Reklamı Kapat

İşçi ve İşveren Hakları-2

İş Sağlığı: İşçinin manevi hakları da bulunmaktadır. Bunun başında kendisine gücünün üzerinde iş yüklenmemesi, ağır ve zor çalışma koşulları sunulmamasıdır. Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Kimin elinin altında bir kardeşi bulunuyorsa, ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onlara kaldıramayacakları işleri yüklemesin, eğer yüklerseniz kendilerine yardım ediniz.” (Buharî)

İşçi izin ve dinlenme hakkına da sahiptir. Aynı zamanda mesai saati içerisinde yemek, namaz ve ihtiyaç molaları gibi hakları da bulunmaktadır ve bu pazarlık konusu bile olmaz. Fakat işçi namaz kılmak bahanesiyle işinden kaytarmaya veya bu süreyi istismar etmeye çalışması caiz değildir. İslam’da tatil günü diye bir kavram yoktur. Haftanın yedi günü de çalışılabilir. Cuma günü İslam’a göre bir tatil günü değildir o günde sadece Cuma namazı esnasında çalışılmaz ve Cuma kılındığı için de ücret kesintisi olamaz. Fakat her işveren işinin mahiyetine göre işçiye bir izin günü takdir vermek zorundadır. Fakat günümüzdeki izin sistemi örfe göre düzenlenebilir. İbn Maze (Mace değil), şöyle diyor: Kadı haftada, bir gün istirahat etmelidir; aksi takdirde usanır; ken¬di işlerine bakacak vakit bulamaz. Ebu Hanife zama¬nında (hicrî 2. asır) Cumartesi günleri tatil idî. Hassaf zamanında ise (h. 3. asır) kadılar bazen Pazar¬tesi, bazen de Salı günü tatil yapıyorlardı. Bizim za¬manımızda ise (h. 6. asır) Salı günleri tatil yapıyor¬lar. Çünkü Salı günü devlet daireleri de kapalı oluyor. (İbn Maze; Şerhu Edebi’1-Kadî li’1-Hassaf, 1/250) İşçi bu günde dinlenir ve ailesine de zaman ayırmış olur.

İşçinin beden sağlığını korumak için iş ve işyeri şartları iyileştirilecek, mesâi müddeti buna göre tespit edilecek, dinlendirme, muâyene, gerektiğinde tedâvi gibi bütün tedbirler alınacaktır. İşçinin ruh sağlığını korumak için haftalık, aylık izinler ve inancı istikametinde ibadet fırsatı verilecek, gerekli diğer tedbirler alınacaktır.

(http://www.hayrettinkaraman.net/kitap/meseleler/0301.htm)

Hastalık veya iş yapamayacak bir rahatsızlığının bulunması durumunda işine son verilen bir işçinin bakımını devlet üstlenmek zorundadır. Yaşlanma veya yıpranma nedeniyle işi bırakan işçinin geçimini devlet üstlenir.

 

İş Güvenliği: İş yerinin ve yapılan işin güvenliğini sağlamak işverenin görevidir. İşçinin işverenin hatası, ihmali veya iş kazası sonucu iş yapamaz duruma düşmesi ya da yaralanması durumunda işveren sorumlu olup, masrafları ve bakımını üstlenmek zorundadır. İşçi kendisine teslim edilen her türlü eşya veya aracı emanet olarak görüp korumalı ve işine ihanet etmemelidir.

 

Emeklilik: İslam’da modern anlamda bir emeklilik sistemi yoktur. Sadece insanların çalışamayacak kadar yaşlanması veya yıpranmasından dolayı çalışmaması durumu vardır. Bu durumda devlet destek olur. Modern anlamda emeklilik sanayi devriminin bir sonucudur. Sanayi devlerimi nedeniyle ağır ve zor fabrika koşullarından dolayı emeklilik gündeme geldi. Çünkü bu işler ancak belli bir yaşta yapılabiliyordu. Yaşlandığında yapılamayacak işlerdi. Fakat tarım toplumunda gücü yeten herkesin yapabileceği bir iş vardır. Modern bir konu olduğu için bunu İslam’ın genel prensipleri içerisinde çözüyoruz. O da yaşlılık ve çalışamayacak duruma gelmesi nedeniyle geçimini devletin üstlenmesidir.

