Son Dakika Haberleri

Reklamı Kapat

Havalananlar telli turna mı, yeşil ördek mi

“Tayyip bey izin verirse…”

AKP’nin Ankara adayına ait bu cümle, rakibinizle bir tv kanalında tartışmak ister misiniz, sorusuna verdiği cevabın girizgahıymış.

Tek kanallı resmi TRT günlerinin seçim atmosferlerinde çok partili tartışmaları izleyerek demokrasi pratiği yapmış insanlarımız, çok tv kanalı olan Türkiye günlerine erdiğinde, bir adet dahi olsa bir tartışma programı olabilir mi meraklarına tatmin ararlarken, bulabildikleri cevap bu imiş.

“Tayyip bey izin verirse…”

İzin alınırsa eğer… Bir iktidar adayı ve birleşik muhalefetin adayı.. Ya diğerleri.. Siyasi partiler, demokrasinin vazgeçilmezleri iseler, onların anlatacakları ve tartışmalara açacakları planları, projeleri, fikirleri, neden seçmenlerin ilgi alanından (böyle) saklanıyorlar?

Yirmi yıldır iktidarda bulunanların yapmadıkları, rant geliri düşük olduğundan hizmet dışında tuttukları, bir bir ortaya dökülürse korkusundan kaçış ise bu tartışma programları yokluğu, belki hezimeti önler ama, kesinlikle iktidar gücüne seçim kazandırmaz.

“Tayyip bey izin verirse…”

Yeni Cumhurbaşkanlığı sistemine böyle mi bağlanmış, seçim propagandası yapacak belediye başkan adayları? Seçildiklerinde ise bu bağlılık, zincirlenmişlik şekline mi dönüşecek?

“Tayyip bey izin verirse…”

İnternet haber sitelerinin attığı bu başlığı okuyan insanlarımız, nerden bileceklerdi, yıllar önce dinledikleri bir türkünün, AKP iktidarının yirminci yılında gerçeğe dönüşeceğini?

Ne deniyordu o türkümüzde, yeşil kürklü müdürün baş rollerin tek yetkilisi kabulü yayılırken…

“Müdür bey izin verirse…”

Yeşil kürklü de olsa bir müdürün izni, ancak bir türkü söylenmesine yetiyorken, gün gelmiş, bir tv kanalında iki laf etmek için Tayyip bey müsaadesi aranır olmuş..

“Tayyip bey izin verirse…” diyerek itaatkarlığın ötesinde bağımsız olmadığını da vurgulayan o adaya, o iznin kapsama alanının tabi ihtiyaçlarıyla alakası elbette sorulmaz ama, neleri tartışacağınız da izne mi tabi olacak sorusu pekala gelebilir.

“Tayyip bey izin verirse…” diyerek hem kendini ve kendi gibi olanları, hem de Tayyip beyi anlatan Ankara adayının hesabını burada kapatıp, Tayyip beyin iznine daha nelerin ve kimlerin de tabi tutulduğunu ifşa eden bir AKP yanlısı kerten-kele-cisinin paralel yazdıklarına geçmek istiyoruz.

(Muhaliflik belasına tozu dumana katan yazarçizer takımının bir çoğu Erdoğan’dan yüz bulsa uçağın kapısında sıraya gireceği muhakkaktır. Bu da sadece benim değil, adı bende mahfuz çok tanınmış “muhalif bir yazarın” fakirle paylaştığı bir saptamadır.)

Bir paragrafla bu kadar mı geniş, rahat, güzel anlatılır zatları, iktidar başları, tercih halleri, bozacıları, şıracıları ve tasdikcileri bir yandaş yazar tarafından?

Daha ikinci kelimesinde muhalifliğe “bela” diyen kalemcinin, saptama kucaklaşmacısını “bela” mahallesinden seçmesini ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nı sadece soyadını yalın kullanarak anlatmasından elde edeceği kazancı, analizimize dahil etmeyeceğiz.

“Bir çoğu Erdoğan’dan yüz bulsa uçağın kapısında (ve tanzim satış kuyruğunda gibi) sıraya gireceği”nin kesinliğine, boşlukta yer tuttuğu şekilsiz hacmince inanan yazıcı katibin, muhalif yazarların şahsiyetli ve kaliteli insanlar olmadığı iddiasına muhal farz katılındığında, ortaya bir Erdoğan başarısı mı çıkar? Onun ve partisi AKP’nin hedefi, böyle bir medya mıidi?

