Reklamı Kapat

İmam Hatip’in matematik birincisiymiş!

Prof. Dr. Mustafa Şentop’un TBMM’nin 29. Başkanı seçildiği gün Meclis’te biraz araştırma yaptım. Meğerse Tekirdağ İmam Hatip Lisesi’nde okulun matematik dersi birincisiymiş. Öğretmenleri bazen dersi ona anlattırırmış. Seçimi ailesiyle birlikte izleyen oğlu Mehmet Selahaddin de matematik olimpiyatlarındaki ödülleriyle biliniyor. Şentop, Tekirdağ’ın İslami kimliği ile temayüz etmiş Rumeli kökenli bir aileye mensup. Aslında siyasetle küçük yaşlarda tanışmış. Babası, Milli Nizam ve Refah Partisi’nin kurucularından. 

Babasının da isteğiyle Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü kazanmış. Ancak hukukçu olmak istemiş, İstanbul Hukuk’a geçmiş. Ne ki o siyaseti bırakıp, hukuk okusa da, siyaset onu bırakmadı. 8 yıllık milletvekilliğinin ardından, dişli rakipleri arasından Meclis’in ilk profesör başkanı oldu. Arazilerinde toprakla uğraşmayı, silah kullanmayı da seviyor.

Önceki gün Meclis’te gördüğüm kadarıyla hem iktidar, hem de muhalefette genel bir memnuniyet vardı. Peki, Şentop’un TBMM Başkanı seçilmesinin iktidar için anlamı ne? Konuşulan şu: “Başkanlık sisteminde TBMM önemini kaybetti” eleştirilerine karşı, harekette köklü bir isimle Cumhurbaşkanı manevra yaptı.

ÇİNLİ KÖYLÜNÜN YOL HARİTASINI NEDEN OKUDU?

Prof. Mustafa Şentop. Son 8 yılda iktidarın her kabine değişikliğinde ismi hep bakan olacaklar listesinde geçti. Ama olmuyordu.

Üç yıl kadar önceydi. Davutoğlu sonrası, Binali Yıldırım kabinesine de giremeyince, “Vakti geçiyor mu ne?” diye soracak oldum.

Yanıtı Arapçasıyla, “Küllü şeyin vaktihi merhunun” oldu. Eh ne de olsa üniversitede Mecelle üzerine dersler vermiş. Yani, “Her şeyin vakti var. Vakti zamanı gelince olacak şeyi kimse değiştiremez.”

***

Ve iki ay öncesi...

Binali Yıldırım sonrası merak edilir olmuş, bazı isimler hükümet medyasında kendini çoktan “konuşturup, yazdırmaya” başlamıştı. Oysa anayasa değişiklikleri, siyasi partilerle ittifak müzakereleri, MHP ile ortak çalışmalar… Tüm oklar Şentop’u gösteriyordu.

Genel Kurul’dan çıktığını gördük. Gazetecilerle etrafını sardık.

 “TBMM Başkanlığı için sizin de isminiz geçiyor. Bu yönde bir çalışma yapacak mısınız?” diye bir manevra yaptım! Sonra bir yanında Yozgat Milletvekili Yusuf Başer, diğer yanında bendeniz olduğu halde Meclis salonlarında yürümeye başladık.

***

“Çinli köylünün hikâyesini biliyor musun?” diye atağa geçti. “Biliyordum ama unuttum” dedim. Çıkardı telefonunu, başladı okumaya. Epey uzun sürdü. Hani şu dillere destan beyaz atına Çin İmparatoru’nun adeta servet teklif ettiği Çinli Bilge Köylü’nün hikâyesi. Hikâye uzun. Köylü atı satmıyor. Sonra at kaçıyor. Bir süre sonra ardına yabani 10 atı da katıp dönüyor. O atlardan biri, köylünün oğluna çifte atıp, sakat bırakıyor. Köyün gençlerinin tamamı harbe çağrılıyor vs... İsteyen detaylarını bulur, okur. O gün Şentop Hoca, Çinli köylüden mütevellit, “Hayırlısı. Erken karar vermemek lazım. Sonuçta neyin hayırlı olduğunu Allah bilir!” dediydi.

Vakti merhunu Meclis Başkanlığı ve şimdiymiş demek.

Umarız bu görevi kendisi ve apar topar yeni bir sistem oturtmaya çalışan ülkemize hayırlı çalışmalara vesile olur.

MUVAFIĞI DA, MUHALİFİ DE LİDER!

Size birkaç isim sayacağım. Recai Kutan, Mustafa Kamalak, Temel Karamollaoğlu. Fazilet ve Saadet Partisi’nin üç genel başkanı.

Ve Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Numan Kurtulmuş, Abdullatif Şener. Ve tabi ki Turgut Özal!

Ortak özellikleri Milli Görüş Lideri Necmettin Erbakan’ın partilerinde yetişmiş isimler olması. Son beşi zamanla ayrılıp kendi partisini kurmuş, Türk siyasetine mal olmuş genel başkanlar.

Bir de Türk siyasetinde Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit’i düşünün. Sağda ve solda iki büyük partide en az kırk yıl siyaset yapmışlar, başbakan ve cumhurbaşkanı olmuşlar. Siyasete hele genel başkan düzeyinde kaç kişi kazandırmışlar?

Bu böyledir. Kimileri etrafındakilerin omzuna basarak yükselir. Kimileri ise etrafındakilerle birlikte. Türk siyasetinde; muhalifinden de, muvafığından da öyle ya da böyle bu kadar Genel Başkan çıkmış Milli Görüş’ten başkası var mı? Hem de 12 Eylül ve 28 Şubat postmodern darbesine rağmen. Ben lider diye buna derim.

ERBAKAN HOCA’NIN ARINCA SAADET YANITI!

Siyasette uzun süre kalanlar, anılarını kaleme almaya devam ediyor. Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın hayat hikâyesini, gazeteci Ömer Şahin’in yazdığı Küçük Erbakan kitabı da onlardan. Kitapta ilginç bir bölüm var. Arınç, Erbakan Hoca’ya, “Saadet, AK Parti’ye katılsın” teklifinde bulunuyor.

Kitapta anlatılanlara göre Hoca karşı çıkarak şöyle diyor: “Hayır, Hayır! Saadet Partisi’ne Türkiye’nin her zaman ihtiyacı var. Saadet Partisi, Saadet Partisi olarak kalır. Onun görevi farklı. Emr-i bil maruf nehy-i anil münkere devam etmeli.”

Bir diğer anekdot daha ilginç. Siyasette pazar, mezar olaylarını anımsatıyor:

1980 sonrası Arınç’a ANAP’a katılma teklifi gelince, “Erbakan Hoca bile gitse ben gitmem!” diyerek reddediyor. İlginç değil mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Yavuz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

02

Zubeyde - Edison un ne kadar büyük bir mücit olduğu akıllı olduğu söylenince akıllı olsaydı Allahı bulurdu islamı bulurdu islamda kalırdı demişti bir zat

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 27 Şubat 11:09
01

Iyildiz - Saadet kurulunca da, “Erbakan Hoca bile gitse ben gitmem!” demişti de, ertesi gün gitmişti...

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 26 Şubat 15:10

Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?