Aslında buradaki sorun İslam’daki işçi kavramının çağdaş anlamdaki işçi kavramından farklı olmasıdır. Mecelle’de işçi; “kendini kiraya veren kimse” ola¬rak tarif edilmiştir. (Mecelle, md. 413.) İşçi İslam fıkhında ecir diye isimlendirilmiştir. Buna göre işçi ücret karşılığında emeğini kiralayan kişidir ve bir işçi, hizmetçi, çoban, şoför istihdam etmek yahut bir terziye sipariş vermek bir işçi-işveren ilişkisi oluşturur. Hatta devlet başkanı, vali, me¬murlar, hakimler, doktorlar vs., işçi kabul edilebilirler, çünkü belli bir ücret karşılığı çalışmaktadırlar. Bir başka açıdan bazı müteşebbisler, sanatkarlar, öğretmenler, mühendisler vs. emek sarf eden kişiler olarak işçi kavramına dahildirler. (Dr. Ahmed Tabakoğlu, İslâm’da Emek ve İşçi-İşveren Münasebetleri, Ensar Neşriyat Yayınları: 85.) İslam fıkhındaki bu işçi tanımını günümüze göre yeniden düzenlememiz gerekmektedir ve modern işçi kavramındaki fabrika çalışanları şeklinde düzenleyerek emeklilik olayını çözebiliriz. Fakat buna rağmen işi yapamayacak şekilde yıpranma ve yaşlanma ilkesini koyduğumuzda emeklilik sorunu çözülür. Buna göre emeklilikteki ölçüt çalışma primleri değil, çalışanın yaşıdır. Fakat günümüzde bazı alimler emeklilik döneminde alınan ücretin bir emek karşılığı olmadığı için caiz olmadığını söyleseler de devletin çalışamayacak durumda yıpranmış ve yaşlanmış olanlara bakma sorumluluğu göz önüne alınarak caiz olur. Çalışamama ve yıpranma ilkeleri de örfe göre tanzim edilebilir. Burada caiz olmayacak nokta erken emeklilik veya genç yaşta emeklilik gibi durumlar için geçerli olabilir.

 

İşveren

Kaynaklarda “müstecir” veya “sâhibu’l amel” olarak geçen işveren, iş akdinin işçiye göre diğer tarafını teşkil eder. İşveren, işçinin belli bir süre veya işte sarf edeceği emeğini satın alan kimsedir. Diğer bir ifadeyle işçi kavramına bağlı olarak işveren kavramı, İslâm hukukunda birçok kesimi kapsamakta, belli süreyle işçi istihdam eden kimse yanı sıra ücretle başkalarına iş gördüren kimseler de işveren sayılmaktadır.

İşveren gerçek şahıslar olabileceği gibi hükmî şahıslar, bu arada devlet de olabilir. Nitekim İş Kanunumuz işvereni; “işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye işveren denir” (Md. 1.) Her devirde başta memurlar olmak üzere toplumun ücret karşılığı çalışan önemli bir kesiminin işvereni durumunda olan devlet, İslâm hukukçuları tarafından gerçek şahıslara nazaran biraz daha farklı değerlendirilmiş, gerek sosyal devlet anlayışı, gerekse iş akdinin süreklilik arz etmesi sebebiyle, işveren olarak devlete birtakım ilâve sosyal, sürekli ve ağır mükellefiyetler yüklenmiştir. (Dk. Ali Bardakoğlu, İslâm’da Emek ve İşçi-İşveren Münasebetleri, Ensar Neşriyat Yayınları: 196-197.)

İşveren, işçinin yapılan işten zarar görmesi veya çalışamaz duruma düşmesinde kendi ihmali olması halinde zararı tazmin etmekle yükümlüdür. Bir işverenin en önemli sorumluluğu işçinin hakkını ve ücretini zamanında vermesidir. İşçiye zulmetmemesi, sözleşmeye aykırı işler yüklememesi ve haklarına riayet etmesi gerekir. İşverenin işçi üzerindeki en önemli hakkı, işçinin sözleşmede emredilen işi zamanında ve en iyi şekilde yapmasıdır. Hile yapılmış veya zamanında teslim edilmeyen işten işveren zarar göreceğinden zararını tazmin hakkı doğar.

Sonuç Olarak

İslam, hak ve emeğe çok önem vermiş ve insanların emeğinin sömürülmemesi için ciddi kurallar koymuştur. Fakat günümüzde ekonomik sistem kapitalist ve sosyalist ekonomik sistem parantezine sıkıştırıldığı için İslam’ın bu insani görüşü görülmediği gibi, iktisatçılar ve ekonomi fakülteleri üzerinde çalışma gereğini bile duymamış, tüm güçlerini Batılı düşünürlerin ekonomi teorilerinin çözümlemesine harcamışlardır.

Müslümanlara düşen görev, ekonomi ile ilgili bir araştırma merkezi kurup, İslam’ın bu konudaki görüşlerini güncelleştirme ve ilmi birer teori haline getirmeleri gerekir. Bu konuda fıkıhçıların ve ekonomistlerin birlikte mesai harcamaları gerekir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Halil Er - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?