Reklamı Kapat

Korku dili ile neyin üzeri örtülmeye çalışılıyor?

Saadet Partisi genel seçimlerde yüzde 10’luk baraj engelini aşabilmek için ittifak yaptığında iktidar sözcüleri bu seçim kampanyasındaki kadar Saadet’in ittifakını dillerine dolamamışlardı. Hâlbuki şimdi Saadet Partisi ittifaksız ve tüm seçim bölgelerinde iktidar partisi bile her yerde seçime girmezken tek başına seçime girdiği halde iktidar sözcüleri her fırsatta Saadet’in ittifak yaptığını, bununla da yetinmeyerek teröristlerle birlikte hareket etmekle suçluyorlar. Kısacası, eleştirinin ötesinde bir yalan kampanyası sürdürülüyor. Bu tavır bir korkunun mu, yoksa çözülüşlerini engellemeye çalışmanın mı neticesidir çok geçmeden görülecektir.

Bu seçim kampanyasında seçimleri kazanmak için korku dilinin kullanılması giderek dozunu artırmaya başladı. Sanki toplum bir takım tehlikelerle korkutularak kendi çatıları atında toplanmaya çalışılıyor. Toplumu korkutmaya yönelik de terör örgütü ve bu örgütün siyasi uzantısı olarak takdim edilen parti kullanılıyor. Hâlbuki söylendiği gibi bir tehdit söz konusu ise iktidar sahiplerinin bu tehlikeyi bertaraf etmek görevleri değil midir? Şu anda sahip oldukları destek bu görevlerini yerine getirmelerine engel mi teşkil ediyor? Kaldı ki, önümüzdeki seçimler bir genel seçim olmadığına, iktidarın seçim sonuçlarının iktidarının elini zayıflatmak gibi bir neticesi olmayacağına göre bu korku dilinin ısrarlı bir şekilde kullanılmasının yanlışlığını sanıyorum söylemeye bile gerek yok.

Korku dilini seçim kampanyası için seçenler bu gerçeği bizim kadar biliyor olmalılar. Bile bile bu yola başvurulduğuna göre belli ki bir şeylerin üzeri örtülmeye çalışılıyor. Örtülmeye çalışılan husus ekonominin içine yuvarlandığı çıkmaz ve bu gerçeği seçmenin gözünden kaçırmaya çalışmak olabileceği gibi dış politikadaki yanlışların irdelenmesini en azından seçim sonuna kadar engellemeye çalışmak da olabilir. Ancak, hiçbir gerçeğin uzun süre gizlenmesi mümkün değildir. Toplumun bir kesimince taraftarlık duygusu ile bir takım gerçekler bir süre görülmüyor olsa da, bunun sürekliliği mümkün değildir. Eğer birileri her seçim kampanyasında icat edilen bir takım korkularla toplumun aldatılabileceğini düşünüyorlarsa bilinmelidir ki böyle bir yaklaşım milletin iradesine ipotek koymaktan farklı değildir. Belki sorunlar geçici bir süre perdelenebilir ama esas olan sorunların çözüme kavuşturulmasıdır. Bir parti 16 yıldır iktidarda olup da, ‘Bize oy verin, seçimlerden sonra bir başka Türkiye’ye uyanacaksınız’ diyorsa insanların aklına da, fikrine de inanmamak demektir.

Çünkü bu ülkede 16 yıldır tek parti iktidarı vardır ve yapmak isteyip de yapamadığı anayasal, yasal ve ekonomik hiçbir durum yoktur. Yani yapmak isteyip engellenen bir tek konu ileri sürülemez. Böylesine bir güce sahipken bir mahalli seçimin ölüm kalım mücadelesi haline getirmek anlaşılır gibi değildir.

 

BİR OKUYUCUMUN SORUSU

Yazımı bir okuyucumun Twitter’dan gönderdiği bir soru ile bitirmek istiyorum:

“Önceden zabıtalar pazarcı kovalardı, şimdi zabıtalar pazarcı oldu. Şimdi kim kimi denetleyecek, kim kimi kovalayacak?”

Sanırım bu sorunun cevabını vermek ilgililere düşüyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?