Reklamı Kapat

Avrupa Medeniyeti israfa, İslam Medeniyeti iktisada dayanır!

Avrupa medeniyeti ile İslâm medeniyeti her cihetten birbirinden farklıdır. Meselâ Avrupa medeniyetinin bir temeli de israfa, tüketime dayanır. İslâm medeniyeti ise, iktisadı temel esas alır, israftan kaçınır, ayağını yorganına göre uzatma dersini verir.

Avrupa medeniyeti, “tüketim çılgınlığını” körükler. Bütün mesaisini, reklâmlarını tüketime göre tanzim eder. İnsanları çılgınlar gibi tüketmeye teşvik eder. Parası varmış, yokmuş, hiç düşünmez. İnsanlara acımaz. Borçlan! Kredi al! Tüket! Der. İnsanlar bu sistemle kendi kendini tüketiyormuş, bunalıma giriyormuş, intihar ediyormuş. Hiç düşünmez, zerre kadar merhamet etmez.

İslâm medeniyeti ise, zarurî ihtiyaç durumunu nazara alır. O da borca girmeyecekse, zorlanmayacaksa, alır. Yoksa erteler. İmkânı olduğunda alır. Aldığında da israftan, gösterişten uzak durur.  Eskiden bizim atalarımız böyle idi. Belki yamalı giyerlerdi, ayakkabılarının altı delikti, ama izzetli idiler, başları dikti, yüzleri aktı. Belki kuru ekmek, soğan yerlerdi, ama son derece huzurlu idiler.

Derken, bizi de Batı’ya benzettiler. Tüketim çılgınlığı bizde de başladı. İnsanlar son model telefonlar edinmeye başladılar. Evlere plazma televizyonlar girdi. Onunla da yetinmediler bir-iki sene geçmeden bir üst modele geçtiler. Perdeler yenilendi, koltuk takımları değiştirildi. Kredi çekildi, borçlanıldı. Borç borçla ödenmeye çalışıldı. İntihar edenler oldu. Evlerde huzur kalmadı. Batı medeniyetinin umurunda mı? Onlar, “Siz ölün, biz yaşayalım”, “Siz çalışın biz yiyelim!” diyordu. Yol yakınken aklımızı başımıza alalım. İsrafı terk edelim, iktisada yönelelim. İmkânımız ölçüsünde harcama yapalım. Elimize geçen para ne kadar olursa olsun, tasarruf yapmaya çalışalım. Bakınız dedelerimiz, ninelerimiz, bulgur pilavı yer, tarhana çorbası içer, sabahları bazlama ile peynir veya çökelek yer, gayet sağlıklı yaşarlardı. Şimdiki nesil çeşit çeşit yiyecekler yiyor, bir yediğini bir daha yemiyor, yiyecek beğenmiyor, abur cubur yiyor. Peki, ne oluyor? İşte hastanelerin doluluğu, işte hastaların sayısı…

En dar daireden, en geniş daireye, yani devlet hayatına kadar iktisadı temel esas almamız lazım. Ayağımızı yorganımıza göre uzatmamız lazım. Böyle yaparsak, biz bize yeteriz. Bizim kimseye ihtiyacımız kalmaz. Halkın borcu olmaz, tasarrufu olur. Tasarrufu olunca bu tasarruf ile devletin yatırımlarına ortak olur. Faiz olmaz, kâr-zarar ortaklığı olur.

Geçen bir apartmana gittim, en üst kattaki bir dairede çatıya kadar uzanan merdivenlere dizili ayakkabılar gördüm. İnanın belki 30 çift vardı. Şimdi bu israf değil de nedir? Lütfen gardıropları açıp bakınız, senede bir bile giyilmeyen elbiseler dolu. Küçük çocukların bile gardırop dolusu kıyafetleri var. Eskiden (eskiden dedimse, çok da eskiden değil), ağabeylerin, ablaların kıyafetleri küçük kardeşlere giydirilirdi. İmkânı olanlar bile israftan kaçınırdı. Onun için o insanlar ev bark, tarla, arazi sahibi oldular. Ektiler, diktiler, biçtiler, tırnaklarıyla toprağı kazıdılar, taşları ayıkladılar, tarla ürettiler. İzzetleriyle, haysiyetleriyle yaşadılar.

Evet, borç harç edinerek, gösteriş yaparak yaşamak da bir yoldur. Ancak sonu uçurum olan bir yol… O yol bizim yolumuz değildi. Geliniz, yol yakınken bu yanlıştan dönelim. Batı’nın tüketim çılgınlığı propagandasına aldanmayalım.

İnsanlarımız bütçesine göre harcama yapmaya alışmalı. Pahalı koltuk takımı değil de çek yat al. Ne olur? Seni kınayan da sana gelmesin. Sade bir perde yaptır. Mutfak harcamalarında iktisatlı, temkinli ol. Sağlıklı yemeye dikkat et. Çocukları da israftan, gösterişten uzak tut. Çocukları küçük yaşlardan itibaren iktisatlı olmaya alıştırınız. İktisat, cimrilik değildir. Yerli yerince harcamadır. İcabında malı gerçek değerinde almak için pazarlık yapabilirsin, bu tedbirliliktir. Fakir fukaraya ise bolca vermek ise cömertliktir. Bizler hem muktesit, hem cömert olalım. Batı’nın tüketim tarzının bizi daha fazla bozmasına izin vermeyelim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burhan Bozgeyik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?