‘İyi’ dertler, arkadaşlar ve kötülükler

“Hikayelerin bugün, bir başı ve sonu yoktur, aynı yaşadığımız hayat gibi.” diye söylemiş ünlü yönetmen Michelangelo Antonioni. Ve insanları tanımanın gereksizliğine işaret etmiş bir olayı, olguyu, yaşamı hikaye edebilmek, görsele aktarmak için. Çünkü insanlar, kalbi olana, insanla münasebeti gönlüyle kurabilene asla yabancı değildir. Tanış, tanıdık, bilindik ve sıradan da değildir. Kardeştir olsa olsa, arkadaştır. Ya da biz, kendimiz, bizzat insanız işte. Hikaye edilen de yaşadıklarımızdan bir parça olacaktır.

Kadim yoldaş Bilali Yıldırım’ın ‘İyi Dertler Arkadaşlar’ isimli ilk sinematik öykü kitabı çıktı geçtiğimiz günlerde. Çok iyi de oldu, çok da güzel oldu. Kendisiyle sinemadan konuştuğumuz günlerde, daha doğrusu sinemadan konuştuğumuz televizyon programlarında (Ki her oturduğumuzda bilvesile sinemadan konuşuyoruzdur zaten) anlatacak ne çok hikayemizin olduğunu; bizim, bizden, üstlenmemiz gereken hikayelerimizin olduğunu dile getirirdik. Bir yerde yazınsalı aşan, görselin imkanı kullanılarak anlatılması gereken hikayelerdi onlar. Öykü formunda okura sunulması elbette öyle olmayacağı, bir sinema filminin konusunu oluşturmayacağı anlamına gelmez. Zira sinopsisi biraz aşan, tretmandan biraz eksik; sinopsisle tretman arası sinematik öykü olmuş her bir anlatı. İster görsel adına yeniden yaratım için fikir versin, ister salt okumak suretiyle gönülleri kıpırdatsın Bilali’nin anlatısı bildiğimiz yahut duyduğumuz, kimi zaman şahit olduğumuz; ancak her halukarda bizimkilerin yaşadığı gerçeklerden birer çeşni sunmuş.

Bir olay hikaye edildiğinde anlatıcının yorumu, anlatma yeteneği, dili, diyalektiği, estetik kaygıları anlatmak bağlamında önem kazanır. Yani gerçeklik, edebiyat ürünü bir metinde hikayenin malzemesi; düşünsel ve duygusal bir zenginlik olarak gerçeğin sınırlarına yaklaşıp uzaklaşarak anlatımda yetkinliğin sergilendiği, daha çok dil ile alakalı bir yaklaşım halini alır. Bu bağlamda sinema Fransız yönetmen Alexandre Astruc’un belirttiği şekilde soyut düşünceleri dahi yansıtabilen, romanda ve denemede olduğu gibi saplantıların açıkça ortaya konabildiği kalem kamera (camera-stylo) çağını yaşarken, yazınsal öykülemede dilin, düşüncenin ve hatta duyguların duvarlarına toslamak pekala mümkündür. Ancak ‘İyi Dertler Arkadaşlar’da pek de öyle olmamış. Çünkü bizimkilerin yaşadığı ve yaşayanlarının anlatmak hususunda dillerinin kifayet etmediği, edemediği (çünkü gaddarca ve sonsuza değin susturuldukları) salt gerçeklikten ibaret öykülerden oluşmuş. Nasılı da yine yazarı tarafından ucundan kıyısından belirtilmiş ki Somali’de, Gazze’de, Arakan’da ve sair coğrafyamızda karşılaştığı insanların gözlerine bakarak, belki seslerini duyarak edindiği yaraların aktarımı olmuş. Nihayet topraklarımızda kan, bir nehir serencamı gösterip kurşundan sandallarıyla insanlarımızı ölüme doğru taşırken, gönlümüzdeki tahrifat cerahat bağlamasın için, en azından yeniden kanasın ve yenilensin için söz konusu hikayeler çekinmeden dokunmak şeklinde tanımlanmamış bir görev üstlenmiş.

Coğrafyamızda, milli yahut gayrı milli coğrafyamızda kanın akışkanlığı, zulmün atılganlığı sadece küresel savaş konzernlerine bağlanamaz. Amerika olmasa da insanları Irak’sız, Suriye’siz bırakmak, Filistin isminin meşruiyetini tartışıp insanlık tarihi boyunca yeryüzünde sadece belasını arayan yahudiyle kucaklaşmak, Afrika’da renklere, Asya’da fırsatçı pezevenklere takılmak, Avrupalının dinine Türkiyelinin diline sataşmak pekala mümkündür. Hiçbir şey bulamazsak insanları hapse tıkmak, yuvalarını dağıtmak, yaşamlarını zorlaştırmak için iktidarlar oluşturur, örgütler, gruplar, cemaatler uydururuz. Coğrafyamızda batıl da olsa emek sarf edip gerçekleşen her oluşum nedense kutsallaşıverir. Standart ikonik anlamları aşar, putlaşıverir. Dahası, işlenen her bir kötülük, insanlığın daha iyiye, daha güzele ulaşması emeliyle işlenir. Hiçbir zalim zulmettiğini, kötülük ettiğini kabullenmez. Myanmar yöneticilerine göre Arakanlı Rohingyalar, yüzde seksendokuz’u Müslüman olan Bangladeş’in Avami Birliği yöneticilerine göre Cemaati İslami; Pakistan, Hindistan ve Çin’e göre Azad Keşmirliler, Mısır yöneticilerine göre İhvanü’l-Müslimin, Türkiye yöneticilerine göre kendilerine muhalif olanlar, israil işgalcilerine göre yahudi olmayanlar, Suud yönetimine göre Husiler terörist olarak tanımlanır. Örnekler çoğaltılabilir, maalesef azaltılamaz.

Bilali Yıldırım’ın ‘İyi Dertler Arkadaşlar’ı işte tam da bu coğrafyada bizim olan, bizden olan öyküleri biriktiriyor. Edinip, okuyup ‘iyi’ dertler edinmek yahut derdin çokluğunu görüp hangisine yanmak gerektiğini kestirmek sizin güzelliğiniz…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?