Muhalif yazarlarda olduğu iddia ve iftira edilen bu seviye düşüklüğünün sebebi, uçak yolcusu olmamaları ise, olanların şahsiyetlilikleri ve kalitelilikleri yere bastıklarında yara alıvermez mi?

Uçak yolcusu olan ve muhalif yazar olmayanlar, yüz bulanlar olduklarına göre, yani özel seçildiklerine göre, yani davetli iseler, neyin karşılığıdır? Verdikleri nedir? Ödedikleri bedelle nasıl bir denklik oluşturulmuştur?

Yüz bulmamakla suçlananlara bir yol gösterme de var mıdır, yoksa bir ceza kesme hali mi kayda aldırılıyor burada müddei katipce. Yüz bulacak yazılar yazarsanız, sevincinizden uçarsınız. Bunun Erdoğan’ın uçağıyla olması ayrıca sizi emniyette kılar. Diğer şıkkın karşılığı ise, sizin şimdiki haliniz gibi sürünmektir. Yeni sistemde işler böyle..

Tasdikcisi kişi, eğer varsa ve canlı ise, saptamasını paylaşırken, yani üleşirken, biçtiği astarın, iddiacının bulduğu yüze paralellik arzetmesi, bir “çok tanınmışlık” oyunu olmasın?

Sen bu aklınla muhaliflik yapmayı düşünme. Sen ordasın diye bizim işimiz kolaylaşıyor burada. İstediğinde sana hep he deriz... Hehheh he.

Saptamacı yazarın saptamasının “iftira” olmaması için, hedefe koyduklarının yüz bulamadıklarına dair, uçak yolculuklarına özlem duyduklarına dair, uçağın kapısı ne yana düşer diye sorduklarına dair bir belge, bir kanıt, bir tedai nerededir?

Varlığını haydi kabul ettiğimiz adı mahfuz o ünlü muhalif yazar, diyelim ki kafa içi okuyan Yassıada Savcısı geleneğinden gelmiş ve 28 Şubat’ta da avarakasnak generallere malzeme sunarak yaşamasını sürdürmüş biri olsa dahi, saptamana saptama çakıştırması, çakması, yandaşlık siciline müfterilik sıfatı ekletmez mi? Sorusu tıpkı lüks uçaklar gibi lüks olur şimdi.

Kapıda sıraya girmeden uçak yolcusu olmuş o muvafık yazarlar, yaverlerin her yolculukta tekrar ettikleri “İhtilal yapacağız, sizi de kucağımıza alacağız” testinden ve iltifatından bir mana çıkaramamaları, ihtilale ihtimal vermemekten ziyade, kucağa alınmak sıcaklığına duydukları özlem olmasın? Ki itiraflarında, yaşamadıklarına dair hiç bir iz yok. Hatta çoğu Erdoğan’a saygı isterken, paralelce bir saygı daha istiyorlardı bugün FETÖ dediklerine…

ÇEKEN BİLİR

UEFA liginde Porto-Roma maçını yöneten Cüneyt Çakır’a büyük öfke.. Başlığını tüm haber siteleri kullanmışlar.

Kötü hakem, çok kötü hakem dedikleri ünlendirilmiş hakemimiz Cüneyt Çakır’ın tüm faullerde hata yaptığını iddia etmişler.

Bir çok bakış açısından dünyaca seyredilmiş bir maçın hakeminin Türk olduğunu öğrendikten sonra, Anadolumuza yöneltilen müstehzi bakışların sahiplerine söyleyeceğimiz bir cümlemiz var.

Türkiye artık onların çektiği ayarlarla, kupa dağıtımlarıyla yaşamayı öğrendi. Sizler ise bir maçına dayanamıyorsunuz. Cüneyt Çakır, sizin beklediğiniz adalet ölçülerini bilen ve uygulayan bir hakem olsa idi, bugün kaybettik dediğiniz o finalleri Türk takımları oynar olurdu.

