sunulan fırsat ve imkânlardır.

İçerisinde bin aydan daha faziletli olan Kadir Gecesi’nin de bulunduğu mübarek ramazan-ı şefin de yer aldığı üç aylar; günah ve isyan kirine bulaşmış biz kullara yeni bir beyaz sayfa açma imkânı sunan çok kıymetli zamanlardır.

Recep ayına girildiği ilk gün Resulûllah (s.a.v.)   şöyle dua ederdi: “Allahümmebariklena fi recebe ve şa’bane ve belliğna Ramazan / Allah’ım! Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır!” (Müsned, 1/259; EbûNuaym, 4/269).

 Bilindiği gibi üç ayların birincisi olan Recep ayı haram aylardandır. Haram aylar; Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarıdır. Bu konuda yüce Allah şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. Fakat Allah’a ortak koşanlar sizinle nasıl topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın. Bilin ki Allah, kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.” (Tevbe, 36).

Büyük tefsir âlimi Cassas bu aylara haram ay denmesini şöyle açıklıyor: “Söz konusu dört ayın bu şekilde adlandırılması bu aylarda savaşın haram kılınması, işlenen sevap veya günahlara başka zamanlarda yapılanlardan daha fazla mükâfat veya ceza verilmesi, böylece yılın diğer aylarından farklı bir önem ve saygınlığa sahip bulunmaları sebebiyledir.” (Cassâs, II, 110-111, DİA).

 Üç ayların girmesiyle birlikte diğer aylara göre günahlardan daha fazla kaçınmaya ve daha çok nafile ibadet etmeye gayret edelim. Ancak şunu da asla unutmayalım ki nafile ibadetler ancak farzlar üzerine ziyade edilmesiyle anlam kazanır. Zira -meşru mazeretler hariç- hiç zaman ara veremeyeceğimiz ve hesaba çekileceğimiz ibadetler farzlardır. Nitekim sahabeden Hz. Cabir’in (r.a.) anlattığına göre bir adam Resulullaha (s.a.v.) geldi ve: “Ben farz namazları kılsam, ramazanı tutsam, helali helal, haramı haram bilsem, bundan da fazla bir şey yapmasam, cennete girer miyim, ne dersin?” dedi. Resûlüllah (s.a.v.): “ Evet” buyurdu. (Müslim, 15).

Evet, farzları usulüne uygun bir şekilde eda edenler cenneti hak ederler. Farzlar dışında üzerimize yüklenmiş bir sorumluluk yoktur. Ancak farzları sadece namaz, oruç ve zekâttan ibaretmiş görmek de yanlıştır. Günlük, haftalık ve yıllık olarak ifa ettiğimiz bu ibadetlerin yanında her Müslüman’ın helal lokma yemeye son derece dikkat etmesi, kanaat sahibi olması, malını israf etmemesi, çocuklarını İslam terbiyesi üzere yetiştirmesi, müminleri dost kâfirleri düşman edinmesi, emanete hıyanet etmemesi, harama el uzatmaması, yaşadığı ülkede marufun egemen olup çirkin şeylerin ortadan kalkması için mücadele etmesi, mazluma sahip çıkıp zalime karşı durması ve nihayet Allah’ın emirleri tümüyle uygulanana kadar cihat etmesi de farzdır. 

Bununla birlikte nafile ibadetlerle de insan Allah Teâlâ’ya yaklaşır, O’nun rızasını kazanır. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:

“Kulum bana kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, ta ki ben onu severim. Onu sevince de artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, bana sığınırsa muhakkak onu himayeme alır, korurum.” (Buhari, Rikak, 38).

Farzlar eda edilmedikçe nafile ibadetlerle maksat hâsıl olmaz. Kim farzı eda eder, üzerine nafileyi de ziyade eder ve bunu da devam ederse, işte bunlar bu hadis-i şerifin müjdesine nail olurlar. O zaman dua ettiğinde duası kabul edilir.

İslam dünyasının geçmişte yaşadığı en ağır işgal ve zulüm dönemi Haçlı Seferleri ve Moğol işgalleri sayılır. Ancak bu gün bu i işgal ve zulümlerden daha ağırlarını yaşıyoruz. Sadece Irak ve Suriye’de üç milyon kardeşimiz öldürüldü. Milyonlarcası gayriinsanî şartlar altında yaşıyor. İslam coğrafyasının neresine bakarsanız bakın mutlaka kan, gözyaşı, zulüm, yokluk, kıtlık, haksızlık ve fesat görürsünüz. İşte böylesine karanlık bir tabloyla ramazan-ı şerifin müjdecisi üç aylara girmiş bulunmaktayız. Bütün bunlar karşısında adeta eli kolu bağlı bir şekilde beklerken hiç olmazsa zalimlere lanet okuyalım, dua ve gözyaşlarımızla mazlumların yanında olalım, safımızı belirleyelim. Belirleyelim ki zalimlerin başına gelecek belalara biz de çarptırılmayalım.

“Allah’ım! Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır!”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?