Reklamı Kapat

Yakın zaman

Hafızanızın sizi yanılmayacağı en sadık zaman yakın zamandır herhalde. Yerleri, isimleri, günleri ve ayları harfi harfine hatırlarsınız. Rivayete ve tevatüre hacet kalmaz. Kendimizi içerisinde güvenli bir alana yerleştirmeye çalıştığımız yakın zamanlar tam da böylesi süreçlerdir. Yaşadığımız şeylere şahit gerekmez, zira en canlı şahit biziz ve kendimiziz.

Böyle zamanlardan bahsedildiğinde söze niye “hey gidi hey” diye başlarlar, çözmüş değilim. Sözün kifayetsizliği, hayatın sürprizlere gebe oluşu karşısında dil kendine böyle bir sığınak arıyor galiba. Hani Çinlilere izafe edilen bir söz vardır. Anlaşılmaz işler sergileyenlere Çinliler: “Allah seni garip zamanlarda yaşatsın!” diye dua ederlermiş. Belki de beddua niyetine söylenmiş bir söz de olabilir.

Yediğimizin içtiğimizin bir gittiği dostlarımız vardı. Günde birden fazla buluşarak dostluğumuza kenar süsleri yapardık. O kadar badire yaşamamıza rağmen hiç gönül koymamıştık uzun yıllar birbirimize. Eğreti tahta köprülerden geçerken sımsıkı tutunmuş ve birbirimizi hiç bırakmamıştık. Düşersek de birlikte düşelim diye.

Sonra mı? Ufacık fısıltılar kopuş için yetti. Herkes herkesi eğreti tahta köprülerden aşağı itekliyor. Üstelik ceplerimiz hıncahınç ayet ve hadislerle dolu. Fizilalden cümleleri iç cebimize yerleştirmişiz. Heybemizde şanlı tarih, kadim zamanlar, irfani gelenek gibi şeyler de var. Hiçbiri uzun zamanın emek mahsulü kardeşlik ve dostlukları geri getirmeye yetmiyor artık. Köprülerin altından çok sular aktı. Yeni köprüler yapıldı ve de paralı köprülerden geçmenin keyfini tadanlar oldu. Biz hâlâ eğreti tahta köprüden geçiyoruz. Sadece bir farkla, şimdi yanımızda tutunacak dostlarımız yok. Sadece kendimize tutunuyoruz, doğrularımıza.

Bu arada eğreti tahta köprüden geçerken düşüp ölenlerimiz oldu. Haber bile olmadı mevkutelerimize. Yakın zaman denilen bu sürecin haber kıstasları da değişmişti. Artık insan köpeği ısırdığında da haber olmuyordu. Hangi insanın kimin köpeğini ısırdığı önemliydi daha çok. Derin tarih çözümlemelerinin bolca yapıldığı şu zamanlarda keşke tarihe geçmek için sırasını bekleyen yakın zamanla ilgili de birileri bir tutanak tutmuş olsa. Gerçi en güzel tutanağı zamanın kendisi tutar, ama yine de yarın için çok anlamlı bir belgeye ihtiyaç var. Bugün en yakınlarına karşı bile bu gariplikleri yaşatanları mağdur pozisyonunda görürseniz sakın hiç şaşırmayın. Tuttuğunuz notları, bir kenara yazdıklarınızı önlerine koyun yeter.

Yakın zaman çok uzak bir zamana dönüşmeden.

28 ŞUBAT’IN KARAKTERİ

28 Şubat’ın kadın vurgusu haklı sebeplere dayanabilir, lakin bu süreci yanlış okumaya da sebep olmuyor mu? Bu süreç bir mühendislikti, ölçülüp biçildi, birileri toplumu kendi kafalarına göre dizayn etmeyi denedi. Tesirlerinin sonradan ortaya çıkacağını söyleyen oldu. Haklı mıydılar haksız mı, bu soruyu herkes kendi içinde cevaplandırsın. 28 Şubat postmodern bir darbe olarak tanındı ve de tanımlandı. Alışıldık tesirler oluşturmaması gayet normaldir. Klasik ve de modern darbelerin hedefledikleri belli bir planlanmış zaman diliminde gerçekleşmiştir hep. Yasaklar, idamlar, askeri vesayet vb. darbelerin tabiatından şeylerdir. Fakat 28 Şubat aktörlerinin bin yıl ömür biçmelerine rağmen mahdut bir süre sonra geri çekilmeleri bu darbenin karakteri ve rengiyle ilgili olsa gerektir. Bin yıllık biçilen ömrü acaba bu postmodern darbenin yeni kuşakları da etkileyecek biçimde tesirini uzun yıllar sürdüreceği şeklinde mi anlamalıyız?

28 Şubat kadınların başörtüsüne takmıştı. Sürecin bitişiyle birlikte bu yasak sadece kalkmadı, anlamsızlığı üzerinde toplumsal konsensüs de oluştu. İmam Hatip Liseleri yeniden açıldı ve hatta fazlasıyla itibarlı okullar haline geldi. Bundan da kimse o kadar rahatsız değil. Dünün irtica-laiklik kelimeleri arasına saklanarak bu iki konuyu memleket meselesi haline getirenler bugün bırakınız başörtüsü ya da İmam Hatiplerle kıyasıya mücadele etmeyi, bu insanları kendi dünyalarına bile dâhil etmeye çalışıyorlar. Bunlar olumlu gelişmeler tabi ki. Olumsuz olan ne o zaman? Yoksa 28 Şubat’ın uzun vadede murat ettiği şey mi? İçerik yoksunluğu, sıradanlaşma bugün en büyük şikâyet konularımızdan biri ise, bunu nasıl yorumlamalı? Galiba vitrinde gösterime giren ürünle içerde satılan ürün arasında esaslı bir fark olmasından dolayıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?