BİR SEN MİSİN DİNİ BİLEN

Önceki seçimlerde ve malzeme peşine düştüklerinde çarşaflı kadınları kah kamyona bindirerek, kah başbakan göğsüne yaslandırarak, kah mezarlıklarda bekleterek parça başı iş eyleyen reklam şirketleri, bakalım bu seçimde ne yapacaklar, merakımıza değişik bir unsurla cevap hazırlamışlar.

“Bize oy verin beraat edin, ahirette sorgu sualden muaf olun” gibi cizvitik görüşleri seslendirenleri duymayan ve fakat Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun konuşmalarında “hata” arayan “jüpheli” birini katmışlar önlerine..

Bir Konya yaşanmışlığı ile yumuşatarak anlatalım meramımızı.

Hacı veyiszade merhumun imam oğlunu, bir ikindi namazından sonra, cemaate geç kalan biri eğler biraz. Sana soracağım var diyerek..

Hoca memnun, bir müslümana yardımcı olacaktır, derdine çare arıyorsa eğer..Lakin son gelenin arzusu başka. Hoca’m duydumki sende kiraz fidanları varmış. Onlardan bende isterim.

Derin bir bir iç geçirir hoca. O ne bekliyordur, ondan istenen nedir? Sadece içinden söylenir. “Hoca’ya ihtiyacı olan hocaya gider, kiraz fidanına ihtiyacı olan bana gelir.”

Bugün böyle anekdotlar yaşanır mı? Mesela diyelim, jüpheliyedeselerki bekle.. Ne gelir onun aklına. Levazımat deposundan terlik-pabuç ve yanmaz, çürümez, toprağa karışmaz naylon kefen eksiltecek biri..

Hayır, hayır biz yine de onun ticari işlerini karıştırmadan yazalım, tahminimiz olan cevabı..

O da derki: “Hoca’ya ihtiyaç olan Hoca’ya gider. Hatalı ve iftiralı yorumlara ihtiyacı olan bana gelir.”

Maalesef öyle!

YAVERLERİNDEN GEL 15 TEMMUZ'A

“Bu süreç (28 Şubat) devam etse, başarılı olsa, bu iş sonuna kadar devam etseydi, Silahlı Kuvvetler’de irticai yapılanmaya geçit verilmezdi, 15 Temmuz gibi alçakca bir kalkışma hareketi olmazdı.”

BÇG’yi, yani “Batı” adına çalıştıklarını, oluşturdukları gayri kanuni bir grup adıyla ilan edenlerden adı Çetin Doğan olan bir 28 Şubat emekli generali sarfetmiş yukarıya aldığımız bu cümleyi.

Nerede sarfetmiş? BBC’de..BÇG’ye ne özlemmiş bu.

Kartel Medyası’nın kiminle yaptığı ve neyin karşılığında yaptığı hala açıklanmayan bir pazarlık neticesinde, ekranlarına taşıdığı ve yasal bir hükumete, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurumları görevde iken, Meclis’i çalışıyorken, “Gitsinler, gitsinler!” dedirttiği bir karanlık kişi ve teşkilatı ile paralel çalışmalar yapan, medya ve yargı elemanlarını brifinglerde korkutan bir emekli generalin, o paralleliği inkar çabasından başka bir şey değildir BBC’de kayda aldırdığı bu gevezelikleri..

Seçilme haklarını kullanarak gelmiş iki siyasi partinin oluşturduğu meşru bir hükumet, ülke meselelerini çözmekten ve vatandaşına refahı sunmaktan biraz fırsat bulduğunda devletten maaş alan ve devlet hizmetinde olması gerekenlerin karanlık ilişkilerini açığa çıkarmasından korkan “Batı”nın muhipleri, alelacele ortaya çıkarmış olsalar da o 28 Şubat’ı, sonraları mahşerin atlıları olarak tasnif edilecek yerli isimli fakat yabancı karakterli kuruluşların desteğiyle Refahyol’a isyanlarını sürdürürlerken, 15 Temmuz’a ulaşacak hainlerinin önündeki bütün kilitleri de kırmış oldular.

28 Şubat kasıtçıları, başta ne istiyorlardıki, sonuna kadar ulaştıklarında ne elde edeceklerdi? Bu sorulara cevabı olmayan ve adını bir kere yazdığımız o emekli general, irticai yapılanmadan ne anladığını da söylemelidir.

Yoksa bugün bahse konu o emekli generalin Amerikalı damat sahibi olmasından yola çıkanlar, ithal damat tavsiyecisi Abdullah Cevdet’in yolundan gittiğine inanacaklardır ki, saklanan ve korkulması gereken irticanın böyle bir şey olduğunu bilecek insanlar.

Sonra da Amerikan pasaportu da taşıyan milletvekili mi, yoksa Amerikalı damat sahibi general mi devlete meydan okumuştur tartışmasına gireceklerdir.

Elbette bu ülkede BBC yolcusu ve 28 Şubat eziği insanlarımıza cevap veren gazetecilerimiz olacaktır. İşte bunlardan biri de Yeni Akit’ten Ali Karahasanoğlu’dur (1 Mart 2019 Yeni Akit Gazetesi).

Yeni Akit’in heyecanlı yazarı, Amerika’dan damat almış emekli generalimize, yaşayan Refah Yol hükumeti bakanlarından sayın Şevket Kazan cevap versin istiyor.

Yirmi yıldır iktidarda olanların hesap sorma yetkileri yokmuş gibi ve o 28 Şubat’ın mağdurlarına vaatleriyle gelmemişler gibi… Kayıtlar ve terfiler ortada iken, BBC savunucusu ve BÇG’li emekli general “15 Temmuz darbe girişimine iştirak eden, Cumhurbaşkanının yaveri olan falan hepsi o dönemlerde sivillerden gelenler…” gibi bir cümle kurunca, Yeni Akit yazarı  Ali Karahasanoğlu’nun cevabı bizim itiraz edeceğimiz şekilde olmuş.

“300 generalden 150’den fazlası, FETÖ’nün hain darbe girişimine katıldığına göre..

Boşverin siz yaverleri..

Çünkü darbeyi yaverler yapmadı..

15 Temmuz hain darbesini, generaller yaptı..”

Yaverleri boşvermek, onları darbeden muaf tutmak yanlıştır, hatadır, ayıptır, günahtır. FETÖ’ye vakfettikleri emeklerini ve vücutlarını inkardır, haksızlıktır.

Cumhurbaşkanının yanı başı, dizinin dibidir faaliyet alanları. Onların ihaneti, ki bilgi çalmadır, sızdırmadır, akışı engellemedir ve sayısız günlere tekabül eder. Bir gece bir birliği ele geçirmeye gelen bir hain generalin ihaneti bir yiğit Halisdemir’le önlenebilir. Lakin göz-kulak mesafesindeki bir yaverin ihanetinin hesabı kolay kolay tutulamaz. Ulaştığı hangi bilgiyi, nereye aktardığını öğrenmek isteyenler, itiraflarını bekliyorlar.

“Çünkü darbeyi yaverler yapmadı..” Kanaati, darbeyi yaversiz bilmek eksikliği kadar tehlikelidir. Darbe yaptı denilen generallerin güvenliğini ve çalışma rahatlığını yaverler sağlamadı demek ve hatta uçak yolculuklarında medyacı elemanları devre dışı bırakmalarını unutmuş olmak, hesaplaşmaları yanlış alanlara götürür.

Bugün adı unutturulmak istenen Halisdemir’e kahramanlık karakteri olarak tam olmasa da biraz yaklaşan bir yaver seçilseydi o makamlara, belki bir başka 15 Temmuz planlamaya kalkardı FETÖ hainleri.. Belki o zaman daha haberli olurdu mes’ullerimiz.. Enişte telefonları beklemezlerdi..

15 Temmuz’dan “yaverler”i ayrı tutmak, soyutlamak, 15 Temmuz’un şehidlerine ihanet olur. Dizi sektörü, tv sektörü neden Halisdemir olmadıklarını sorgulayacak eserlerin peşine düşmek yerine, bir Menderes yuvası olan “Çakırbeyli”yi alıp götürebilirler hiç ilgisiz ve hayali ve jöleli saçlı kara oğlanlar masalına. Ama onlarınki, film icabıdır işte.

Yaverler ise FETÖ’nün başrol oyuncularıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?